GeriHürriyet Cumartesi İdamlardan sonra memleket kan davası güdülür hale geldi
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İdamlardan sonra memleket kan davası güdülür hale geldi

İdamlardan sonra memleket kan davası güdülür hale geldi

Gazeteci Altan Öymen’in 2000’li yıllarda çalışmaya başladığı ‘Anılı Kitaplar’ın beşinci ve son cildi ‘Umutlar ve İdamlar 1960-61’ yayımlandı. Bu kez 27 Mayıs İhtilali öncesi yaşananlara odaklanan Öymen’e göre, Adnan Menderes ve iki bakanın idam edilmesi, 1961 Anayasası ve onun getirdiği özgürlükleri gölgede bıraktı.

1960 ve 1961 yıllarını anlatan kitabınız Gezi Parkı Olayları’yla başlıyor. Neden?

-Çünkü zamanında Gezi Olayları’nda yaşananları 27 Mayıs sürecine benzetmişlerdi. İki olayda da bir kesim insanlar anayasanın güvencesi altındaki toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullandı. İkisinde de sokaktakiler ağırlıklı olarak gençlerdi. Ama Gezi yeşili korumak, şehirlerin betonlaşmasını önlemek için bir uyarıyken, 27 Mayıs 1960’ta sokağa ‘Tahkikat Encümeni’ni protesto etmek için çıkılmıştı . Özgürlükçü hareketler olmasının dışında bu iki olay arasında, iddia edildiği gibi bir gaye birliği olmadığını anlatmak istedim.

19 Nisan 1960 tarihli Hürriyet… Manşette ‘Tahkikat Encümeni’nin kuruluşu ve aldığı kararlar var. Ama Meclis oturumunda yapılan görüşmeler yok. Çünkü Encümen, Anayasa’ya aykırı olduğu halde, o görüşmelerin yayımlanmasına yasak koymuş.

-27 Mayıs sürecini anlamak için ‘Tahkikat Encümeni’ni bilmek önemli. Bu, 15 Demokrat Parti (DP) milletvekilinin yer aldığı, muhalefet ve basının faaliyetlerinin soruşturulması için kurulmuş bir komisyon. Mecliste Demokrat Parti çoğunluğu var. Çoğunluğu teşkil eden milletvekillerinin 15’i tahkikat encümeni oldu, Demokrat Parti’ye muhalif olan siyasileri ve muhalif basını soruşturdular. Haberleri yayınlatmadılar, gazeteleri kapattılar, insanları hapse attılar, siyasi faaliyetleri yasakladılar. Böyle bir adalet mekanizması! Türkiye’nin demokrasiye geçişte ilk ciddi tecrübesi 1945’te başladı. 1950’de iktidar değiştiğinde Türkiye’de demokrasi tecrübesinden geçmiş insan sayısı fevkalade azdı. İlk tecrübe bir dizi yanlışla bir araya gelince sonuç bu oldu.

Encümen’in kurulmasından sonra, ilk önemli olay 5 Mayıs’ta.

-Evet, 555K Olayı… Beşinci ayın, beşinci gününde saat 5’te Kızılay’da toplanıp ‘Tahkikat Encümeni’nin faaliyetinin sona erdirilmesi istendi.

Dönemin Başbakanı Adnan Menderes, o gün göstericilerin yanına gitmiş.

-Gitti. Üstelik başbakan fazla korunan bir başbakan değil, korumalar yeni verilmiş. Ama Menderes, korumaları kabul etmiyor, halkın içine karışmak, gençlerle tartışmak istiyor. Menderes, 1946-50 yılları arasında muhalefetin ünlü bir hatibiydi. Halk arasında sevilen bir politikacıydı. Fakat Tahkikat Encümeni’nin kurulması, o encümene, sorguya çektikleri kişileri tutuklama yetkisi verilmesi, gece-gündüz sokağa çıkma yasakları, gözaltılar, Topkapı hadiseleri, İnönü’ye hücum edilmesi, Ankara’da askerlere, Siyasal Bilgiler öğrencilerine ateş etme yetkisi verilmesiyle durum değişti. Menderes, 5 Mayıs’ta göstericilerin yanına gittiğinde, eski sempatinin azaldığını bizzat kendisi görüyor. 555K Olayı, bir anlamda devrin iktidarıyla gençliğin yüzleşmesi oldu. 21 Mayıs’ta da Harbiyeliler Yürüyüşü yapıldı.

Türkiye tarihinde ilk kez askerler yürüyüş yapmış oldu, değil mi?

-Bildiğim kadarıyla ilk. Harbiye öğrencileriyle fakültelerdeki sivil öğrencilerin dünyaya bakışı arasında fark çok yoktu. 20 Mayıs 1960’ta Hindistan Başbakanı Nehru, Ankara’ya geldi. Nehru’yla beraberken öğrenciler Menderes için ‘İstifa’ sloganı attı. Ve bu öğrencilere polis ‘müdahale’ etti. Harbiyelerin bir kısmı, o gün sivillerle berabermiş gibi davrandı. Davranmayanlara da halk “Kardeşlerinizi dövüyorlar, siz burada duruyorsunuz” sözleriyle tepki gösterdi. Ertesi gün olduğunda, askerler de siviller gibi, haksızlığa karşı tavır koymak için sokaktaydılar. Duygusal bir andı. Harbiyeliler önce sessiz yürüdü, sonra Harbiye Marşı’nı sivillerle beraber söylediler. Yürüyenlerin sayısı bini buldu.

Sonra?

-Sonra, 27 Mayıs’ta askeri müdahale oldu. Askerler, ihtilalin nedenini anayasanın çiğnenmesi, insan hakları ve özgürlüklerinin göz ardı edilmesi olarak açıkladı. “Biz bir anayasa yapıp iktidarı sivil politikacılara teslim edeceğiz” dediler. 1961 Anayasası, dünyanın en modern anayasalarından örnekler alınarak beş ay gibi kısa bir zamanda önce Kurucu Meclis’ten, sonra da halkoyundan geçti; yürürlüğe girdi. Fakat idamlar, anayasayı ve anayasanın getirdiği o değerli ilkeleri, özgürlükleri gölgede bıraktı. Büyük acılara neden oldu. Çok yanlış bir şeydi. Toplumda büyük sarsıntılara yol açtı.

Kitapta şöyle yazmışsınız: “Referandumdan sonra hiç kimsenin önceden hazırlığı olmadan bir Anayasa Bayramı başlamış gibiydi. Temmuz ve Ağustos ayı bu havada geçti. Yassıada’daki duruşmaların tamamlanması, kararların açıklanması bekleniyordu. Türkiye’nin büyük çoğunluğu, o davalardan çıkacak sonuçta idam cezası olabileceğini düşünmüyordu.”

-Düşünmüyordu çünkü duruşmalar neredeyse bir Meclis tartışması havasında geçmeye başlamıştı. Ve mahkemeden öyle bir karar çıksa bile, Milli Birlik Komitesi’nin o kararı kaldıracağı, hapis cezalarının ‘af’fa uğrayacağı tahmin ediliyordu. 15 idam cezasının, üçü tasdik edildi.

Adnan Menderes ve iki bakan Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idam edilmesine bugün hâlâ şaşırıyor musunuz?

-Hâlâ şaşırıyorum. Sonradan ortaya çıktı ki, idam kararı Milli Birlik Komitesi’nden çok az, 2-3 oy farkla çıkmış. Komitenin yarısı idam edilmelerini istemiyor ama bazı müfrit subaylar ve komitenin dışından olan kimselerin baskısı sonucu, birbirinin fikirlerini değiştiriyorlar. Bu olay sonrasında Türkiye’de geniş kesimlerde ıstırap hali yaygınlaştı. Daha sonra o idamların rövanşı da alınmak istendi. İki asker, Talat Aydemir ve Fethi Gürcan yeni bir darbe girişiminde bulunmak suçundan idam edildi. Daha sonraları da, Deniz Gezmiş’lerin –Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın- idamı da ‘3’e 3’ parolası altında Meclis’ten geçirildi ve idam edildiler. Memleket, kan davası güdülür gibi bir hale geldi.

1960-1961’de yaşananların bugünün Türkiye’sinde bıraktığı en güçlü iz sizce ne?

-1960-61’de yaşananların iki sonucu var. 1961 Anayasası gibi demokratik bir anayasa Kurucu Meclis’çe çıkarıldı ve referandumdan geçerek yürürlüğe girdi. Yassıada mahkemesi kararları, anayasayla elde edilen olumlu sorunları gölgede bırakan acılara, sarsıntılara yol açtı. Bu iki olayın bugüne yansımasında şöyle bir durum var: İdam cezaları, artık çok şükür, ülkemizdeki cezalar arasından çıktı. Gerçi o cezaları yeniden geriye getirmek isteyenler hâlâ var. Siyasi hayatımızda da var... İkincisi, 1961 Anayasası’ndaki demokrasi değerleri, bugün yeniden hatırlanıyor. Ve bugünkü anti-demokratik gelişmelerin sona ermesi isteniyor. Demokrasiye, tüm gerçekleriyle yeniden kavuşmamız isteniyor. Dilerim önümüzdeki seçimde o dilekler de gerçekleşir. Demokrasiyi tüm gerçekleriyle birlikte yeniden yaşamamızı sağlayacak bir iktidar iş başına gelir.

İdamlardan sonra memleket kan davası güdülür hale geldi

 ‘Umutlar ve İdamlar 1960-61’ Doğan Kitap 448 sayfa 49 TL  

 

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle