GeriHürriyet Cumartesi Eminönü'nden 90'a bindik: Mecalsiz ‘tercüman’
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eminönü'nden 90'a bindik: Mecalsiz ‘tercüman’

Eminönü'nden 90'a bindik: Mecalsiz ‘tercüman’

Fatih’in küçük semtlerinden biri Draman. Osmanlı döneminde tercümanlara ‘dragoman’ deniyor, ismi de buradan geliyor. Ciddi bir mazisi var; Bizans döneminin güzel eserlerinden Pammakaristos Manastırı burada. Gel gör ki muhit yorgun; yerlileri sadece eskiyi anıyor, burayı yeniden cıvıl cıvıl yaşamanın yollarını arıyor.

Draman daha ilk andan köklü geçmişini ispat ediyor. O isim, ‘dragoman’ kelimesinin değişikliğe uğramış hali. Dragoman, Osmanlı döneminde özellikle devletler arası ilişkilerde kullanılan, müsteşara denk derecede devlet görevlisi sayılan tercümanların adı.

◊ Küçük bir dükkânın kapısındayım: Çağlar Döşeme. İçeri girip 67 yaşındaki Erol Karayel’le sohbete başlıyorum. İşi Beyoğlu’nda bir Yahudi ustanın yanında öğrenmiş. “Eski esnaftan bir ben kaldım” diye başlıyor: “Kapatıp gittiler hep. Her öğlen dükkânda yemek yaparım. Tek başıma da yiyemem. Önceden fırına tepsi verirdim, almaya giderdim, dönerken peşime taka taka gelirdim.”

◊ Erol Bey’in eski İstanbul özlemi çok yoğun: “Bu mahallenin en büyük eksiği komşuluk artık. 1800’lerden beri İstanbulluyuz. Molla Aşkı’nda büyüdüm, Ayvansaray’da. Ahşap evler vardı, bahçesinde domatesi, biberi... Komşular birbirine çok yakındı, yardımseverdi. Sonra, çok utanırdık biz. Büyüklerden bir şey isteneceği zaman bir kere söylerdik. Babamıza, annemize bir şey diyeceğimizde yaklaşıp kulağına derdik.”

Eminönünden 90a bindik: Mecalsiz ‘tercüman’

Eski İstanbullu parasız olur

◊ “Eskiden azınlık nüfus da yoğunmuş herhalde” diyorum, “Asıl şimdi çok” diyor Suriyelileri kastederek. O kısmından biraz dertli. “Her yerden insan geldi. Dilimiz bir değil, âdetlerimiz, görgülerimiz ayrı. Zorlanıyoruz” diyor.

◊ “Siz anne-babadan kalma evde mi oturuyorsunuz?” diye soruyorum, “Bir şey kalmadı ki... Eski İstanbulluların parası pulu olmaz” diyor: “Niye olmaz biliyor musunuz? Eskiden babalarımız bulduğu parayı yerlerdi. Cumartesi-pazar, affedersin oraya buraya giderlerdi, pazartesi para yok. O para her zaman gelecek sanırlardı. Ama dışarıdan gelenler öyle değil. Onların geldikleri zaman kafasında bir şey var; ben buradan bir ev alacağım diye geliyor. Bizimkiler hiç öyle şey düşünmezlerdi.”

Eminönünden 90a bindik: Mecalsiz ‘tercüman’

Hasan Tokat

◊ Bir çay molası için Şakiroğulları Pastanesi’ne giriyorum. Tezgâhın arkasında Kastamonulu Hasan Tokat var. Şakir, babasının adıymış. “Yaş 70, iş bitmiş” diyerek başlıyor. Ama iş bitmemiş tabii. 47 senedir her gün dükkânını açıyor, gelenlere tek başına yetiyor.

◊ “Eski Draman değil artık” diyor o da: “1980’den sonra bozulmaya başladı, 2000’lerle beraber tamamen bitti. İnsanları kötülemek değil de... Artık pastanecilik de bitti. Kimsenin evinde bu kadar şey yoktu ki. Ben sadece fırına tepsi verenlerden aldığım parayla bile geçinirdim. Şimdi herkeste fırın var. Sonra açıyor televizyonu, biraz unla bir şeyler yapıp çay saatini geçiştiriyor.”

Eminönünden 90a bindik: Mecalsiz ‘tercüman’

Erol Karayel

Uyuşturucu derdi biter mi?

◊ Sokakta seyyar balık satan 46 yaşındaki Mübarek Kayra, Siirt’ten 20 sene önce gelip yerleşmiş Draman’a. Evlere de veriyor, lokantalara da. “Temiz balık. Günlük getirip günlük bitiriyorum” diyor. Mahalleyi seviyor ama büyük bir uyuşturucu dertleri olduğunu söylüyor. Bağımlıların kümelendiği bazı alanlardan bahsedip “Önce bunun bitirilmesi lazım. Benim gördüğümü herkes görüyordur herhalde” diyor.

◊ Karşıdan gelen beyefendiyle selamlaşıyoruz. “Bu mahallede mi oturuyorsunuz?” diyorum. “40 senedir” diyor. 65 yaşındaki Rizeli Yaşar Özçelik, belediyeden emekli müfettiş. Uyuşturucu sorununu o da doğruluyor. “Hâlâ var, epey temizlendi aslında ama kurutuyorlar artık, tek bir köşe kaldı” diyor. O da eski mahallesini özleyenlerden. “Sen börek çıkarırdın, ben sarma, o çay, öbürü kahve; kapıların önünde hep beraber yenir içilir...”

◊ Draman küçücük yer. Yerlilerinin hepsi “Ahvaliniz nasıl?” diye sorar sormaz “Eskiden...” diye başlıyor söze. İşin üzen tarafı, o özlemlerini medet umar gibi, “Acaba sen düzeltebilir misin?” der gibi kırık bir ümitle anlatıyorlar. Dönüş otobüsünde “Keşke süper güçlerim olsa” diye düşünüyorum; kapı önlerinde o neşeli sofralar kurulsa, ben de bir kenarına ilişiversem...

Eminönünden 90a bindik: Mecalsiz ‘tercüman’

Pammakaristos’tan Fethiye’ye muhteşem tarih

Bizans döneminden kalma manastır kilisesi Pammakaristos’un önündeyim. İnşaatı 11’inci yüzyılda başlamış, 13’üncü yüzyılda Latin istilasının son bulmasıyla bir mezar şapeli (parekklesion) eklenmiş. 1455-1586 yıllarında Ortodoks Patrikhanesi olarak kullanılmış. Kiliseyi 3. Murat, 1595’te Gürcistan ve Azerbaycan’ın fethi anısına camiye dönüştürmüş; kuzey kilise halen Fethiye Camii olarak kullanılıyor. Ek kilisenin duvarları ise 14’üncü yüzyıla ait etkileyici mozaik ve fresklerle süslü. Giriş ücreti 5 TL, çarşamba hariç her gün açık.

Eminönünden 90a bindik: Mecalsiz ‘tercüman’

Meşhur Draman turşusunun hikâyesi

Draman’la ilgili araştırma yaparken önüme birkaç kere “Turşusu meşhurdur” lafı çıkıyor. Sırçalı Küp Turşu Evi’ni görünce giriyorum. 60 yaşındaki Kastamonulu Muzaffer Demir, babadan turşucu. Mesleğinde 42 seneyi geride bırakmış. Üç sene öncesine kadar seyyarmış hep. “Bu meşhurluk nereden geliyor?” diye soruyorum, gene maziye dalıyor. O çocukken babası Draman’daki otobüs durağının köşesinde duran turşucuya getirmiş Muzaffer Abi’yi, turşu suyu içmeye. “Bizim hemşerimizdi” diye anlatıyor: “Mehmet diye bir adam, burada efsaneymiş. O zaman işte bu Draman turşusu, Pelit, sonra Çemberlitaş, Cihangir’deki Asri... En meşhurlar bunlardı, turşu sofrada eksik olmazdı.”

Yolunuz düşerse Muzaffer Abi’nin yanına uğrayın; hem tatlı sohbetini dinleyin, hem özel lahana turşusundan (ne limon ne de sirke var; sadece tuz ve suyla yapıyor) hem de kütür kütür diğer çeşitlerden tadın. Turşunun kilosu 14 TL.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle