GeriHürriyet Cumartesi İstanbul’un çehresini değiştiren adam: Dr. Lütfi Kırdar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul’un çehresini değiştiren adam: Dr. Lütfi Kırdar

İstanbul’un çehresini değiştiren adam: Dr. Lütfi Kırdar

Taksim Meydanı, Gezi Parkı, Açıkhava Tiyatrosu, AKM... İstanbul’u İstanbul yapan pek çok yerde hep onun imzası vardı. Vali ve belediye başkanı olduğu dönemde kentte derin izler bırakan Dr. Lütfi Kırdar’ın yaşamı kitap oldu. Olcay Soğuk’un kaleme aldığı ‘Efsane Vali’nin önsözünü de yazan emekli büyükelçi Dr. Üner Kırdar’la babasını konuştuk.

Vali ve belediye başkanı olarak İstanbul’a ayak bastığı gün, belediye hizmetleri açısından kaderine terk edilmiş bir şehirle karşılaştı Dr. Lütfi Kırdar. Dar ve bozuk sokaklar yüzünden ulaşım kısıtlıydı, petrolle sağlanan aydınlatma yetersizdi, çöp toplama, su ve kanalizasyon ağı ihmal edilmişti. Görev süresince (1938-1949), hiç durmadan kentin çehresini baştan aşağı değiştirmek için çalıştı. İstanbul’da yaşayan
yaşamayan herkesin bildiği yapılarda bugün onun imzası var. Olcay Soğuk, onun Kurtuluş Savaşı cephesinde başlayıp Yassıada’da son bulan hayatını ‘Efsane Vali’ adlı kitapta kaleme aldı. Bu önemli ismi,
kitabın önsözünde de imzası bulunan, Kırdar’ın emekli büyükelçi oğlu Dr. Üner Kırdar’a sorduk.

Babanız Lütfi Kırdar hem Türkiye tarihine hem de İstanbul’a damga vurmuş bir isim. Sizce bu kentte yaşayanlar yeterince tanıyor mu?
- Babam genç yaşında ülke için üç savaşa (Balkan, Birinci Dünya, İstiklal) aktif katılmış, sonra yoktan modern bir cumhuriyet devleti kuran ve çok önemli devrimleri gerçekleştiren bir kadronun mensubu. Ülkenin iki kentinin (Manisa ve İstanbul) çehresini değiştiren atılımları sağlayan bir vali. Demokrasiye ve basın hürriyetine tam anlamıyla inanmış bir lider. Bu vasıf ve hizmetlerinden olsa gerek, vefatından bu yana 60 yıllık bir süre geçtiği halde, adı ender olarak halen unutulmamış bir kişi.

İstanbul’daki bu yapıların hangileriyle daha çok bağınız var?
- Şüphesiz kendi ismini taşıyan İstanbul Uluslararası Lütfi Kırdar Kongre Merkezi. Bu bina 1948’deki Avrupa Güreş Şampiyonluğu için, bir yıl içinde, o dönem görülmemiş bir hızla yapılmıştı. Temeli atılırken Sporcular Federasyonu buraya ‘Lütfi Kırdar’ ismi verilmesini resmen teklif etmiş ama kendisi, yaşayanların ve yaptıranların isimlerinin verilmesi doğru bir örnek olmayacağı için kabul etmemişti. 1996’da Türkiye, Birleşmiş Milletler’in (BM) II. Habitat Konferansı’nın ev sahibi oldu. O zaman İstanbul’da böyle büyük bir konferansın yapılabileceği mekân yoktu. Bu binanın içi de yıkıktı. BM tarafında, konferansın
başında ben vardım, bu binada yapılmasına karar verdik. Bir yıldan kısa sürede yenilendi.

Başka hangilerini sayarsınız?
- Atatürk Köprüsü ve köprüden Yenikapı’ya kadar uzanan Atatürk Bulvarı’yla yıkılan Atatürk Kültür Merkezi. Eğer bu köprü yapılmayıp bu muazzam bulvar açılmamış olsaydı, bugün şehrin trafiğinin ne halde olacağını tasavvur etmek mümkün mü? Atatürk Kültür Merkezi’nin temeli ise Paris Operası’nın bir benzeri olarak atıldı ancak kendisi valilikten ayrıldıktan sonra planlar değiştirildi ve şimdi yıktırılan bina
yaptırıldı. Bu işin esas üzücü tarafı, nüfusu 15 milyonu aşan bir megakent olan İstanbul’a bir opera binasının, maalesef ‘kel başa şimşir tarak’ olarak değerlendirilmiş olması.

İstanbul’un çehresini değiştiren adam: Dr. Lütfi Kırdar
Emekli bir büyükelçi olarak, babanızın hayatına dışarıdan bakınca en çok ne dikkatinizi çekiyor?
- Her şeyden önce, İstanbul’un yer ve diplomasi açısından önemi bugüne nazaran çok daha fazlaydı. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara olarak belirlenmişse de İstanbul, altı asır Osmanlı İmparatorluğu’nun payitahtı oldu. Tüm büyük ve önemli ülkelerin sefarethanelerinin olduğu kent burasıydı. O dönemde tüm büyükelçiler yaz aylarını İstanbul’daki malikânelerinde geçirmeyi tercih ediyordu. Böylece her mevsim İstanbul’a gelişlerinde, protokol icabı, devletin baştemsilcisi valiyi ziyaret etmek mecburiyetini duyuyorlardı.

Tam olarak hangi dönemden söz ediyorsunuz?
- 2. Dünya Savaşı yılları. Türkiye bu harpte tarafsız kalmayı seçmişti. Bu bakımdan, öncelikle dış politika ve coğrafya açılarından çok önemli bir konum elde etmişti. Casusların ve dış politikacıların
cirit attığı küresel bir kente dönüşmüştü. Tarafsız politika nedeniyle İstanbul Valisi, hem Mihver Devletleri hem de Müttefik Devletleri’nin temsilcilerine eşit bir ev sahipliği yapmak sorumluluğunu
önemli bir görev olarak öngörmüştü. Tarih, rahmetli babamın bu görevi tam bir başarıyla gerçekleştirdiğinin en sağlam kanıtıdır.

İstanbul’un çehresini değiştiren adam: Dr. Lütfi Kırdar

Dr.Üner Kırdar

Kitaptan...
Taksim Meydanı: Kırdar’ın ilk icraatlarından biri Taksim Meydanı’nı düzenlemek oldu. Cumhuriyet Anıtı’nın etrafı çimlendirildi ve ağaçlandırıldı. Bütün bu yeşillikler, ağaçlar ve çiçekler, meydandaki tarihi su haznesinin çehresini oldukça değiştirdi ve Taksim, modern bir şehir meydanı haline getirildi. Dr. Lütfi Kırdar’ın, İstanbul’a gelir gelmez tasarladığı ilk şey, şehrin tam ortasında kalan harap haldeki Taksim Kışlası yerine bir gezinti parkı kurmak oldu. Harap ve metruk Topçu Kışlası, garaj, atölye, kahvehane ve gazino olarak kullanılıyordu. Kırdar’ın kışlayı yıkmak istemesi ciddi bir muhalefet yaratsa da binayı, göze görünmeyen arka taraflarından yıktırmaya başladı, ön cephesine son dakikaya kadar el sürdürmedi. Sonuçta, Taksim Meydanı, Ayazpaşa yönünde genişletilerek şehrin nefes alması sağlandı.

İstiklal Caddesi-Serkildoryan Bloku: Şimdi olduğu gibi o dönem de İstanbul’un emlak bakımından en pahalı caddesi olan İstiklal Caddesi’nde bulunan Serkildoryan Bloku, İstanbul Belediyesi tarafından kamulaştırılmıştı. Bir diğer adı da Büyük Kulüp olan Serkildoryan binasında bulunan mağaza ve dükkânların dışında, yine İstiklal Caddesi’nde yer alan Melek, İpek ve Sümer adındaki üç büyük sinema belediyenin mülkiyetine geçti. O dönemin parasıyla 5-6 milyon lira tutarındaki bu binalar, belediyenin gelir kaynakları olmanın yanı sıra, halka daha ucuz hizmet vererek İstanbul’un kültür hayatına da katkı sundu.

İnönü Gezisi (Gezi Parkı): Yıkılan Taksim Kışlası’nın arsası tamamen İnönü Gezisi’ne ayrıldı. 26 bin metrekarelik bir alanı kaplayan bu yeşil alan, 1940 yılında yapılan ve sonrasında asfalt yolları ve su yatakları da yapılarak eksikleri tamamlandı, ağaçları dikildi. Dikilen ağaçların çoğunluğu çınar olmakla birlikte, İstanbul’un kışı da düşünülerek, kışın yaprak dökmeyen çam ve manolya gibi süs ağaçları da dikildi. Gezinin tam ortasına ise bir gül bahçesi yapıldı. Gezi, Beyoğlu’nun ortasında, İstanbullunun yorgunluk atabileceği, nefes alabileceği ve gezinti yapabileceği güzel bir yeşil alan oldu.

Açık Hava Tiyatrosu (Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi): Cumhuriyetin en büyük ve en gelişmiş kenti olan İstanbul’da, o dönem belediyeye ait Şehir Tiyatroları’nın Tepebaşı’ndaki ahşap ve eski binasından başka tiyatro binası yoktu. Tiyatrolar yazın sıcaklar bastırınca tatile giriyor, şehir aylarca tiyatrosuz kalıyordu. Ayrıca Şehir Tiyatroları’nın binaları dar olduğundan az seyirci alıyor, kışın sergilenen oyunlardan elde edilen hasılat da tiyatronun masraflarına yetmiyordu. Bu duruma karşılık, Harbiye’ye yakın bir bölgede, 15 Temmuz 1946 Pazartesi günü Açık Hava Tiyatrosu inşasına başlandı. Tiyatronun açılışı, 1947 Ağustos’unda yapılan törenle gerçekleştirildi.

Opera Binası (Atatürk Kültür Merkezi): Cumhuriyet gazetesinin 1939 yılı başlarında, İstanbul halkının şehirde neler yapılmasını istediğini belirlemek için düzenlediği anketi oldukça önemseyen Dr. Lütfi Kırdar, ankette tiyatro isteyenlerin sayısının bir hayli fazla olduğunu tespit etmişti. Bunun üzerine Belediye Meclisi kararıyla Açık Hava Tiyatrosu’nun yanı sıra Taksim’de bir opera binasının yapımına da başlandı. Bina; Paris, Moskova, Berlin, Londra gibi dünyanın uygar kentlerinde mevcut olanların benzeri ve aynı ayarda olacaktı. Büyük Opera binasının temeli, 29 Mayıs 1946 tarihinde atıldı. Taksim Meydanı’nın İnönü Gezisi önündeki kısmına bakar durumda, Elektrik İdaresi’ne ait müdürlük evi ile jandarma karakolunun arkasında inşa edilmeye başlanan Opera Binası yapılırken, bu iki bina kaldırılmış ve bu suretle meydan bu büyük sanat eserine bırakılmıştı. Ancak Kırdar’ın görev süresi, binanın açılışını görmeye yetmedi. 1949 yılında Kırdar’ın yerine gelen Fahrettin Kerim Gökay zamanında belediyeye tasarruf sağlamak amacıyla binanın inşaatı durduruldu, daha sonra da Bayındırlık Bakanlığı’na devredildi. Binanın inşaatı Bayındırlık Bakanlığı’na devredildikten sonra ilk olarak projesi değiştirildi ve tamamlanması uzun yıllar aldı. İstanbul Opera Binası, ismi ve amaçları değiştirilerek 8 Başbakan, 14 Bayındırlık Bakanı gördü, temel atılışının üzerinden 23 yıl geçtikten sonra, devrin Başbakanı Süleyman Demirel tarafından12 Nisan 1969 tarihinde açılabildi. Yapı, ilk önce Kültür Sarayı, daha sonra ise adı değiştirilerek Atatürk Kültür Merkezi olarak, tamamlanmamış halde açıldı.

İnönü Stadyumu (Vodafone Arena): Tesis, Türkiye’nin en önemli ve büyük kentinin gerçek anlamda sahip olduğu ilk stadyumdur. O dönem şehirden uzak birkaç semt stadı ve şehir stadı olma statüsünden uzak Beşiktaş Şeref Stadı’nın dışında şehrin, ev sahipliği yapabileceği, donanımlı bir tesisi yoktu. Yeni stadın, şehrin merkezinde ve ulaşım araçlarının bol olduğu bir yerde yapılması kararlaştırıldı. Dolmabahçe, muhtelif rüzgârların çoğuna kapalı, alçak bir yer olduğu için de stadyum olmaya elverişliydi.1947 yılının 19 Mayıs törenlerinde spor faaliyetlerine açıldı.

Zincirlikuyu Mezarlığı: Dr. Lütfi Kırdar, göreve geldiği yıl İstanbul içindeki ve dışındaki mezarlıkların hemen hemen hepsini, uzun yılların ihmali sonucunda bakımsız ve harap bir şekilde bulmuştu. Halkın istekleri de göz önünde bulundurularak, İstanbul Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü tarafından, 1938 yılından sonra mevcut mezarlıkların imar ve düzenlenmesine başlandı, öte yandan da yeni mezarlıklar açıldı. Bunlardan en bilineni, Zincirlikuyu Mezarlığı.

Efsane Vali
Olcay Soğuk
Doğan Kitap
260 sf.
26 TL

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle