GeriHürriyet Cumartesi Bu ülkenin halleri
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu ülkenin halleri

Bu ülkenin halleri

Oya Baydar, ‘Aşktan ve Devrimden Konuşuyorduk’ta Türkiye’nin pek çok netameli dönemine şahitlik ettiği hayatını, “Bu sürecin hem tanığı, hem sanığı, hem kurbanı olan bir kadının hikâyesi olarak okunursa ilgi çekebilir belki” cümlesiyle tanımlıyor. Bize sorarsanız ‘belki’ye hiç gerek yok.

Oya Baydar, “Benim hikâyem anlatılmaya ne kadar değer kuşkuluyum. Benim çevremde, kendi sol kuşağımda öyle insanlar var ki, onların macerasını öğrendiğimde çoğu kez, ne kadar düz bir hayat yaşamışım diye düşünmekten kendimi alamadım” diye başlıyor hayatını anlatmaya.

Ancak Ebru Çapa’yla yaptığı nehir söyleşi sonunda ortaya çıkan hikâye hiç de öyle düz bir hayatı anlatmıyor. Tam tersine kendisiyle uyuşsanız da uyuşmasanız da pek çok açıdan ilham verici, çarpıcı, tek solukta okunan bir yaşamöyküsüne sahip.

Bu ülkenin halleri

Notre Dame de Sion yıllarında her sabah karatahtaya yazılan “Je suis responsable de tout” (Her şeyden sorumluyum) cümlesinin hayatına etkisi... Henüz lisedeyken “Ben bir roman yazdım” diyerek Hürriyet’in kapısına dayanması, bu romanın ona o yıllarda ‘Türkiye’nin Françoise Sagan’ı’ (‘Günaydın Hüzün’le tanınan, dönemin ünlü genç Fransız yazarı) unvanını da kazandırarak) tefrika edilmesi... Yaşamı boyunca Türkiye’nin yaşadığı bütün siyasi çalkantılardan bilfiil etkilenmesi, bu tantana içinde “İnsan bir akşam vakti ansızın yorulur / Çıplak ustura ağzından yaşamaktan” mısralarıyla atıfta bulunduğu aşklar yaşaması... Tarihimizdeki ilk rektörlük işgaline vesile olan doktora tezi, ülkenin ilk sosyalist partilerinin kuruluşunda yer alması, “İşkence yapan değil gören utanır, kolay kolay anlatamaz” cümlesi, mültecilik yılları... Bütün bunlar ve bir yıl süren söyleşiler zarfında anlattığı diğer anılar, bir hayatı anlatılmaya değer yapmaya yetmiyorsa vay halimize...

Ağlayarak değil, mücadele ederek

Son toplamda anlatılan sadece Oya Baydar’ın hayatı değil. Türkiye’de solun (ve de sağın), askeri müdahalelerin, her yaştan insanın hayatlarının nasıl devlet eliyle altüst edildiğinin, bazılarımızın yaşımız tutmadığı için yetişemediği dünün ve içinde yaşadığımız bugüne nerelerden geldiğimizin de hikâyesi.

Ayrıca belirtmeden geçmemek lazım ki ‘Aşktan ve Devrimden Konuşuyordukhatırı sayılır miktarda özeleştiri de barındırıyor. Baydar’ın kendi tabiriyle kadın meselesine geç kalışı da, malum referandumdan beri peşini bırakmayan ‘yetmez ama evet’ meselesi de söyleşinin ayakları arasında.

Dediğimiz gibi siyaseten uyuşursunuz veya uyuşmazsınız, edebiyatçılığını seversiniz veya sevmezsiniz ama Ebru Çapa’nın da vurguladığı gibi, “Oya Baydar, en karalar bağlanacak dönemlerden bile ağlayarak değil, mücadele ederek çıkmış biri”. Ayrıca yine Çapa’dan çalarak katılalım, “Bu ülkenin hallerini ‘maalesef’ gayet iyi biliyor”. Anlatılmaya da yazılmaya da okunmaya da gayet değer bir hayat hikâyesi...

Bu ülkenin halleri

Aşktan ve Devrimden Konuşuyorduk- Oya Baydar ile Nehir Söyleşi Ebru Çapa Ağaçkakan Yayınları 248 sayfa 33 TL

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle