GeriHürriyet Cumartesi Bugün bile istediğim her yerde uyuyabilirim...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bugün bile istediğim her yerde uyuyabilirim...

Bugün bile istediğim  her yerde uyuyabilirim...

5 yaşında ailesiyle birlikte evsiz kalıp sokaklara düştü. Suça bulaştı; gençliği yetimhane, ıslahhane ve okuma yazmayı öğrendiği hapishanelerde geçti. Kendi hayatı biraz düzene kavuşunca, artık diğer evsizler için bir şeyler yapmak istiyordu. Sokaklardan tanıdığı bir çocukluk arkadaşı mültimilyoner olmuştu. Onun yardımıyla evsizlerin dağıtıp para kazandığı bir sokak gazetesi kurdu. ‘The Big Issue’ 10 yılını tamamladığında artık 70 ülkede, 300 bin adet satılan dünyanın en büyük sokak gazetesi haline gelmişti. John Bird’ün etkileyici yaşamöyküsünü ve bu hikâyeden süzdüğü çarpıcı tespitlerini, konuşmacı olarak İstanbul’a gelmeden önce, İngiltere Cambridge’de bizzat kendi ağzından dinledik.

Bugün bile istediğim  her yerde uyuyabilirim...Çocuk yaşta evsiz kaldınız. Sokaklar size ne öğretti?

- Kavga etmeyi... Kaçmayı, polisi atlatmayı... Her yerde uyuyabilmeyi. Bugün bile istediğim her yerde uyuyabilirim. Mesela şu telefon kulübesinin içinde... Yalvarabilmeyi öğrendim. Kendi hikâyen yeterince ikna edici gelmiyorsa, ikna edici bir hikâye uydurabilmeyi.      

“Hırsızlık yapıyordum” dediniz. Neler çalardınız?

- İnsanlardan birebir çalamazdım. Yani gidip kimsenin çantasını kapkaç yapmazdım. Daha çok dükkânlardan ve evlerden... En çok da... Gazeteci olduğun için kusura bakma ama fotoğraf makinası çalardım. Yiyecek ve kitap da çalardım.

John Bird, dünyanın en ilham verici insanlarının konuşmacı olarak katıldığı Brand Week için Türkiye’ye gelecek. 9 Kasım'da Zorlu PSM’de yapacağı konuşmasını sorduğumda, İstanbul’u tekrar görmek için sabırsızlandığını söylüyor: “1996’da Habitat toplantısı için beş günlüğüne gelmiştim. Pasaportumu kaybettim. Berbattı ama bu meseleye rağmen kendimi dünyanın en özel yerlerinden birinde hissettim...”

Peki okur muydunuz çaldıklarınızı?

- Hayır, okumayı çalmaktan çok sonra öğrendim. Bana en pahalı görünen kitabı çalardım. Okumam olsa belki doğru kitabı çalardım.

Elde ettiğiniz parayı neye harcardınız?

- Önceleri hayatta kalma ve paylaşmaya. Zamanla içki ve uyuşturucuya...

O yıllarda, yani siz küçücük bir çocukken... Tanrı neredeydi?

- Ben iyi bir Katoliktim. Tanrı’ya çok inanırdım. Ama hiç etrafta değildi o sıralar. Yine de çektiğim zorluklar için Tanrı’yı suçlamam. Ben insanları suçlarım. Sistemleri, hükümetleri... Bunun Tanrı’yla alakası yok.

“Sokakta yaşadığınız zaman, her gününüz tek atımlık. Fakirlikte gelecek yoktur, tüm sahip olduğunuz geçmiştir. Evet bir sonraki gün vardır, ondan sonraki gün de. Ama hepsi yeni birer ‘bugün’dür ve yeniden başlarsınız: Neyle doyulacak, nereden sigara temin edilecek, nasıl içilecek ya da kafa bulunacak...”

Bugün bile istediğim  her yerde uyuyabilirim...

Sistem nasıl işliyor?

Aslında dünyanın her yerinde farklı yürüyor. Ama temel olarak şöyle: Satılacak gazete için gönüllü yazar, gazeteci ve evsizler yazılar yazıyor. Her evsizin bu gazetelerden bedava 10 tane alma hakkı var. Onları satıp parasıyla geri gelirse, 1 liralık gazetelere bu kez bedava değil ama 50 kuruşa sahip oluyor, artanı kendisine kâr kalıyor. Kendisine kalan bu parayla yaşamını devam ettirmeye çalışıyor. Her ülkenin, hatta bazı ülkelerde farklı şehirlerin kendilerine has farklı işleyişleri var. Ama John Bird en başarılı denemelerin evsizlerin hikâyelerine daha az, magazin konularına daha çok yer veren yayınların olduğunu söylüyor: “Bu, evsizler tarafından satılan bir gazete. Evsiz gazetesi değil. Sıkıcı bir şeyi kim satın alsın ki?” Peki basılı medya online karşısında her gün güç kaybederken, evsizlerin dağıttığı gazeteyi nasıl bir gelecek bekliyor? “Normalde batmamız gerekiyor ama biz krizlerde büyüyoruz...”

“Hayır işlerini sevmem. Vermekle almak arasında insan karakterini zedeleyen bir şey var. Ben hayır işi yapmıyorum.

Bugün bile istediğim  her yerde uyuyabilirim...

Kendi ağzından...

◊ İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra Londra’nın çok fakir bir mahallesinde doğdum. Annemle babam yarınlarını pek düşünmeyen, para buldukça içki içen tiplerdi. Ben 5 yaşımdayken artık kirayı ödeyemez hale geldiler ve kendimizi sokakta bulduk.

İki yıl sonra, kilise bizi kimsesizler yurduna yerleştirdiğinde beş kardeş de hastaydık. Küçükler kolay uyum sağladı. Büyükler de başlarının çaresine baktı. Ben ortancaydım. Önce antisosyal oldum, sonra da korkunç bir kişi. Bir suçlu. Defalarca ıslahhaneye ve hapse girip çıktım.

◊ Okumayı 16’mda ıslahhanede öğrendim. Öyle bir okumaya başladım ki tanığıdım en çok okumuş birkaç insandan biriyim. ‘Suç ve Ceza’yı ezbere söyleyebilirdim. Kapitalizmi yıkmaya yeminli sıkı bir komünist oldum. Sonra fark ettim ki Wall Street bunu zaten kendi yapıyor. 

Islahhanede baskı derslerine katılmış, çok da sevmiştim. 30’larımın sonunda hayatım biraz düzene girmeye başlayınca, önceden sokaktan tanıdığım biriyle tekrar karşılaştım: Body Shop’ın sahibi Gordon Roddick. Mültimilyoner olmuştu. Evsizler için sokak gazetesi projesine parayı o sağladı.

“Fakirlik ve demokrasi bir arada olmaz. Ne İngiltere’de ne de dünyanın başka herhangi bir yerinde... Demokrasi tercihler, seçimler üzerine kurulu bir sistemdir. Fakirlikteyse seçim hakkınız yoktur. Üstelik fakirlik çok pahalıdır. Hükümetlerin fakirliğin yarattığı adalet, hapishane, güvenlik, sağlık gibi giderlere ayırdığı para; fakirliğin kendisiyle mücadeleden daha pahalı...”

 

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle