GeriHürriyet Cumartesi Klişeler imparatorluğunun çöküşü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Klişeler imparatorluğunun çöküşü

Klişeler imparatorluğunun çöküşü

Atv’de başlayan ‘Canevim’, torna tezgâhından çıkma kalıp dizilerin sonuncusu. Her dakikasıyla zaman, emek ve kaynak israfı hatırlatan, zekâmızı aşağılayan bu türün her örneği unutulup gitmeye mahkûm. Fakat beraberlerinde sektörün itibarını da yerle bir ediyorlar...

'Canevim’ oyuncularının bayram mesajı yolladığı kısa bir video dolaşımdaydı geçen hafta. Gözleri pırıl pırıl genç insanlar, iyi dilekleriyle el sallıyor, neşeyle gülümsüyor. Ne kadar hayat dolu, samimi, genç, güzel, ışıltılılar. Oysa ‘Canevim’de dizinin yaratmaya çalıştığı dünyada yıldızlarının parlaması gerekir. İyi oyunculukla, yüzlerindeki anlamı derinleştiren ışıkla, özenli, dikkat çekici kostümle, makyajla, can alıcı repliklerle, doğru zamanlanmış esprilerle, sağlam reji desteğiyle...

Başka koşullarda tüm potansiyelleriyle heyecan verici şeyler ortaya koyabilecek oyuncular bu zavallı kopyala-yapıştır dramın içinde kuruyup gidiyorlar.

Büyük bir ihtimalle Latin Amerika ülkelerine, Ortadoğu’ya, Balkanlar’a satılamayacak kadar kısa ömürlü olacak bu dizi, kamera arkasında ve önünde emek verenleri başarısız, sönük, yetersiz hissettirip 3-5 bölümle veda edecek. Harcanan paralar 23’üncü sıraya kadar yeten reyting bunalımını tedaviye yetmeyecek. Hem izleyenin, hem çalışanın zamanını israf eden bu diziler yalnızca kanalların değil tüm sektörün prestijini çökertiyor. Aynı hikâyeleri, aynı taşra güzeli yeşil gözlü kızlarla kara sakallı adamları, seksist, mizojinist hikâyeleri, sosyal statü düşmanlığını daha da ittirmenin anlamı yok. Daha fazla zengin sosyopat erkeğin zavallı yoksul kızlara duygusal işkence yapmasını izlemeye kimse meraklı değil. Beykoz’da ne kadar villa varsa hepsinde çekilmiş bir dizi gördük, Balat’ın bütün arka sokaklarında ‘sıcacık mahalle ruhu’nda kıymalı patatesin buharının tüttüğü eve girdik.

Ekrana “YETEEEER” diye bağırasımız gelene kadar gururlu, namuslu kızların dünyanın en aptal kararlarını verdiğine, anaların hep ağladığına ve babaların da hiç bir işe yaramadığına ikna olduk. Tamam, anladık. Birileri bir dönem yokluktan bunları çok sevdi. Ama bitti. O klişeler imparatorluğu çöktü.

Dijitalin özgürlüğü, bu ilhamsız, renksiz, ruhsuz tutsaklığı çoktan paramparça etti.

Yeniye, cesura yer açılsın

Bir tek ‘Canevim, Hercai, Kuzgun, Leke’ gibi diziler değil, yaklaşan yaz ekranı da durumun vahametini  açık ediyor. İki kıytırık romantik komedi, oradan buradan ‘esinlenme’ çiğnenmiş hikayeden ‘neşe’ bekliyoruz.

Bir şeylerin değişmesi gerektiği gün gibi ortada. Final yapan ‘Çukur’ ve ‘İstanbullu Gelin’, ulusal kanallarda izlemeye değer son diziler olmasın. Zamana uyum sağlamanın, izleyiciyi aptal yerine koymadan, sektörde çalışan yüzlerce yetenekli insanın becerisini heba etmeden yenilenmenin bir yolunu bulmalı. Bu haliyle ithalat rekorları da kalmayacak. Arap’ı da, Brezilyalısı da, Gürcüsü de yakında aynı hikâyeye para vermekten sıkılacak.

Böyle dev bir potansiyel, melodramın kralını yapacak tecrübe, dünya çapında cazibeli aktörler madeninin üstünde yatıp çer çöpe kanaat etmek zorunda değiliz. Çökecekse çöksün, yanacaksa yansın. Yeniye, cesura, taze fikirlere yer açılsın.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle