GeriHürriyet Cumartesi Gecenin yarısında ısınmak için çorba yapardım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gecenin yarısında ısınmak için çorba yapardım

Onun hikâyesi Sinop-Frankfurt hattında başladı. 15’inde sırtına çantasını takıp Güney Hindistan’dan Amerika’ya, dünyayı dolaştı. Yurtdışında kayıtlı olduğu ajansta Türk yapımcılar keşfedince soluğu Türkiye’de alıp kendini başrollerde gösterdi. Biraz Fahriye Evcen’i, biraz da Keira Knightley’i andıran Gülper Özdemir’le yeni dizisi ‘Meleklerin Aşkı’nı ve hayatını konuştuk.

Bir süredir arka arkaya başrollerde karşımıza çıkıyorsunuz. Sırrı ne?

- Bunun yanıtını en iyi yapımcılar verebilir. Bence dört önemli faktör var: Şans, yetenek, zekâ ve disiplin. Bana şans tanıyıp başrol verdiler. Oynarken yeteneğim görüldü. İş sırasında da zekâmı ve disiplinli çalışmamı gösterebildim.

 Dışarıdan çok soğuk duruyorsunuz. Neden bu mesafe?

- Aslında neşeli ve samimiyim. Kelimelerimi çok fazla ölçüp tartarak kullandığım zamanlar oluyor, bu da beni tanımayanlara soğuk görünebilir. Kendimi daha çok güvendiğim insanlara açarım ve açıldığım zaman da çenemi kapatamam. Bunların dışında küçük bir hayatım ve kendi dünyam var. Spontan yaşayan biriyim. Nerede mutluysam orada olmayı seviyorum.

 Yarın burada mutsuz olursanız...

- Bırakıp giderim. Mutlu olduğum sürece buradayım.

 B planınız ne?

- Dediğim gibi, hayatı akışına bırakıyorum. Mesela lisede tiyatro yapıyordum. Kolumda bir altın bilezik olsun diye bir yandan da ekonomi okudum. Hayalim ise farklı diller öğrenip dünyayı gezmekti. İngilizce, Almanca, Fransızca öğrendim. Sırt çantamı alıp farklı ülkeler gezdim.

 Ne zaman başladınız seyahatlere?

- 15 yaşımda. Almanya’da çalıştım, önce uçak biletimi ayarladım. Madrid’e gittim. Orada yaşayabilmek için bir restoranda aşçılık yaptım. Sonra Dubai’de otizmli çocuklarla çalıştım. Paris’e gittim, çocuk bakarak para kazandım, bir yandan da oyunculuk dersleri aldım. Malta, Güney Hindistan, Amerika, Afrika, Dubai ve Avrupa’da birçok ülkeye gittim. Kendi imkânlarımı kendim yarattım.

Gecenin yarısında ısınmak için çorba yapardım

Evde Türk, okulda Alman; farklı kültürlerle büyüdüm

 Gittiğiniz yerlerden kendinize nasıl bir ders çıkardınız?

- Hindistan’da kitaplarda okuduğumuz fakir-zengin ayrımını, sınıf atlama hikâyelerini yaşadım. Bir yanda kilise çanları çalarken, diğer tarafta ezan okunuyordu. Hepsinin iç içe olmasından çok etkilendim. Değişik kültürlerde yaşasak da korkularımız, isteklerimiz, duygularımız aynı. Sonuçta dışarıdan farklı görünsek de içeride hepimizin kanı kırmızı.

 Aileniz Sinoplu. Siz Frankfurt’ta doğuyorsunuz. Aileniz neden Frankfurt’a gidiyor?

- Babam Türkiye’de ekonomi okuyor, sonra yükseklisans için annemi de yanına alıp Almanya’ya gidiyor. Abim doğuyor ve orada kalmaya karar veriyorlar.

 Farklı bir kültürde yetişmek sizi nasıl etkiledi?

- Frankfurt’ta 174 uyruk yaşıyor, dünyada 194... Benim arkadaşlarımın da her biri farklı ülkelerden geliyordu. Evde Türk, okulda Alman, dışarda farklı farklı kültürlerle büyüdüm. Hepsinin artı ve eksilerini kapmış olabilirim; bu da beni ben yaptı.

 Başka bir ülkede yaşamanın verdiği aidiyetsizlik hissini yaşadınız mı?

- Lisede başka ülke ya da uyruklara tepkili öğretmenleriniz olursa aidiyetsizlik hissinizin oluşma ihtimali yüksek. Ben de çocukken böyle öğretmenlere denk geldim.

 Oyunculuk bu hikâyenin neresinde duruyordu?

- Almanya’da, sonra da üniversiteyi tamamlamak için gittiğim New York’ta tiyatro yaptım. Frankfurt’ta oyunculuğa devam ederken bir ajansa kayıt oldum. Türkiye’de bir cast direktörü bu ajansın kayıtlarında beni görüp bir dizi için irtibata geçti ve İstanbul’a davet edildim.

 Bilmediğiniz bir ülkede hayat zor muydu?

- İstanbul’a soğuk kış aylarından birinde geldim. Henüz kesinleşmiş bir işim olmadığından ilk kiraladığım evin ısıtma sistemi yoktu. Gecenin yarısında ısınmak için çorba yapardım. Her koşul insana bir şey öğretiyor. Mercimek çorbası yapmayı o gece öğrendim.

Gecenin yarısında ısınmak için çorba yapardım


İlk set günü bittiğinde ‘İyi ki komediye başlamışım’ dedim

Yeni diziniz ‘Meleklerin Aşkı’nda nasıl bir karakteri canlandırıyorsunuz?

- Melek, Almanya’dan gelmiş, aşka karşı kör, zeki, hırslı, dediğim dedik bir karakter. Duygularını doyasıya yaşayamıyor. Bunun sebebi de geçmişte anne ve babasının ayrılığı sonrasında yaşadığı travma ve korku. Aynısını yaşamaktan korkuyor. Çok dürüst ve aynı zamanda gizli bir aktivist; doğaya zarar veren her şeye karşı.

 Diziniz, içinde mizah öğeleri de barındıran komedi ağırlıklı bir iş. İlk defa böyle bir projedesiniz. Zorlandınız mı komedi oynarken?

- Hazırlanırken bol bol komedi işleri izledim. Dinlediğim müzik türlerinden slow şarkıları çıkarıp enerjisi yüksek, hareketli şarkılara geçiş yaptım. Ayrıca dans derslerine başladım, bu hobimin enerjimi çok yükselttiğini düşünüyorum. İlk set günü bittiğinde “İyi ki komediye başlamışım” dedim.

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle