GeriHürriyet Cumartesi Atillâ Dorsay: Kimse kusursuz değildir, insanın başına her şey gelir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Atillâ Dorsay: Kimse kusursuz değildir, insanın başına her şey gelir

Atillâ Dorsay: Kimse kusursuz değildir, insanın başına her şey gelir

Atillâ Dorsay... Adı Türkiye’de sinema yazarlığıyla özdeşleşmiş bir isim. Aynı zamanda mimar, rehber, müzik tutkunu, ülke meselelerini dert edinen bir aydın... Dolu dolu yaşanmış 80 yıl... Yeni çıkan anı kitabı ‘Bir Ömürden Seçilmiş Portreler’de çocukken uğradığı tacizden küçük yalanlarına, katıldığı tek esrar partisinden küçük hırsızlıklarına pek çok itiraf ve özeleştiriye yer veriyor. Onlarca özel fotoğrafla zenginleşen kitabı Dorsay’la konuştuk.

80 yaşına geldiniz. Ve anılarınızı çıkardınız. Bu yaşa gelmek nasıl bir duygu?
Tuhaf bir duygu. Gençken bu kadar yaşayacağınızı tahmin bile edemiyorsunuz. Sonra bir bakıyorsunuz o yaşlara gelmişsiniz. Elbette birçok sorunla birlikte. Belli sağlık sorunları, ağrılar-sızılar, giderek azalan enerji. Birçok şeye karşı isteksizlik: her akşam çıkma, tiyatro galalarını kaçırmama, tüm festivallere abone olma... Tüm bunlar azalıyor; yerini evde geçirilen geceler, tiryakisi olunan diziler, düzenli hafta sonu briçleri, torunlara ziyaretler filan alıyor. Allahtan temel gücüm yerli yerinde; belleğim biraz paslansa da hâlâ çalışıyor; yeni filmleri görme merakım sürüyor. Ve yazma tutkum tümüyle ayakta. Öncelikle T24’de sürdürdüğüm haftalık yazılar, sonra da kitaplar. Hele anılar... 80 yaşında bu artık bir görev olmuştu, o yerine getirildi.

Daha önce de sizinle yapılmış bir ‘nehir söyleşi’ vardı, Rıza Kıraç’ın kitabı...
Evet, ‘Sinemayı Yazan Adam’, çok güzel bir çabaydı. Ayrıca 2014’de TÜYAP’ın Onur Yazarı ödülünü alınca Faruk Şüyun’un yaptığı söyleşi de var: ‘Renkli Sinemaskop Bir Hayat’ kitabı. Ama o sadece belli bir çevreye dağıtıldı, satışa arz edilmedi. Ancak insanın bizzat kendisinin yazması bambaşka bir olay. Ekranın başına geçince her şey sular-seller gibi akıyor; bir satır başka satırları, bir anı başka anıları getiriyor. Yazınız beklenmedik yollara sapıyor, farklı yönlere gidiyor. Ve ortaya hiç ummadığınız şeyler çıkabiliyor.


Atillâ Dorsay: Kimse kusursuz değildir, insanın başına her şey gelir

“Nikâhımızdan sonra Leman’ı kucağıma almam Yeni İstanbul gazetesinde geniş yer almıştı.”
İtiraf etmek rahatlattı
Aileniz kitapta önemli bir yer tutuyor. Eski mektuplardan, hatıra defterlerinden, belgelerden ve bolca resimden yararlanıyorsunuz. Ve kimi pişmanlıklar belirtiyorsunuz. Bu ‘hatırlama’ çabası zor oldu mu?
Ailem benim için çok önemli olduğu gibi, temsil edici bir aileydi: Özellikle bir dönemin Balkan göçmenlerini temsil eden... O fırtınada yol almışlar, en büyük felaketlerden sıyrılıp anavatana gelmişlerdi. Düşününüz ki annem hamileyken, Ata’nın ölümüyle az kalsın beni düşürüyormuş! Efsane sanırdım ama tarihler tıpatıp tutuyor. Asıl sorun şu: Aileme ve genelde ailelerimize karşı gereken vefayı gösteremedik. Gençliğin o çılgın temposu içinde ne onlara sevgimizi yeterince sunabildik ne de onların geçmişine, yaşadıklarına, manevi miraslarına tam olarak sahip çıkabildik. Özellikle kız kardeşlerim Ayla Sevand ve Ayşe Kapancı sayesinde elime geçen belgelere dayanarak (örneğin babamın kimi mektupları), sanırım iyi bir aile portresi çizebildim. Kitabın bana en çok gurur veren yanlarından biri bu.
Atillâ Dorsay: Kimse kusursuz değildir, insanın başına her şey gelir

Atillâ Dorsay (üstte, soldan ikinci): “Ailem bir dönemin Balkan göçmenlerini temsil eden bir aileydi. En büyük felaketlerden sıyrılıp anavatana gelmişlerdi.”
Çocukken uğradığınız tacizden küçük yalanlara, esrar partilerinden hırsızlığa, özürlerden gecikmiş teşekkürlere, küskünlüklerden serzenişlere pek çok itiraf ve özeleştiri var kitapta. Bunları yazarken zorlandınız mı?Hayır, zorlanmadım. Tersine, yazdıktan sonra bir mutluluk duydum. Kimse kusursuz değildir, insanın başına her şey gelir, herkes hata yapar. Önemli olan bunlardan gereken dersleri çıkarmak, hayatını düzenlemek ve kişiliğini olgunlaştırmaktır. Ben bunu yapabildim sanıyorum. Daha başka tuhaflıklar da oldu elbette... Fransız soylusu bir ‘gay’ sayesinde turizme başlamam... İzmir’de bir pavyon kadınına aşık olup onu oradan ‘kurtarmaya’ çalışmam... Hem de ‘Vesikalı Yârim’den yıllar önce! Ya da basının ‘amiral gemisi’ne kapağı atma fırsatını manasız bir gurur yüzünden kaçırmam... Tüm bunları hatırlamak ve açıkyüreklilikle itiraf etmek, beni olsa olsa rahatlattı.

Kimi yerlerde, özellikle basın kariyerinizde gazetelerdeki zor günlerinizi anlatırken, gazete yöneticilerine yazdığınız mektuplara da yer veriyorsunuz. Bunların sıradan okuru sıkabileceğini düşünmediniz mi?
Evet, düşündüm. Bu yüzden hem seçici oldum: Yönetici başına en çok bir mektup! Hem de kimilerini kısalttım. Ama bu mektupların sonuç olarak önemli olduğunu sanıyorum. Çünkü Doğan Hızlan, Hasan Cemal, Okay Gönensin, Ufuk Güldemir, Ergun Babahan, Erdal Şafak, Serhat Albayrak gibi kişilere mektuplarımın, sürekli üretmiş bir yazar için ilkelerini, mesleğini ve onurunu korumak açısından önemli ve örnek çabalar olduğuna inanıyorum. İlhan Selçuk’a yazdığım ‘gönderilmemiş mektup’ ise bence başlıbaşına bir belgedir.


Atillâ Dorsay: Kimse kusursuz değildir, insanın başına her şey gelir

“TÜYAP onur gecemde Filiz Akın, Işıl Yücesoy, Türkan Şoray ve Müjde Ar ile (2014).”
 Emek Sineması sizin için bir milat olmuş. Bu konuda bir kitabınız da var zaten; ‘Emek Yoksa Ben de Yokum’ diye... Bu konu sizin için kolay bitmeyecek galiba...
Hayır, bitmeyecek. Çünkü Emek olayı benim hayata bakışımı değiştirdi. Bu kez en olumsuz biçimde... Düşününüz: Sizin kurduğunuz SİYAD’ın başına öyle bir ekip geliyor ki, size hakaret ediyor, dahası ihanet ediyor. Kendimi gerçekten de bir Shakespeare kahramanı gibi hissettim: İhanete uğramış, bıçaklanan bir Jül Sezar gibi... Yine düşünün ki sizin için “Bizler Gogol gibi onun paltosundan çıktık” demiş bir eleştirmen de bu koroya katılıyor... Daha ne diyeyim? Aslında bu konuyu tümüyle polemiklere yer vereceğim bir diğer kitapta işlemek istiyordum. Ama bu kitapta da, en azından yazılı basından kopmamı açıklamak için söz etmek zorunda kaldım. O dönemde bana moral veren Ayşe Arman, Erkan Aktuğ veya Sayım Çınar söyleşilerine, Hasan Pulur, Melih Aşık, Hıncal Uluç, Yılmaz Özdil, Çağdaş Ertuna gibi saygın adların yazılarına minnet borçluyum. Bu polemiğin gerisi artık o kitapta olacak.
Atillâ Dorsay: Kimse kusursuz değildir, insanın başına her şey gelir

Sonsöz’de daha anlatacak çok şey var diyorsunuz. Şimdi tezgahta ne var?
Bir ikinci anılar cildi. 2020’ye doğru, son 10 yılın Türk ve yabancı film eleştirilerinin toplanması. ‘Sinemanın Hazineleri: 50 Unutulmaz Film’in ikinci cildi. Hikâyelerimin yeniden basımı.

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle