GeriHürriyet Cumartesi Resimlerimi İstanbul’un kaosu besliyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Resimlerimi İstanbul’un kaosu besliyor

Resimlerimi İstanbul’un kaosu besliyor

Ressam Eda Su Neidik, altıncı kişisel sergisi ‘Hücre’yle huzurlarınızda. Fransa’da büyüyen, beş yıl önce İstanbul’a yerleşen Neidik’le sanat yolculuğunu konuşurken oyuncu annesi Arzu Okay’ı da andık.

Serginiz ‘Hücre’ birkaç gün önce açıldı. İlk tepkiler nasıl?
- Son üç sergidir çalışmalarımın odağında hep noktalar var. Açılışta ilginç yorumlarla karşılaştım. Çoğu ziyaretçi tekniğimi sorguladı, bir kısmı da yaptıklarımın ‘deli işi’ olduğunu düşündü. Tek tek noktalarla çalışmak çok kolay değil. Beni ilk sergimden beri takip edenler çok farklı bir yere vardığımı söyledi. Demek ki bir şeyler başarıp insanları hâlâ şaşırtabiliyorum.
Bu sergi kaç yıllık bir çalışmanın ürünü?
- İlk sergide noktalar, gözeneklerimizi ifade ediyordu ve tablolara portreler olarak yansıyordu. İkinci sergide irisin damlalarını anlatıyorlardı. Bu sergideyse artık noktalar, hücreleri temsil ediyor. Hücre araştırması bir buçuk senemi aldı. ‘Hücre’de günlük hayatta bütüne odaklanırken detayları ve incelikleri nasıl kaçırdığımızı düşündürmeyi amaçladım. Eserlerin kiminde insan vücudundan hücreler, kiminde de dokunduğumuz, beraber yaşadığımız gündelik hayatımızdaki organizmalar yer alıyor.
Ressamlık çocukluk hayaliniz miydi?
- Çocukluğumdan beri resim yapardım. Tiyatro eğitimi de aldım ama resim hep ön planda oldu. Lisede de ağırlıklı olarak resim dersi almıştım. Birkaç hocam bu mesleği seçmem için beni yönlendirdi, hatta yurtdışında okumamı tavsiye ettiler. Sorbonne’da resim, Sudden Théâtre’da tiyatro eğitimi aldım; İtalya’da Erasmus programına katıldım, İspanya’da yüksek lisans yaptım, sonra da bir süre İngiltere’de yaşadım. Bu tecrübelerin hiçbirine paha biçilemez.

Resimlerimi İstanbul’un kaosu besliyor

Kendinizi hangi kültüre daha yakın hissediyorsunuz, eviniz neresi?
- Tüm çocukluğumu geçirdiğim, Fransızca anadilim olduğu ve dostlarımın büyük kısmı orada olduğu için Fransa’ya daha yakın hisssediyorum. Ama eviniz neresi sorusuna ‘dünya vatandaşıyım’ demeyi tercih ediyorum.
İçinde bulunduğunuz şehir, eserlerinizi etkiliyor mu peki?
- Evet, yaşadığım her şehir bana bir bakış açısı kattı. Bir toplumu, kültürünü, sanatını, coğrafyasını, dilini, insanını tanıma şansım oldukça bu durum resimlerime de yansıdı. Son beş senedir İstanbul’dayım. Çok yorucu bir şehir olmasının yanı sıra inanılmayacak kadar ilham verici bir yer. Bir kaos içinde yaşıyoruz. Ama o kaosun da beni beslediğine inanıyorum. Belki de eğitimim ve bakış açım Türkiye’deki insanlardan farklı olduğundan, birçok şey bana daha şaşırtıcı geliyordur.
 Fransa’da nasıl bir evde, nasıl bir ortamda büyüdünüz?
- İstanbul’da doğdum ama birkaç aylıkken Paris’e gitmişim. Annemle evimiz, gülücüklerle dolu bir evdi. Mahallenin okuluna birlikte gittiğim arkadaşlarımla aynı zamanda komşuyduk. Sokakta top oynayan, bisiklet süren, gece geç saatlere kadar kapı önünde sohbet eden bir çocuktum. Hatta evin kapısı cuma günü okul çıkışında açılırdı, pazar akşamına kadar da kapanmazdı.
Neden?
- Biz yemek yapmayı çok severiz. Arkadaşlarım eve girer, bahçeye gelmeden veya odama çıkmadan önce mutfakta annemle otururlardı. Bugünkü toplumla kıyaslayınca, bizim o günkü korkularımız çok naif kalıyor. Şimdiki çocuklara çok üzülüyorum. Okuldaki dersten özel derse koşuyorlar, sokakta oynamak ne mümkün! Üstelik korku içinde yaşıyorlar. Benim hayatım çok renkliydi. Küçüklüğümden beri, arkadaşlarımla birdik. Hiç ayrımcılığa uğramadım. Fransa eğitim sisteminde hiçbir ayrımcılığa yer verilmiyor; cinsiyetin, kimin nereden geldiğinin önemi yoktur.
Bütün röportajlarınızda size mutlaka anneniz Arzu Hanım da soruluyor. Bazen anne-kız ilişkisini anlatmaktan yorulduğunuz oluyor mu?
- Olmuyor ama evet, annemi soruyorlar; ben de bıkmadan usanmadan anne-kız ilişkisinden çok, iki dost olduğumuzu anlatıyorum. Günü gelir didişiriz, ki bu çok doğal, hatta olmazsa garip olurdu. Ama onun dışında annemle sırdaşız, her gün birbirimize bir sürü şey öğretiyoruz. Birbirimizin en büyük destekçisiyiz. Annem çok fedakâr, sevgi dolu, sabır küpü ve çok güzel bir insan. Bana insanlara saygı duymayı, sevmeyi ve kendi fikirlerimin arkasında durmayı o öğretti.
Resimlerimi İstanbul’un kaosu besliyor

‘Hücre’, 8 Mayıs’a kadar Asmalımescit Art Gallery’de görülebilir. Beyoğlu; (0212) 249 69 79.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle