GeriHürriyet Cumartesi Buket Uzuner son romanı ‘Hava’yı anlattı: Tabiat anaya ihanet, bütün destanlarda felaket getirir ve her destanın arkasında gerçek bir hikâye vardır
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Buket Uzuner son romanı ‘Hava’yı anlattı: Tabiat anaya ihanet, bütün destanlarda felaket getirir ve her destanın arkasında gerçek bir hikâye vardır

Buket Uzuner  son romanı ‘Hava’yı  anlattı: Tabiat anaya ihanet, bütün destanlarda felaket getirir ve her destanın arkasında gerçek bir hikâye vardır

Bundan üç yıl önceydi. Bir havalimanında Buket Uzuner’i aramış söyleşi yapıyordum. Bana ‘Toprak’ı anlatıyordu. ‘Tabiat Dörtlemesi’nin ikinci kitabını... Aradan üç yıl geçti. Bu kez aradığım kişiye Kaş’ta, bir çevre eyleminde ulaştım. Bir tesadüftü karşılaşmamız, 350.org’un ‘İklim için ses ver’ eyleminde sesimizi çıkardık. Sonra oturduk, dörtlemenin üçüncü kitabı ‘Hava’yı, Defne Kaman’ın bu kez neler yaşadığını konuştuk. Buket Uzuner’in bir de sürprizi var: Netflix’ten dörtlemenin dizi olması için bir teklif gelmiş.

Tabiat Dörtlemesi’ romanlarınızın üçüncüsü ‘Hava’, üç yıl aradan sonra yayımlandı. Neden bu kadar uzun sürdü?

- Son yıllarda bazı okurlar romanları ‘fazla uzun sürede yazıyorum’ diye ciddi ciddi sitem ediyorlar bana. Oysa on yıl öncesine kadar, bir yazara daha teri soğumadan bir sonraki romanı sorulmazdı, biz sormazdık hiç. Yazarın, yazdıklarını demlemesi gibi okurun da okuduğunu zihnen hazmetmek için zamana yayması doğaldı. Şimdi kitapların bile ‘raf ömrü’ diye bir kavram var! Bu belki her yıl bir roman yazan yazarların ortaya çıkmasıyla tıpkı fast-food tipi hızlı beslenme gibi kitaplar da çabuk okunuyor. Halbuki teknoloji ne kadar ilerlemiş, hayatlarımız hız kazanmış olsa da taş devrindeki insanın yediklerini hazmetme süresiyle bizimki arasında hiçbir sindirim evrimi geçirmedik. Kapitalist sistem daha çok satsın diye, hızlı yazan yazarlar istiyor ve bunları üretiyor. Ben onlardan değilim, olamam ve olmam da. Bir okur olarak benim sevdiğim yazarlar da yazıyı demleyenlerden.

‘Hava’ için de diğerlerinde olduğu gibi ön araştırmalarınız ve saha çalışmalarınız oldu mu?

- Evet, roman için araştırmaya bayılıyorum. Sadece konuları, karakterleri değil, mekân çalışmayı da çok seviyorum. ‘Uzun Beyaz Bulut-Gelibolu’ romanı için Çanakkale köylerinde beş yıla yakın yaşadım, bu sırada oğlum çok küçüktü, maddi ve manevi zorluklar yaşadım ama hiç şikâyetçi değilim, çünkü mekân bir romanın ana karakteridir ve mekânın toprağıyla kültürünü anlamak iyidir. ‘Hava’ romanı için Kayseri ve Kapadokya’da çalıştım. Dünyanın ilk tıp okullarından birini Kayseri’ye kuran Selçuklu kadın sultanı Gevher Nesibe’yi ve eski Türklerin kadim geleneklerinde kutsal saydıkları karakuşu, yani kartalı araştırdım.Tabii hava deyince akla ilk gelen iklim ve hava kirliliği de romanın meselelerinden biri oldu.

Buket Uzuner  son romanı ‘Hava’yı  anlattı: Tabiat anaya ihanet, bütün destanlarda felaket getirir ve her destanın arkasında gerçek bir hikâye vardır

Betonu ağaçla, toprağı GDO’suz atalık tohumla, suyu HES’siz akışıyla, börtü böceği tabiattaki değe riyle görmeye körleştiğimiz sürece hasta çocuklarımız, torunlarımız olacak.

Gerçekten bu seri Şamanlığı mı anlatıyor?

- Adına özellikle ‘Tabiat Dörtlemesi’ dediğim bu dizi, tabiatla insan arasında bozulan aşk ilişkisini anlatıyor. Yani aslında bu bir aşk dörtlemesi. Hikâye çok klasik: İnsan, en büyük aşkı olan tabiata ihanet etti, o da şimdi intikam alıyor. Yalnız tabiatın intikamı insan türünü bu gezegenden tamamen silebilir. Bunlar benim romantikleştirdiğim ilişkiler değil, çünkü tüm dünya kültürlerinde tabiata binlerce yıl ‘tabiat ana’ denmiş. Onun doğurgan, güçlü ve bereketli varlığı, canı ve ruhu olan insani dişi bir karakterle özdeşleştirilmiş. İnsanlık tarihi içinde tabiata en çok saygı duyan geleneklerden biri şamanlık olmuş. Kızılderili dediğimiz, Amerikalı yerli halklar, Güney Sibirya’daki Türk kabileleri, İskandinavya’daki Pagan Vikingler gibi... Ben sadece onların tabiata gösterdiği saygı ve sevgiyi hatırlamamızı önemsiyorum. Hatırlarsak belki ağaçlara, hayvanlara, börtü böceğe, arıya, yunusa, geyiğe, kartala, toprağa, suya ve havaya ihanetten vazgeçebiliriz!

Peki siz Şaman mısınız?

- Hayır, ben Şaman değilim. Türkçe söylersek kam değilim. şamanlığın tabiata saygısı ve sevgisine, insanları cinsiyetlerine göre ayırmayan, fazla tüketmenin saygısızlık olduğu, başkalarını yargılamayan güçlü felsefesine hayranım.

Defne, bu kez bizi nerelere götürecek, ne gibi maceralar yaşayacak?

- Gazeteci Defne Kaman, edebiyatımızda adı ve soyadıyla anılan ender kadın kahramanlardan biri. Üstelik yetişkin bir kadınken macera yaşayan bir karakter. Macera, hayatta ve edebiyatta sadece oğlan çocukları ve erkekler için hoş görülür çünkü. Araştırmacı-gazeteci Defne Kaman bu kez nükleer enerji ve iklim değişikliği konularında çalışıyor. Eğer işler yolunda giderse yakında bir Netflix dizisi olma şansına kavuşarak, dünyaya da şanını duyuracak. Bu konuda yapımcı ve iletişimci arkadaşım Elif Dağdeviren’in Defne Kaman hayranlarına bir sürprizi olabilir, ben de bu kadarını biliyorum şimdilik.

Buket Uzuner  son romanı ‘Hava’yı  anlattı: Tabiat anaya ihanet, bütün destanlarda felaket getirir ve her destanın arkasında gerçek bir hikâye vardır
Sizce bugün Türkiye’nin en büyük çevre sorunu nedir?

- Bence öncelik, bizim enerji için fosil yakıt, petrol ve kömür kullanıyor olmamız. Bunların da ne sürdürülebilir  ne de  temiz enerji oluşuyla ilgili muazzam hava, toprak ve su kirliliğine bağlı ölümcül sağlık sorunları yaratması. Betonu ağaçla, toprağı GDO’suz atalık tohumla, suyu HES’siz akışıyla, börtü böceği tabiattaki değeriyle görmeye körleştiğimiz sürece hasta çocuklarımız, torunlarımız olacak. Tabiat anaya ihanet etmek bütün masal ve destanlarda felaket getirir. Her destan ve masalın arkasında gerçek bir hikâye vardır. daha çok karışıyorum.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle