GeriHürriyet Cumartesi Ortada tadılacak bir yemek, etrafında toplanılacak bir sofra olduğunda, diyalog biraz daha kolay kurulabiliyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ortada tadılacak bir yemek, etrafında toplanılacak bir sofra olduğunda, diyalog biraz daha kolay kurulabiliyor

Ortada tadılacak bir yemek, etrafında toplanılacak bir  sofra olduğunda, diyalog biraz daha kolay kurulabiliyor

Çalışma arkadaşımız, gazeteci Ali Tufan Koç dört yıl önce ABD’ye yerleşti, bir içerik ajansı kurdu. Bir yandan New York-İstanbul arasında mekik dokuyarak modern hayat üzerine atölyeler düzenliyor, bir yandan da uluslararası bir gastronomi dergisi üzerinde çalışıyordu. Derginin hazırlıkları tamamlandı, İngilizce yayın yapacak olan SUMAC geçen hafta okurla buluştu. “Yemeğe, muhabbete ve yazıya duyduğum açgözlülüğü hayırlı bir iş için kullanmanın yollarını arayıp duruyordum” diyen Koç’la ‘büyük dertlerden küçük birer ısırık alma’ amacı güden yeni yayını konuştuk.

Bir yemek yayını çıkarmaya nasıl karar verdin?
- Yemeğe olan düşkünlüğüm; öyle hayalinin, tutkusunun peşinden gitme projesi olarak açıklanabilecek, motivasyonu ve kahramanlığı bol, tatlı bir hikâye değil maalesef.
Nasıl yani?
- Annem bana hamile kaldığında, çıtkırıldım geçmiş gençliği bitmiş, tartıda 100’ü kilo kilo aşmış, aşermenin cilt cilt kitabını yazmış. Yaratıcı aşermeleri, tatlı-tuzlu kombinasyonlarıyla sağ olsun 6.5 kilo gelmişim dünyaya. Yemeğe, muhabbete, yazıya ve üretmeye duyduğum açgözlülüğü hayırlı bir iş için kullanmanın yollarını arayıp duruyordum. Pişirmekten çok yemeyi, sofrada konuşmaktan çok dinlemeyi sevdiğimi fark edince ne yapabileceğim de az buçuk şekillendi. Böyle bir dergiyi, bu dönemde, bu yaşımda, New York’tan çıkarmazsam gözüm açık giderdim.

Ortada tadılacak bir yemek, etrafında toplanılacak bir  sofra olduğunda, diyalog biraz daha kolay kurulabiliyor

 ‘Kâğıt öldü-ölecek’ tartışmaları sürüyor. Kolları sıvamadan önce neler geçti aklından?
- Dünyadaki büyük yayın grupları hızla tiraj kaybediyor. Bir yandan daha niş ve kompakt, sadece belli bir konuya odaklanan bağımsız yayıncılığın yükselişi yazılıp çiziliyor. Rakamlar bize diyor ki: Kâğıdın, en azından şimdilik, öldüğü ya da bir yere gittiği yok. Sadece anlam, rol ve kabuk değiştiriyor. Dijitalleşen dünyada, haber alma ihtiyacını karşılama gibi bir misyonu kalmadı mesela kâğıdın. Tarihte Sanayi Devrimi’nin yarattığı/bıraktığı etkinin belki bin misli gücündeki Dijital Devrim’in tam ortasında, hâlâ dijitalle analog arası bir yerdeyiz. Herkesin kafası karışık, sürekli yeni modeller deneniyor. Hem basılı hem dijital kolu olan bir yayın çıkarmak hâlâ akıl kârı, tam da bu dönemin yansıması. Net-A-Porter’dan tut, Airbnb’ye, Vice’a kadar dijital dünyanın ortasında doğan dev markalar tersten gitti, sonradan kendi basılı yayınlarını, dergilerini çıkardı. Gayet de ilgi görüyor bunlar. Biz de dergi, daha hâkim olduğumuz bir form olduğu için ilk ondan başladık. Dijital kanalları da gelecek zamanla.
Yemek temalı insan öyküleri ve portreleri
 SUMAC’ı nasıl anlatırsın? Neler bulacak okur dergide?
- Klasik bir yemek yayını değil. Dünyada yemek üzerine yayın yapanların çoğu eksene şef, restoran ve malzeme hikâyelerini, yemek tariflerini alıyor. Oysa yemek hayatın her anında, alanında: Ayrılık sahnesinde, ilk aşk acısında, seks sonrasında, aile kavgasında, kendini en yaratıcı, en güçlü ya da en zayıf hissettiğin anlarda... Kamerayı, o anlara ve hatıralarına çevirmek istedik. SUMAC’ın ekseninde yemek temalı insan öyküleri, portreleri ve hatıraları var.
Ortada tadılacak bir yemek, etrafında toplanılacak bir  sofra olduğunda, diyalog biraz daha kolay kurulabiliyor

Amacı ne peki?
- Yemeği araç olarak kullanıp birbirinden farklı geçmişe, kültüre ve düşünceye sahip insanlar arası bir diyalog kurmaya çalışıyor, körelen empatiyi ve tahammülsüzlüğü bir lokma da olsa onarmaya çalışıyor. Dünyanın neresine gidersen git, herkes toplumun hiç olmadığı kadar polarize olmasından ve tahammülsüzlükten yakınıyor şimdi. Çözüm adına ortaya atılan iri laflar, soyut projeler ve gereğinden lüzumsuz idealist yaklaşımlarsa görüntüsü iştah açıcı olmasına rağmen lezzet ve besin değeri açısından içi boş bir yemek gibi. Büyük dertlere, küçük ısırıklarla yaklaşmak en azından pratikte fayda sağlatıyor. Bir lokma, bir lokmadır sonuçta. Biz de yemek gibi uzlaştırıcı ve bağlayıcı bir role sahip, insanlığın ortak paydası olan bir unsuru alıp bu amaca yönelik kullanmak istedik.
Ortada tadılacak bir yemek, etrafında toplanılacak bir  sofra olduğunda, diyalog biraz daha kolay kurulabiliyor

Ali Tufan Koç: Böyle bir dergiyi, bu dönemde, bu yaşımda çıkarmazsam gözüm açık giderdim.
◊Yemeği bir araç olarak kullanıyorsunuz yani?
- Evet çünkü ortada tadılacak bir yemek, etrafında toplanılacak bir sofra olduğunda, o diyalog biraz daha kolay kurulabiliyor. İlk sayıda dini kurallara sıkı sıkıya bağlı ve dışa kapalı bir yaşam sürmeleriyle bilinen Hasidik Yahudi topluluğuyla şabat da yaptık, birbirinden farklı cinsel kimliklere sahip New York’luları evimizde ağırlayıp yemek sofrasında cinsellik kavramını da tartıştık.
 Kim hazırlıyor bu dergiyi?
- Çekirdek kadrosu çok küçük. Bir Türk, bir Amerikalı, iki İskandinav çıktık yola. Hepsiyle yolum New York’ta kesişti. Heyecanıma, hayalime ortak ettim onları da. Daha New York’a taşınmadan evvel kafamda çizmiştim dergiyi. Barmeninden porno aktörüne, sanatçısından seramikçisine, şefinden terapistine geniş bir yazar ve ‘katkıda bulunan’ skalası var. Doğası ve misyonu gereği, gastronomi sahnesinden insanlarla sınırlı olmaması gerekiyordu. Dergiyi kapadığında, sanki dünyanın bir ucunda bambaşka kültüre, geçmişe, kariyere sahip biriyle aynı masaya denk düşmüşsün ve her anlamda kafanı açacak bir sofra muhabbeti yapmışsın hissi geçsin istedim. Biraz açılsın kafalar, kapılar, bacalar...
Ortada tadılacak bir yemek, etrafında toplanılacak bir  sofra olduğunda, diyalog biraz daha kolay kurulabiliyor

Dergi için Hasidik Yahudi topluluğuyla yaptığımız şabattan...
Cumhuriyetçilerle Demokratlar aynı sofrada
◊ Türkiye’deki okur nasıl ulaşabilecek yayına?
- İnternet sitesi üzerinden dergiye abone olunabilir. Türkiye’deki abonelere gönderimi, uluslararası gönderim masrafından muaf tutmak adına, İstanbul’dan yapılacak. Bu ay itibariyle 8 ülkede, 22 şehirde, 80’e yakın farklı satış noktasında olacak dergi. Bunların içinde İstanbul’dan da birkaç kitabevi ve dükkân var. Bana ulaşın, ellerimle paketler, yollarım ilk sayıyı.
 İleriki sayılarda neler olacak?
- Koyu Cumhuriyetçilerle Demokratları aynı masa etrafında toplayıp önden alacağımız yemek hatıralarından ilhamla onlara bir yemek hazırlayacağız ve günümüzün politik iklimini konuşacağız mesela...
O bakış, sessiz manifestomuz
 İlk sayının kapağında Asia Kate Dillon var. Neden onu seçtiniz? Nasıl bir katkı sunuyor ilk sayıya?
- Asia, kendini ‘non binary gender’ (cinsiyetsiz) olarak tanımlayan bir oyuncu. Kendine bir cinsiyet atfetmiyor; kendini herhangi bir toplumsal cinsiyetle, yani kadın veya erkek olarak görmüyor. Son olarak geçen hafta vizyona giren ‘John Wick 3’ filminde ve Türkiye’de de gösterilen ‘Billions’ dizisinde oynuyor ki cinsiyetsiz bir oyuncunun anaakım bir dizide rol alması televizyon tarihinde bir ilk. Toplumdaki cinsiyet dayatması, kadın ve erkek rollerine atfedilen anlamların gittikçe daha sivrilmesi, ‘cinsiyetsizlik’ kavramını yükseltti. Toplumun dayattığı rolleri, kalıpları her fırsatta ve bahanede yıkmanın gerekliliğine inanıyorum. SUMAC olarak bu kalıpların ötesinde bir bakış açımız ve anlatım dilimiz olsun, insanlara ve onların hikâyelerine cinsiyet rollerinden, dillerinden, dinlerinden, ırklarından bağımsız yer verelim istiyoruz. İlk sayı kapağının, çok da bağırmadan bu tavrı içermesi önemliydi. Bunun için de Asia’dan daha iyi bir seçenek olamazdı. Kapak karesindeki bakışı, sessiz manifestomuz gibi.
Ortada tadılacak bir yemek, etrafında toplanılacak bir  sofra olduğunda, diyalog biraz daha kolay kurulabiliyor

İlk sayının kapak yüzü kendisini ‘cinsiyetsiz’ olarak tanımlayan
Asia Kate Dillon.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle