GeriHürriyet Cumartesi Eminönü'nden 81'e bindik: Ayastefanos havası
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eminönü'nden 81'e bindik: Ayastefanos havası

Eminönü'nden 81'e bindik: Ayastefanos havası
Fotoğraflar: Hüseyin Alsancak

93 Harbi’ni bitiren Ayastefanos Antlaşması bu semtte imzalandı. Yeşilçam’ın ölümsüz filmleri bu sokaklarda çekildi. Meşhur Roma dondurmasıyla da, müdavim meyhanesiyle de burada tanıştık. Velhasıl geçmişi sağlam, ortamı huzurlu Yeşilköy, her köşesiyle davetkâr...

Eski tarih dersi notlarınızı hatırlayın; 93 Harbi’ni (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) bitiren antlaşmanın adı Ayastefanos’tu. Yeşilköy’ün eski adı bu. Sonra uçakla ulaşımın büyük lüks olduğu günlerden ‘Yeşilköy Havaalanı’ kalıbı çınlasın kulaklarınızda. Yani daha yoldayken anlıyorum ki burası öyle altı-yedi saatlik turla bitmez. Ama bu ilk adım olsun, başlayalım...

Eminönünden 81e bindik: Ayastefanos havası

-- Osmanlı döneminde çoğunlukla Rum ve Ermeni nüfusla Levantenlerin yaşadığı balıkçı köyüymüş Ayastefanos. İsmi Aziz Stefanos’tan geliyor.
mHıristiyanlığın ilk şehidi kabul ediliyor Stefanos. Yahudiler tarafından Hz. Musa’ya küfretmekle suçlanmış, taşlanarak öldürülmüş. Mezarı uzun zaman sonra, 4. yüzyılda Filistin’de bulunmuş ve kemiklerinin başkent Konstantinopolis’e yani İstanbul’a getirilmesine karar verilmiş. Haberi alan Papa, Vatikan’a götürülmesini isteyince kemikler bir gemiye yüklenip İstanbul Limanı’ndan yola çıkmış. Fakat gemi Yeşilköy açıklarında fırtınaya yakalanıp karaya çıkmak zorunda kalmış. İşte o fırtına süresince kurulan çadırın bulunduğu noktaya daha sonra bir kilise inşa edilmiş.

-- 19’uncu yüzyılda büyük çoğunluğu Sultan 2. Mahmud’un hediyesi olarak Dadyan ailesine ait olan Ayastefanos’un adı 1920’lerde Yeşilköy olarak değiştirilmiş. Bu ismi verenin, semtte yaşayan ünlü edebiyatçımız Halit Ziya Uşaklıgil olduğu söyleniyor. Sayfiye ve köy halini 1970’lere kadar korumuş. Ancak önce 1953’te Yeşilköy Havalimanı’nın açılması, sonra da göç dalgasıyla bu yapı hızla bozulmuş.

Eminönünden 81e bindik: Ayastefanos havası

Mösyö Röne’nin yaşamöyküsü yerli dizilere ilham verebilir.

Mösyö Röne’nin filmlik hikâyesi

-- Bu bilgileri ezberleyip doldurulan sahildeki parkta yürüyerek başlıyorum gezime. 1856’da Fransızlar tarafından inşa edilmiş Yeşilköy Feneri’ne selam çakıp martılar eşliğinde yürüyüp solumdaki parka giriyorum. Ortadaki bahçede tavuskuşları, horoz ve tavuklar, hindiler, güvercinler, küçük bir tavşan var. Burası Röne Park. Başlıyorum hikâyesini araştırmaya.

-- O hikâye öyle güzel ki... Eski Yeşilköylü Haluk Akbaşlı’nın şahane yazısından alıntılayarak aktarıyorum: 1900’lerin başında, Harbiye’de okuyan bir Lübnan prensi, Ayastefanoslu bir Rum kızını sever. Ama geride bıraktığı sevgilisinin hamile olduğunu öğrenemeden memleketine döner. Adı Röne konan erkek çocuğu, uzun yıllar anneannesini annesi, annesini de ablası bilerek büyür. Çıraklık yaşı geldiğinde fenerin yanındaki Arap Nuri’nin meyhanesinde çalışmaya başlar, kısa sürede şef garson olur.

Eminönünden 81e bindik: Ayastefanos havası

-- 1936’da mahalle halkı parkın içinde bulunan eski taş binayı ele geçiren ‘uğursuzlar’dan rahatsızdır. Başkomiser Temel Ayanoğlu, parkı ıslah etmeye karar verir; aklına o genç, dürüst şef garson gelir. Aylık 2.5 lira kira karşılığında Röne, parkın içine kurulan gazinoyu işletmeye başlar. Mösyö Röne Park Gazinosu böyle doğar. İşte bu park da ondan hatıra...

Eminönünden 81e bindik: Ayastefanos havası

1970’ten beri erimeyen dondurma

-- Hikâyenin tadı damağımda yürürken, karşıma meşhur Roma Dondurmacısı çıkıyor. Zekeriya Vardar’la (45) konuşmaya başlıyoruz. 1970’te babası Ramazan Vardar ve Veysel Ayar ortak olup açmışlar burayı. İkisi de Makedonya göçmeniymiş. Veysel Bey vefat etmiş ama çocukları sayesinde ortaklık hâlâ sürüyor. Artık çarşının içinde de bir şubeleri var.

-- Krokan-badem, damlasakızlı, meyveliler ve klasiklerden karıştırıyorum hemen birkaç top. Bu dondurmaların özelliği ne peki? “1970’ten beri yapılış şekli aynen devam ediyor” diyor Zekeriya Bey: “Her dondurmacı öyle diyor ama bizde katkı maddesi yoktur. Zaman ilerledi, İtalyan dondurma çeşitleri arttı ama biz klasikten devam ederiz; kaymak, çikolata, limon, vişne, karamel vs. Bisküvili yapmayız mesela. Salebimiz Kütahya’dan. Toptan malzemelerimizi, sütümüzü aldığımız yer de hiç değişmedi.”

Eminönünden 81e bindik: Ayastefanos havası

Alican Yıldız ve oğlu Mustafa, Roma Dondurmacısı’nın demirbaşları.

-- Sırf onlar mı? Üretimde de çalışan, dükkânı çekip çeviren Alican Yıldız (55), 41 yıldır burada. Şimdi onun oğlu Mustafa (37) da onlarla birlikte. Gerçek bir aile olmuşlar.

Eminönünden 81e bindik: Ayastefanos havası

Latin Katolik Kilisesi de Aziz Stefanos’un adını taşıyor.

-- Salep ikram ediyorlar; hiç meraklısı değilim ama nasıl söyleyeceğim? Zekeriya Bey durumu anlıyor, “Bu sizin bildiğiniz şekeri bol, öbür saleplere benzemez; bir deneyin” diyor. Haklı da çıkıyor. Salebin litre fiyatı 35 TL. “Litresi 12 liraya da satıyorlar ama işte o salep değil, içinde zararlı olmasa da makarna tozu, nişasta gibi kıvam artırıcılar oluyor. Gerçek salep kullansa zaten o fiyata satması mümkün değil” diyor.

-- Yeşilköy’de balıkçı ve meyhane bol. Semtin eskilerinden ve meşhurlarından Ogün’e uğruyorum. Kurucusu Ohannes Nergizyan’ın oğlu Garo Bey’le (50) muhabbet ediyoruz.

‘Muhafazakâr’ müdavim mekânı

-- 1988’de açılmış Ogün. Ohannes Bey, Kumkapılıymış. 15 yaşından sonra Yeşilköy’e gelmiş. Doğma büyüme buralı Garo Bey’e 50 yılda semtin nasıl değiştiğini de soruyorum: “Çocukluğuma göre kötü değişti. Herkesin birbirini tanıdığı bir mahalleydi burası. Ama tabii popüler bir yer; deniz kıyısında, merkeze uzak değil, havaalanına yakın; dolayısıyla kalabalıklaştı, çehre değişti. Fakat mesela sahil güzel oldu. Piknikçilerden şikâyet ediliyor çok ama her yerde var bu. Bizim Yeşilköylü olarak tek isteğimiz, buldukları gibi temiz bırakmaları. Yoksa insanlar gelecek tabii; bir ağaç altına, sahile, plaja...”

Eminönünden 81e bindik: Ayastefanos havası

Ogün, artık Garo Nergizyan’a emanet. 

-- Ogün, bir müdavim mekânı. Garo Bey, “Buraya pusetle gelenlerin çocuklarını ağırlıyoruz artık, bundan güzel bir şey var mı?” diyor gururla. Peki ne yenir burada? “Babam da öyleydi, ben de öyleyim; biz biraz muhafazakâr mezeciyiz. Geleneksel lezzeti, klasiği devam ettiriyoruz. Çirozu, lakerdayı, topiği, balık tütsülemeyi ben yaparım zaten. Marmara kıyısında ne kadar liman varsa haftada bir-iki hepsini gezerim. Yeşilköy müşterisi bilinçli bir müşteridir, mevsimi olmayan bir balığı yediremezsiniz!”

-- Bir de küçük not: Ogün kuruluşundan beri yılbaşında kapalı. Garo Bey, “Yılbaşı herkesin, burada çalışanlar da aileleriyle geçirmesin mi?” diyor; insanın içine anında tatlı hisler doluyor.

-- Söz konusu Yeşilköy olunca, bu okuduğunuz çok eksik bir yazı, biliyorum. Üstüne kitaplar yazılmış, daha da çok yazılması gereken bir semtten bahsediyoruz çünkü. Bilenler bilmeyenlere anlatsın, gitmeyenler mutlaka bir tur atsın, gördüklerini bize de ulaştırsın; Yeşilköy bizi bekler...

Eminönünden 81e bindik: Ayastefanos havası

Kapıyı Adile Naşit açsa, içeriden Kemal Sunal çıksa...

-- Roma Dondurmacısı’nda sohbet ederken Zekeriya Bey, 47 senedir aynı sokakta olduklarını ama eski dükkânlarının biraz ileride, bir konağın bahçesinde hizmet verdiğini anlatıyor. İşte o konağa çok aşinayız. Sanki kapıyı Adile Naşit açacak, sanki Şener Şen’in “Seni hiç sevmedim sütoğlan” diyen sesi duyulacak, sanki Kemal Sunal “Tutmayın küçük enişteyi!” diye çıkagelecek. Ya da belki Gülşen Bubikoğlu neşeyle bisikletine atlayacak, Hulusi Kentmen bıyıklarını burarak bir kahkaha patlatacak. ‘Süt Kardeşler’, ‘Tosun Paşa’, ‘Şaban Oğlu Şaban’, ‘Tokatçı’, ‘Cici Kız’, ‘Sevgili Dayım’... Ne filmler, diziler
çekilmiş bu konakta.

-- Simenoğlu Konağı’nın önündeyim. Restore edilmiş, bakımlı, beyaz konaktan ve güzelim bahçesinden gözümü alamıyorum. Konağa adını veren Simenoğlu ailesiyle ilgili bilgiye ulaşamıyorum. Ama bir dönem Osmanlı aydınlarından Hayreddin Nedim (Göçen) Bey’in burada oturduğu bilinmekte. Sonra bir dönem onun oğlu Mehmet Sami Göçen de burada oturmuş olmalı ki birkaç mahalleli burayı “Sami Bey’in köşkü” diye anıyor.

-- Buranın, Ayastefanos Antlaşması’nın imzalandığı bina olduğunu söyleyenler de var ama bu konuda 1894 depreminde yıkılan Dadyan ailesine ait Neriman Şah Yalısı bir adım öne çıkıyor.

-- Şimdi Necla-Danış Köse çifti yaşıyor bu konakta. Daha önce de Yeşilköy’de oturuyormuş aile ama bu konağı 16 yıl önce satın almışlar. Necla Hanım, “Çok kullanışlı bir ev burası” diye anlatıyor: “Abdülhamit’in av köşküymüş. Yüksek tavanlar, geniş odalar, hamamı, piyano odası, şömine odası... Artık müstakil ev bulunsa bile bu kadar iyi düşünülmüşü yok.”

-- Böyle bir evde oturmak büyük ne güzel bir histir kim bilir; hiçbir şeyi olmasa hikâyesi yeter...

Eminönünden 81e bindik: Ayastefanos havası

81 yaşında, her gün işinin başında

Mahalleliyle sohbet ederken hep “Onu Mehmet Amca bilir, buraların en eskilerindendir” diyorlar. “Nerede bulurum onu?” diyorum, çarşıdaki Bilenler fırınını gösteriyorlar. Mehmet Bilen, çakı gibi bir 81’lik. Hâlâ haftanın yedi günü sabah 6’da dükkânında oluyor. Safranbolulu aile, 1949’da Fatih’e gelmiş. 1959’da Yeşilköy’e taşınmışlar. Seyyarda simit satmışlar bir süre, sonra fırıncılığa geçmişler. 1981’de burayı açmışlar. “Ustalar işe geceden başlar zaten. Fırıncılık işi hiç durmaz. Ekmek bu; cenazen de olsa, bayramın da, bunu alıp yiyeceksin. Unun kaliteli, ustan iyi oldu mu ekmeğin de iyi olur. Ama artık iyi usta bulmak zorlaşıyor.” Çarşıda onu tanımayan yok, keyfi yerinde. Selam alıp vererek yürüyor, bir yandan da “Ben Yeşilköy muhtarı Mehmet Bilen! Çok güzel mahalledir burası, hadise yoktur. Herkes birbirine saygılı, sevgilidir” diyor gülen sesiyle.

 

 

Çığlık Nasıl Atılır? | Sarı Mikrofon

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle