GeriHürriyet Cumartesi Bu romanın kahramanı,Aziz Nesin'in hiç doğmayan kızı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bu romanın kahramanı,Aziz Nesin'in hiç doğmayan kızı

Bu romanın kahramanı,Aziz Nesin'in hiç doğmayan kızı

Eski gazeteci Bahar Feyzan, ikinci romanı ‘Adım Nisan’la huzurlarınızda; üstelik başkahramanı da bir gazeteci. “Niyetim, kadınların okurken ‘Bir dakika, bizi nasıl da uyutmuş bu erkekler’ diyebileceği ve içlerindeki cesareti bir nebze de olsa ateşleyecek bir hikâyeyi yaymak” diyen Feyzan’la romanını konuştuk.

Nisan Nesin karakterini nasıl yarattınız?
- Nisan Nesin, Aziz Nesin’in hiç doğmayan kızı. Onun izinden gitmiş. Rüzgâra karşı yürümeyi sevenlerden ama çelişkisi çok. “Gerçek mi, değil mi” sorusunu okuyucuların takdirine bırakıyorum. Nisan, anneannelerin hayatımızdan eksik olmadığı, meraklı komşularla iç içe yaşanan, çocukların sokaklarda oynayıp büyüdüğü bir mahallede yetişiyor. O zamanlar tek derdi babasının onu terk etmesi. Zaten uzunca bir müddet yolunda gitmeyen her konu için içten içe babasını suçluyor. Fakat bir an geliyor ki öyle sandığı gibi falan değil hayat ve hiçbir kalıbını bir yere uyduramıyor. Sonra kendini yeni ve cevval Türkiye’nin şartlarında buluyor. Bu dünyada ne yetiştiği mahallenin kuralları geçiyor ne de Nisan’ın aklındakiler yetiyor. Niyetim, kadınların okurken “Bir dakika, bizi nasıl da uyutmuş bu erkekler” diyebileceği ve içlerindeki cesareti bir nebze de olsa ateşleyecek bir hikâyeyi yaymak. Romanın ortak akılla hareket eden erkeklere de birkaç sözü var.
Bütün kızların hikâyesini babaları yazar
Sizin babanızla nasıl bir ilişkiniz vardı?
- Babam, ben altı yaşımdayken evden gitti. Yıllar sonra bir vesileyle yeniden buluştuk. Karşımda konuşan adamın, adamın diyorum çünkü kendisiyle büyümeyince baba gibi gelmedi, hikâyesi çok insani geldi. Onun için üzüldüm, “Ne zor hayatı olmuş” dedim. İçimde en ufak bir nefret, sitem doğmadı. Yıllarca içimi kemirdiği gibi aslında beni terk etmediğini anladım. Bir terk edilen varsa o da kendisiydi, hayatıydı. Ama o da kendi hayatının kahramanı olarak başka bir mücadele vermiş. Sadece, birlikte geçiremediğimiz zamanın telafisi olmadığını kendime anlatmam zor oldu. Yine de hayatın benimle konuştuğu dilin bu şekilde olduğuna inanıp yola devam ettim. Böyle anlatınca sanki kolaymış gibi algılanıyor bazen ama hiç değildi. Her eksikliğin başka bir hediye, fazlalığın da büyük sorumluluklar getirdiğini gözlemledim ben. Hayatın kendi içinde bizim algımızın çok ötesinde başka türlü bir dengesi var.
Kitabın kapağında “Eğer doğarken baba kucağına verilmiyorsan, hayat seni hiçbir erkeğin kucağına kolay kolay bırakmıyor” yazıyor.
- En büyük aşk ve nefret ilişkisi baba-kız arasında yaşanır. Varlığı, yokluğu, onayı, ilgisi, ilgisizliği ne yapsa hepsi ayrı bir mesele haline gelir. Aslında bütün kızların hikâyelerini babaları yazar, fakat gariptir farkında bile değiller. Baba ve kız ilişkisi ayna gibi her dönem birbirine yansır. Kırılmaları da kıymık gibi batar. Bu döngüden çıkabilen kadınlar, bahsettiğim kendi kendisini var edenler kulübüne giriyor zaten.

Bu romanın kahramanı,Aziz Nesinin hiç doğmayan kızı


İyi ki gazetecilik yapmışım
Başkahramanınız Nisan Nesin bir gazeteci. Siz de gazetecilik yaptınız...
- Artık gazeteci değilim, gazetecilik de ebedi bir kimlik değil ama gazeteciliğimin armağanlarını, bana kattıklarını asla unutamam. İyi ki yapmışım. Fakat şimdi yeni bir kimliğim ve yeni bir dünyam var. Hikâyeler kuruyorum, başka dünyalar hayal ediyorum. Kimse sıfırdan başlamanın zorluğunu yaşamak istemezken, ben ‘Godot’yu Beklerken’ gibi bir hayat seçmedim. Her şeyi yakıp sadece okumayı ve yazmayı istedim. Bunu göze aldım. Hayatıma, kendi hikâyemi çok kıymetli saydığım için romana eklemek gibi aşırı önem atfetmiyorum. Ama bugünü anlattığı için sadece mesleki bölümünden esinlenmek daha doğru geldi. Eskiler “Bir yazar kendini yazmaz ama kendinden başka da bir şey yazmaz” der. Önemli olan ortaya keyifle okunan bir hikâyenin çıkması.
Hayatının merkezine kocalarını alan kadınlar, sorgulanan güven duygusu, aşk ve arada kalmışlık, şantiyeye dönmüş bir şehir, AVM inşaatından çıkan cesetler... Bu kitabı size hangi duygular yazdırdı?
- Şu anda yaşadığımız dönem ve dünya hali... Her şey o kadar çılgınca bir saçmalıkta ilerliyor ki, yazdıklarım normal bile sayılabilir. Hele ki İstanbul! AVM’den çıkan cesetler, bizim yaşadığımız adaletsizliklere eşdeğer. Şehri saran binalar zaten mevcut halimiz ve sıkışık ruhumuz. Üstelik romanda öyle bir karakter var ki, Durmuş Adalet diye, daha okurken insanı tokatlıyor.
İnsan ölene kadar umduğu kişi olamaz
Muhabirlik, spikerlik, sunuculuk, köşe yazarlığı ve roman yazarlığı... Kitapta bir cümle vardı, “Gerçekten umduğunuz kişi misiniz” diye... Bu alanların hangisi sizi umduğunuz kişi olmaya daha çok yaklaştırmıştır?
- Hayatı en samimi haliyle yaşamak bu dünyadaki bütün kimliklerden ve şapkalardan daha önemli. İnsan ölene kadar bir türlü ‘umduğu o kişi’ olamaz zaten. Dolayısıyla net bir evet duymak zor. Dışardan olduğu sanılsa bile herkes içten içe bilir, daha çok yolu olduğunu varsayar. Önemli olan o yolda olup olmadığını bilmek sanırım. Şampiyonlar her maçı kazanamaz ama her zaman oynar. Şampiyon gibi yaşamak, mutlu olmak, umduğum her kişi olmaktan daha iyi bir seçenek.
2014’te, Şalom gazetesindeki ilk yazınızın başlığı ‘İnsan ne ile yaşar?’mış. Aynı soruyu, size bugün ben sorayım...
- Bütün hikâyelerin bize bir şekilde anlatmak istediği gibi insan yüreğiyle yaşar. “İnsan evrende gövdesi kadar değil yüreği kadar yer kaplar” diyen biricik Yaşar Kemalimiz vardı. Hayatımızda olanlardan memnun değilsek, çeşmenin başında oturup seyretmeyi bırakmak gerek. Suyun akışını değiştiren kadınlardan, adamlardan olabilmek için de yüreğinin kapladığı alana önce bir göz atmak şart. Hanginiz hanginizi sıkıştırıyorsunuz, bu önemli. Karakter de zaten bu arada kendini gösteriyor.
Röportaja hazırlanırken hakkınızda ‘seksi bakışlı spiker’ diye bir başlık atıldığını gördüm. Başlığı atana ne söylemek istersiniz?
- Başarılı bir reklamcı herhalde! Trend belirleme yeteneği varmış. Seksi olarak anılmaktan bir rahatsızlık duymuyorum. Ama bunu öne çıkarmak için de hiç çabam olmadı.

Bu romanın kahramanı,Aziz Nesinin hiç doğmayan kızı


Yorumları Göster
Yorumları Gizle