GeriHürriyet Cumartesi Yaşıyorsak hâlâ umut var demektir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yaşıyorsak hâlâ umut var demektir

Yaşıyorsak hâlâ umut var demektir

‘Şaşıfelek Çıkmazı’ndan ‘Babam ve Oğlum’a hafızalara kazınan birçok dizi ve filmde onu başrolde izledik. Oyunculuğu ve karizmasıyla hep adından söz ettirdi. Magazinden uzak durdu, hep işiyle gündemde oldu. Az ve öz konuştu. Fikret Kuşkan, Kanal D’de başlayacak olan yeni dizisi ‘Zalim İstanbul’ vesilesiyle buluştuk. Filmleri aratmayacak hayat hikâyesinden topluma kadar her şeyi konuştuk.

'Zalim İstanbul’ bu hafta başlıyor. İstanbul sizin için de zalim miydi?

- İstanbul kozmopolit bir şehir. Her türlü çeşitliliği ve farklılığı içinde barındırıyor. Tüm acımasızlığı ve güzelliği buradan geliyor. Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan her birey için olduğu gibi, benim için de zalimdi.

* Sizin bu ‘zalim İstanbul’da filmleri aratmayacak bir hikâyeniz var. Yedi yaşındayken babanız felç olmuş. 13 yaşına geldiğinizde onu kaybetmişsiniz. Babasızlık hayata nasıl yansıdı?

- Önemli olan kaybettiğimiz insanların nasıl hatırlandıklarıdır. Giderken bana nasihatlerini miras bıraktı. Onsuzluğu yine onun ve annemin sayesinde atlattım. Babasızlık bir çocuğu güçsüz kılar diye düşünülebilir ancak bu sınavla erken yüzleşmek ve bunun üstesinden gelmek beni hayattaki her zorluğa karşı dayanıklı kıldı. Okul ve çalışma hayatını birlikte götürmek zorundaydım.

Beni bugün ben yapan zamanlarımmış onlar

* Nasıl işlerde çalıştınız?

- Her türlü işte çalıştım... Pazarcılıktan tutun da elektrikçi çıraklığına... Marangozluk, dikiş makinesi, buzdolabı, çamaşır makinesi tamirciliği, hidrolik presler, sıcak-soğuk demircilik... Sanırım 15-20 iş dalında çalışmışımdır. Harçlığımı çıkarabilmek, sofraya katkıda bulunabilmek için çalışmak zorundaydım. İyi de yapmışım. Beni bugün ben yapan zamanlarımmış onlar.

* İlk kazandığınız parayı hatırlıyor musunuz?

- İstinye’de, yedi yaşında marangoz çıraklığından kazandığım paraydı.

* Ne yaptınız o parayla?

- Sabah kahvaltısında sofraya koymuştum. Anam da içinden bana harçlık vermişti. Yüzümü okşayıp başımı koklamıştı.

Yaşıyorsak hâlâ umut var demektir
Zorluğum kendime, kimseye değil...

* Asi bir genç olduğunuz söyleniyor. Gerçekten öyle miydiniz?

- Doğrudur; adaletsizliğe, haksızlığa, zorbalığa, özensizliğe karşı her zaman dik durdum. Gençlik yıllarımda bunu yansıtma şeklim daha pervasızdı. Baba olmak, aile sorumluluğu bunu değiştirdi. Duygularımda, düşüncelerimde, tutkularımda bir değişiklik yok, yalnızca tepkilerimi gösteriş biçimim evrildi.

* Hakkınızda bilinen en büyük yanlış ne oldu?

- Zor bir insan olduğum... Zorluğum kendime, kimseye değil. İşimle ilgili titizliğim, sanırım çalıştığım insanları zaman zaman ürkütebiliyor. Ayrıca unutmamak gerekir ki övgü, yerginin başlangıcıdır.

Her zamankinden daha yaratıcı olmalıyız

* Dünyada insana, doğaya şiddetin dozu hızla yükseliyor. Sizce neden?

- Kapitalizmin her geçen gün daha da vahşileşmesi sebebiyle; erdem, ahlak, empati, hoşgörü gibi kavramlar değersizleşiyor. Ve insanı insan yapan bu değerlerden yoksun bırakılan toplumlar, gaddarlaşıyor.  

* Ekranda; içki kadehinin buzlanması, biplenen kelimeler ya da bir öpüşme sahnesinin kesilmesi gibi uygulamalar size ne hissettiriyor?

- Sansür, dünyanın her yerinde özgür düşünen herkese aynı şeyi hissettirir. Yapılması gereken, her zamankinden daha yaratıcı olmak.

* Umutlu musunuz?

- Yaşıyorsak hâlâ umut var demektir.

Yaşıyorsak hâlâ umut var demektir

Sarıp sarmalayıp onu ben, beni o yaptım

* Yeni diziniz ‘Zalim İstanbul’ ne anlatıyor?

- Antakya’da üç çocuğu ve kayınvalidesiyle yaşayan Seher’in, başarılı bir işadamı olan, memleketlileri Agâh Karaçay ve ailesiyle yollarının kesişmesini konu alıyor.

* Neydi Agâh karakterinde sizi cezbeden?

- Birçok işimde zaman zaman kenarından kıyısından geçtiğim bir karakterle, tam manasıyla karşı karşıyayım. Taşınması oldukça zor bir karakter. Kanaviçe gibi işlemek gerekiyor. Yoksa yazık olur Agâh’a. Önce onu anladım. Sonra empati kurdum. Dokundum. Cevap verdi. Sarıp sarmalayıp onu ben, beni o yaptım. Henüz işim bitmiş de değil Agâh’la. Avcumun içinden cıva gibi kayıyor. Üçüncü bölümde yutar, dördüncü bölümde ancak hazmederim diye düşünüyorum.

100 üzerinden 75-80’i cebe indirdim mi benden keyiflisi yok

* Yıllar önce televizyon dünyası için, “Burası piyasa denilen ticarethaneye dönüştürülmüş bir alan” demişsiniz. Hâlâ aynı mı düşünüyorsunuz?

- Televizyon sektörüne reklam gelirleri yön veriyor. Reklam gelirleriniyse reyting sistemi belirliyor. Bazen çok özenilmiş, doğru dinamikler üzerine kurulmuş işler dahi bu sisteme yenik düşüyor. Bu denli büyük maliyetli projelerin, bu ve benzeri şans faktörlerine bağlı olması istikrarsızlık yaratıyor. Sektörün yalnızca kâr-zarar dengeleri üzerinden ele alınmasıyla piyasalaşması, sanatsal üretimin önünü tıkıyor.

* Peki dünden bugüne kariyerinize baktığınızda kendi adınıza ne hissediyorsunuz?

- Geride nitelikli işler bıraktım, gelecekte bunlardan daha da iyilerini yapmak için hevesliyim.

* Her yaptığınız projede kendinizi değerlendirip puanladığınızı okumuştum. Bunu hâlâ yapıyor musunuz?

- Yaptığımız iş bir ekip işi, karakterimin başarısı yalnızca benim performansımla oluşmuyor. Tüm bu kriterleri gözeterek kendimi de nesnel bir perspektifle değerlendiriyorum. Her proje benim için bir sınav. 100 üzerinden 75-80’i cebe indirdim mi benden keyiflisi yok.

Yaşıyorsak hâlâ umut var demektir


 Yedi yaşımdan beri yüzlerce kuş besledim

* İki oğlunuz var. Bir oğlunuzun adı ‘Kuzgun’. Neden bu adı koydunuz?
- Yedi yaşımdan itibaren yüzlerce kuş besledim. Sakalarım, isketelerim, floryalarım vardı. Babamın vefatının ardından hepsini saldım. Geri gelenler, penceremin dibinde ölenler, ellerimle gömüp arkalarından hatim indirdiğim kuşlarım oldu. 11 yaşımdayken, “Elim kırılsaydı da atmasaydım” dediğim bir kazada bir kuzgun vurmuştum. Annem onu tedavi etti. Yatağımın altında bir sepetin içinde altı ay yaşadı.

* Peki sonra?

- Annem ondan ayrılamayacağımı anlayınca “Bak annesiyle babası geldi; yavrularını istiyorlar” dedi. Kafamı kaldırdığımda 15-20 tane kuzgun ağacın dallarındaydı. Vedalaştım Kuzimle. Uçurdum onu ailesinin yanına. Şimdi kuş beslemiyorum. Benim artık iki tane, çok kıymetli, adları Gün Kuzgun, Gece Asaf olan ‘kuşlarım’ var... Gün gecesiz, gece de günsüz olmazdı. Tabii bir de Kuzgun Acar var. İsmi oğlumda yaşayan, büyük hayranlık duyduğum, Türkiye’nin en kıymetli ressam ve heykeltıraşlarından biri.

Hiç tükenmedim, tükenmeye de niyetim yok

* 20’li yaşlardan beri şöhretsiniz. 90’lardan günümüze şöhret kavramı nasıl şekil değiştirdi?

- Şöhret denilen şey geçmişte bir illüzyondan ibaretti, şimdi de bir sanrıdan ötesi değil. Hiçbir şey çok
çalışmadan olmuyor. Oyunculuk yüksek disiplin
  gerektiren, ciddi bir meslek. Şöhret benim hiçbir
zaman hedefim olmadı.
Buna uygun bir karakterim olduğunu da düşünmüyorum. Tiyatro disiplininden gelen, 28 yaşına kadar gelecek planlarını akademisyen olmak üzerine kuran bir aktör olarak, şöhret benim için o zaman da bir amaç değildi ve olamazdı.

* Sizin şöhretle başa çıkamadığınız
zamanlar oldu mu?

- Savrulmak demeyelim de işime odaklanmak için içime kapandığım, uzaklaştığım zamanlarım oldu, şöhretle başa
çıkamadığım için değil.

* Vaktiyle oynadığınız birçok dizi; ‘Şaşıfelek Çıkmazı’, ‘Hanımın Çiftliği’... Ya da sinema filmleri; ‘Mustafa Hakkında Her Şey’ ve ‘Babam ve Oğlum’ hâlâ izlenip beğeniliyor. Bugün de böyle projeler yapılıyor mu sizce?

- Bugün de değerli, nitelikli işlerin yapıldığını düşünüyorum. Yapılan iş sayısı önceki dönemlerle karşılaştırıldığında çok fazla olduğundan bu nitelikte işlerin görülebilme oranı azalıyor. Ama izleyici hâlâ özenilmiş filmleri ayırt edebiliyor.

* Siz yıllardır birçok rol canlandırdınız. Son yıllarda kendini padişah sanıp sete kılıçla girenleri ya da tükenmişlik sendromu yaşayanları bile gördük. Sizin tükendiğiniz anlar oldu mu?

- İşinin delisi olanları severim. Hiç tükenmedim, tükenmeye de niyetim yok. Rahmetli Tuncel Kurtiz gibi işimi yaparken göçmeyi yeğlerim bu dünyadan. İnsanlar ve insanlık adına bu meslek bana çok şey öğretti. Ölünceye kadar da öğretecektir. Yaşlanmak değil, yaş almak yakışır bana.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle