GeriHürriyet Cumartesi Enstrüman çalmaya başladıktan sonra siyah-beyaz olan hayatım fosforlu hale geldi
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Enstrüman çalmaya başladıktan sonra siyah-beyaz olan hayatım fosforlu hale geldi

Enstrüman çalmaya başladıktan sonra  siyah-beyaz olan hayatım fosforlu hale geldi

Sanat yönetmenliğini şef Cem Mansur’un üstlendiği Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası (TUGFO), 12 yaşında. Salı ve çarşamba günü İstanbul’da iki konser verecek, daha sonra yurtdışında sahneye çıkacaklar. Şef Mansur’la TUGFO’yu ve Türkiye’de sanatı konuştuk, müzisyenler ise hikâyelerini anlattı.

Ülkenin tüm konservatuvarlarından seçilen 83 genç müzisyen... Yaşları çoğunlukla 16-22 yaş aralığında. Her yaz üç haftalık bir kampa giriyor, eğitmenlerle birlikte çalışıp Türkiye ve yurtdışında bir dizi konser veriyorlar. Türkiye’deki konservatuvar öğrencilerinin yurtdışındaki en önemli orkestralarda çalması için şef Cem Mansur tarafından kurulan Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası (TUGFO), bu yıl işte o konserleri 12. kez verecek. Maraton, salı günkü Zorlu PSM’de başlıyor.

TUGFO’da farklı farklı kültürlerden gelmiş gençler olduğunu, hepsinin bir amaç etrafında toplandığını anlatan Mansur, orkestrayı Türkiye toplumunun küçük bir aynası olarak tarif ediyor: “İçinde her alandan, her sosyoekonomik, kültürel katmandan insanın olabilmesi, bence, bir yerde ahenk içinde var olabilecek bir Türkiye’yi simgeliyor. Orkestradaki gençlerin hikâyesi, müziğin Türkiye’de hâlâ en demokratik katılımlı alan olduğunu, olabileceğini gösteriyor.”
O gençlerden biri Yunus Altıkanat. 18 yaşında. Müziğe abisini kıskanarak başlamış: “Abim ‘Barış İçin Müzik Vakfı’nda akordeon çalışıyordu. Evde çalışırken onu çok kıskanıyordum. Okul evimizin yakınındaydı, bir gün evden kaçıp yetkilileri buldum. Onlara çalmak istediğimi söyledim ama ‘Çok küçüksün’ dediler. Altı yaşındaydım. ‘Çok istiyorum, ben müzisyen olacağım’ deyince akordeona başlattılar. Dört yıl çaldım. Vakfın bizi Akbank Oda Orkestrası’nın provasına götürdüğü bir gün viyolonseli gördüm, çalmak istedim. 2010 yılında Barış İçin Müzik Vakfı’nda viyolonsel çalmaya başladım. İki yıl sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’na kabul edildim. İki yıldır TUGFO’dayım. Altı yaşımdan beri konserlere çıkıyorum. Enstrüman çalmaya başladıktan sonra siyah-beyaz olan hayatım fosforlu hale geldi.”

Enstrüman çalmaya başladıktan sonra  siyah-beyaz olan hayatım fosforlu hale geldi


Orkestranın bir diğer üyesi Su Doğan, 24 yaşında. Prematüre doğduğu için kulak zarı gelişmeyen Doğan, ilkokul üçüncü sınıfta keman eğitimine başladığında yüzde 50 duyma kaybı vardı. O dönemde dudak okuyordu. Dört ameliyat geçirdi ve nihayet tedavisi tamamlandı. Sekiz yıldır trombon çalıyor. Enstrümanını hayatındaki her şeyden önemli gördüğünü söylüyor. Klasik müziğin konserlerinin dışında, caz orkestraları, film müzikleri orkestraları, hatta ünlü isimlerin konserlerinde yer aldı. Hedefinde, yurtdışında çalmak var: “Enstrümana başlarken ilk dersimde öğretmenim bana ‘Eğer bunu hiçbir gelir elde etmeden bile çalmaya devam edeceksen şu an derse başlayalım. Yoksa hiç başlamayalım, gerek yok’ demişti. Küçükken kurduğum hayallerin tamamına ulaştım, Türkiye’de yapabileceklerimi tamamladım gibi geliyor. Kendimi yurtdışında istediğim müziği yaparken görmek istiyorum.”
Enstrüman çalmaya başladıktan sonra  siyah-beyaz olan hayatım fosforlu hale geldi


‘Sanat Türkiye’de bir lüks
ve süs gibi algılanıyor’
1981 yılından beri sayısız orkestra yönetmiş bir isim Cem Mansur. Hal böyleyken gençlerle çalışmanın bir farkı olup olmadığını soruyoruz. Şöyle yanıtlıyor: “Profesyonel hayatta ileriye bakan da var, yaptıklarıyla yetinen de... Çalışan, çalışmayan, seviyesini koruyan, korumayan... Ama gençler öyle değil. Onlarda müthiş bir idealizm ve dinamizm var. Üstelik onları ‘boş vermedikleri’ bir dönemde yakalamış oluyoruz. Profesyonel ortamlardaki kanıksamadan dolayı bazen müziğin önemini bir parça atlayabiliyorsunuz. Ama gençlerle çalışırken her notanın var olma sevincini yaşıyorsunuz.”
Mansur’a göre Türkiye’de sanat, toplumun vazgeçilmez bir unsuru değil. Bir lüks ve süs gibi, “Paramız kalırsa kenarından köşesinden ilgilenebileceğimiz bir şey” gibi kabul ediliyor. Peki, aileler hakkındaki gözlemi ne? Anlatıyor: “Aileler, çocuklarını pek sanata teşvik etmiyor. Nasıl bir kurumda çalışacağını, nasıl bir hayat standardında yaşayacağını, nasıl para kazanacağını düşünüyorlar, haklı olarak. Bunun ötesini görebilen ailelerin olması sevindirici ama çok da iyimser bir dönemden geçtiğimizi söyleyemem.Türkiye’de müzisyenin istihdamı konusunda özel sektör ve sivil toplumun sorumluluk alması gerekiyor. Her şeyi devletten beklemek zaten sağlıklı değildi. Ama devletin de evrensel anlamda müzik yapanlara kucak açacağı bir dönem olmadığı gayet belli. Sanat, hayatı yaşanır kılan şeylerden biri, belki de en başında geliyor. Daha iyi bir dünyanın özlemini hepimize hatırlattığı gibi, bir işi uğraş vererek yapmanın keyifli sonuçları olabileceğini, toplumla paylaşılabileceği ve insanların önüne bir umut ışığı olabileceği fikrini yaşatmak için sanat çok önemli.”

Sabancı Vakfı’nın 10 yıldır ana destekçisi olduğu Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası, 4 Eylül günü 20.30’da Zorlu PSM’de. Ertesi gün ise Grand Pera Emek Sahnesi’ndeler. Biletlere zorlupsm.com adresinden ulaşılabilir. Çekya, Slovakya, Avusturya, Macaristan ve Polonya’da verecekleri diğer konserlerin ayrıntıları ise genclikfilarmoni.org sitesinde.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle