Hürriyet Cumartesi Haberleri

HÜRRİYET CUMARTESİ

    Kadın olarak tüm hayatımız boyunca tacize uğruyoruz

    Heja Bozyel
    22.12.2017 - 11:27 | Son Güncelleme:

    Üç yaşında başladığı 50 yıllık kariyerinde ‘Kuzuların Sessizliği’, ‘Taksi Şoförü’ gibi birçok kült film var. İki Oscar ödüllü ikonik yıldız Jodie Foster’dan bahsediyoruz. Hollywood’un efsanesi, son zamanlarda dizilerde, kamera arkasında. ‘Black Mirror’ dizisinin 29 Aralık’ta yayımlanacak dördüncü sezonunda ‘Arkangel’ bölümünü yöneten, 54 yaşındaki Foster ile Londra’da buluştuk.

    Şu an 35-45 yaş arası olanlara ekranın en önemli kadınlarını sorsanız içinde mutlaka Jodie Foster’ın adının olduğu bir liste çıkar karşınıza. Yeni nesil için popüler olmayan ama karşısına geçen her gazeteciyi titreten bir yetenek Jodie Foster.

    Son senelerde adını dizilerde daha sık duymaya başladık ve 29 Aralık itibariyle yeni nesil de onun adını ezberleyecek gibi görünüyor. Çünkü kült haline gelmiş ve dizi sektöründe yeni bir kapı açan ‘Black Mirror’ dizisinin 4. sezonundaki bölümlerden ‘Arkangel’da onun imzası var. ‘Arkangel’ teknolojinin ebeveynlerin çocuklarını beyinlerine taktıkları çip sayesinde kontrol etmelerine imkân tanıyan bir zamanda geçiyor. Çocuğun gördüğü her şeyi ebeveyn izleyebiliyor hatta kontrol edebiliyor. Yani, Arkangel’ı izleyip de saatlerce üstüne tartışmamak mümkün değil. Özellikle de çocuğunuz varsa...

    Daha önce Netflix’in en iddialı yapımlarından ‘House of Cards’ ve ‘Orange Is the New Black’ dizilerinden bölümler yönetmiş olan Jodie Foster ile Arkangel’ı, kadınların televizyondaki yerini, Hollywood’un gidişatını ve tabii ki anne olmayı konuştuk.

    Yalnız tüm ısrarlarıma rağmen Netflix ekibi birlikte fotoğraf çekmemize izin vermedi!  

    Kadın olarak tüm hayatımız boyunca tacize uğruyoruz
    Jodie Foster, 1991’de çekilen ‘Kuzuların Sessizliği’ flimindeki Clarice Starling karakteriyle ‘En İyi Kadın Oyuncu’ Oscar’ını kazandı.

    Yalnız anne olmak çok zor

    Karşınıza oturunca elim ayağıma dolandı. O yüzden en klasik sorudan başlayalım. Nasıl dahil oldunuz ‘Black Mirror’a?
    - Rahat ol. Doğruyu söylemem gerekirse daha önce hiçbir bölümünü izlememiştim. Hatta sen benden daha hâkim olabilirsin diziye. Bana diziden bahsedip bu teklifle geldiklerinde çok hoşuma gitti. Çünkü devamını izlemek için bir hafta beklememiz gereken işler çok canımı sıkıyor. Hikâyenin sonunu görmek için haftalarca beklemek istemiyorum. O nedenle her bölümde başka bir hikâye anlatan dizi fikrini sevdim.

    Yöneteceğiniz bölümü siz mi seçtiniz?
    - Hayır, ben seçmedim ama okuyunca çok sevdim. Charlie Brooker çok iyi iş çıkarmış. Ben de olsam bu bölümü seçerdim.

    En çok sevdiğiniz şey neydi senaryoda?
    - Ben de tek başına bir anne tarafından büyütüldüm. Yalnız bir anne olmak çok zor ve ben de bunun zorluğunu haliyle daha iyi anlıyorum. Bölümün senaryosu bu açıdan bana ilgi çekici geldi. Anne-kız ilişkisi güzel ama zorlukları olan bir bağ. Hikâyenin benim özel hayatımla örtüştüğü noktalar olduğunu görmek hoşuma gitti. Tabii ki konuyu sadece anne-kız ilişkisine indirgeyemeyiz ama bu da hikâyede önemli bir faktör.

    Sert sahneleri çekmesi değil izlemesi zor

     Annenizle yakın mısınız?
    - Son zamanlarda daha çok yakınlaştığımızı söyleyebilirim. Annem Evelyn son yıllarda demans sorunları yaşıyor. Zihinsel olarak artık bizimle olduğunu söyleyemem ama bence halinden memnun.

    Peki bir anne olarak dizideki hikâyeye baktığınız zaman sert sahneleri çekmek sizin için zor oldu mu?
    - Hayır olmadı. İzlemesi daha zor! Çekerken anne kimliğinden uzaklaşıyorum ve sadece o anki sahneye odaklanıyorum.

    Sizce çocukların şahsi alanı nerede başlar ve nerede biter?
    - Bunu cevaplamak çok zor. Tek bir cevabı olduğunu da sanmıyorum. Çocuğun kendi başına bir birey olduğunu kabul edip sadece ona zarar gelmesini engelleyecek şekilde müdahale etmek en doğrusu ama bu da çok tartışılabilecek bir nokta. Özellikle internet hayatımıza girdiğinden beri daha kolay kontrol edebiliyoruz çocuklarımızı. Ama bazen de daha zor oluyor.

    Kadın olarak tüm hayatımız boyunca tacize uğruyoruz
    Martin Scorsese imzalı 1976 yapımı ‘Taksi Şoförü’nde bir fahişeyi canlandırdığında sadece 13 yaşındaydı.

    Bakmayın, çok şey değişti

    Şu aralar en çok konuşulan konulardan biri kadınlara taciz hikâyeleri. Siz 1988’de ‘The Accused’ filminde oynadığınızda henüz bu konuları konuşmak tabuydu. Film de tecavüzcülerine karşı dava açan ve bu nedenle suçlanan bir kadının hikâyesini anlatıyordu. O zamandan beri ne kadar yol kat ettik sizce?
    - Aslında çok şey değişmedi gibi görünse de bakmayın, değişti. En azından yasalar az da olsa daha çok kadınlardan yana artık. Bu konu konuşulabiliyor. Tecavüze ya da tacize uğrayıp susmak zorunda kalan da çok kadın var tabii hâlâ. Kadınlar ekonomik olarak daha güçlüler artık. Bunun da etkisi olmuştur. İnsanlar şunu anlamıyor, kadın olmak tacize uğramak demek! Kadın olup tacize uğramayan kişi yok denebilir. Sen uğramadın mı?

    Uğramaz olur muyum? Defalarca ve çok çirkin şekillerde uğradım. Hâlâ travmalarını taşıyorum.
    - İşte aynen böyle. Sokağa çıkıp sorsak her kadın en az bir kez tacize uğradığını söyler.

    Risk olarak görülüyoruz

    Dizi dünyasına iyice ısınmış gibi görünüyorsunuz. Yakında yeni diziler de var mı?
    - Evet, dizilerde olmayı çok sevdim. Ancak şimdilik yeni bir proje yok.

    Dizi sektöründe Hollywood’dan daha fazla güçlü kadın görüyoruz. Daha fazla senarist, yönetmen, prodüktör var. Bu farkın sebebi nedir?
    - Doğru söylüyorsun, kadınlar dizi sektöründe daha aktif. Film stüdyoları hâlâ kadınları bir risk olarak görüyor. Risk olarak görülüyoruz ve bunun nedenini anlayamıyorum. Uzun zamandır kamera arkasında kadınlar çok az. Bu yeni bir durum. Ama mesela Avrupa’da daha çok kadın görüyorum sinemada. Bu çok hoşuma gidiyor. Bütçeler yükseldikçe risk alma şansı azalıyor. Ama bunun kadınlara özel olarak düşünülüp kurgulanmış bir şey olduğunu sanmıyorum. 50 yıldan fazladır bu sektördeyim ve bu sorunun böyle kısa bir sohbete sığdırılabileceğini sanmıyorum. Her şey çok komplike ve çok sebep var. Psikolojik, finansal, global ekonomi ve daha onlarca sebep. Bugüne dek sadece tek bir kadın yönetmenle çalıştım, ‘Siesta’ filminde, Mary Lambert ile. Ancak televizyonda gerçekten çok muazzam ve güçlü kadınlar var. Onlarla aynı sektörde olmaktan gurur duyuyorum.

    Siz nasıl yönetmen olmaya karar verdiniz?
    - Tek başına bir anne tarafından büyütülünce kadının yönetme gücünü gördüm! Tüm dünya bana fazla kadın yönetmen olmadığını söylese de ben yönetmen olmayı kafaya koymuştum.

    Kadın olarak tüm hayatımız boyunca tacize uğruyoruz

    Türkiye'ye tekrar gelmek istiyorum

    İstanbul’a gelmiştiniz, değil mi?
    - Türkiye’ye iki kez çocuklarımla gittim ve ikisinde de hayran kaldık. Özellikle İstanbul’u çok seviyorum. Ah bir de yemeklerinizi! Bayılıyorum yemeklerinize. Tekrar gelmek istiyorum yakın zamanda.

    Biz de sizi ağırlamak isteriz, hatta zevkle rehberiniz olurum!
    - O zaman İstanbul’da görüşmek üzere!

    Ünlüler cinsel kimliklerini açıklamalı

    Hollywood ölüyor mu? Neden sizin gibi büyük isimlerle artık dizilerde daha sık karşılaşıyoruz?
    - Hollywood ölüyor mu? Benim doğup büyüdüğüm yer Hollywood, coğrafik olarak Hollywood’dan bahsediyorsun sandım başta. Stüdyolarda ilginç bir döneme girdik. Artık olay, dizilerde bitiyor. Sinemacıların artık daha fazla seçeneği var çünkü artık dizi sektörü televizyonla sınırlı değil ve bütçeler de eskiye oranla yükseldi. İnsanlar daha kolay erişebilecekleri şeyleri izlemek istiyorlar. Diziler daha çok destek alıyor hem internette hem televizyonda. Bundan sonra bunun artacağını da düşünüyorum. Ama sinema her zaman büyülü ve başka. Yani Hollywood ölmüyor, en azından ben öyle inanmak istiyorum. Düşünsene, üç yaşımdan beri setlerdeyim.

    Hollywood’da cinsel yönelimini açıklayan ilk ünlülerden birisiniz. Üstünden çok zaman geçti ama hâlâ Hollywood ünlülerinin çoğu cinsel tercihini saklamayı seçiyor. Açıkladıklarında kahraman ilan ediliyorlar. Acaba bu açıklamaları yapmak ve yapanları alkışlamak doğru mu hâlâ?
    - Ben ilk açıklayanlardan değilim aslında. Benden önce de eşcinsel olduğu bilinen kişiler vardı ama öne çıkıp bunu dile getirmek fark yarattı belki de. Hâlâ bunun konuşulması gerekli mi konusuysa, evet artık bunun olağan dışı olmadığını kabul etmemiz gerekli. Ancak hâlâ LGBTİ bireylerinin desteğe ihtiyacı var. İyi örneklere ihtiyacı var. Ünlüler bunu açıkladıkları ve istedikleri gibi -normal olarak- yaşadıkları zaman insanlar da eşcinselliği olağan dışı görmeyi bırakacaklar.

    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı