GeriHürriyet Cumartesi Böyleyim işte! Var mı? Hodri meydan...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Böyleyim işte! Var mı? Hodri meydan...

Böyleyim işte! Var mı? Hodri meydan...

Onu sıradışı biri olarak biliyoruz. Kısa ve renkli saçları, şakaları, dobralığı, hayatını İtalya-Türkiye arasında geçirmesi, Ferzan Özpetek’in vazgeçemediği oyuncusuyken bir anda karşımıza Cumhurbaşkanı çevirmeni olarak çıkması... Serra Yılmaz, bizi şaşırtmaya devam ediyor. Bu kez kamera arkasına geçti, ‘Cebimdeki Yabancı’yı yönetti. Cep telefonlarının insan ilişkilerini getirdiği noktayı irdeleyen film bu hafta vizyona girdi. Yılmaz’la buluştuk; hayatını, aşkı, sosyal medyayı konuştuk.

Dışarıdan sıradışı biri gibi görünüyorsunuz. Sahiden öyle misiniz?
- Benim olayım aslında sıradışılık değil, konformist olmamam. Türkçede ‘arıza’ dediğimiz şey de ondan kaynaklanıyor.

Biraz açsanız...
- 60 yaşını geçmiş bir kadınım ama kendimi öyle hissetmiyorum. Bu yüzden ‘hanım hanım’ davranmıyorum. Oysa bizde insanlar çok konformist. Kendinden beklenen şeye uymak için çaba gösteriyor. Ben o çabayı göstermiyorum. Böyleyim işte! Var mı? Hodri meydan... Giyimim kuşamım, saçım başım hiç değişmeyecek.

Hep yaşıtlarınızdan farklı mıydınız?
- Evet, çocukluğumdan beri olduğum gibi davranırım, içimden geçeni ‘dan dan’ söylerim. Bir de Türkiye’de espri yapmama konusunda yeminliyim.

O nereden çıktı şimdi?
- Fransızların bir deyimi vardır; “Gülmeden çimdikliyor”. Ben de bazı esprileri çok ciddi yapıyorum. Sonra insanlar inanıyor.

Böyleyim işte Var mı Hodri meydan...

Oyuncuların kendilerine göre manyaklıkları var

Bir örnek alalım...
- İtalya ziyareti sırasında Ahmet Necdet Sezer’in tercümanlığını yapmıştım. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na gittik. Sağıma soluma bir baktım, aman... İki metre boyunda çok yakışıklı askerler... Sonra arkadaşlara, “Bu askerleri özel seçiyorlarmış, İtalyan Cumhurbaşkanı’ndan rica ettim, beni o sınava jüri olarak alacaklar” dedim. Hepsi gerçek sandı. Böyle esprileri Türkiye’de alıp başka yerlere taşıyorlar.

Yakışıklı askerler demişken çapkın mısınız?
- Flört severim, sosyal bir oyundur ama benim flörtlerim bir neticeye varmaz (gülüyor).

Bu hafta ilk yönetmenlik denemeniz ‘Cebimdeki Yabancı’ vizyona giriyor. Kamera önünden arkasına geçme fikri nereden çıktı?
- Ferzan’ın (Özpetek) bu filmin yeniden çevrilmesi konusunda bir isteği vardı. Kendi filmlerini yaptığı için doğal olarak yapmak istemiyordu. Lafı geçtiği sırada “Denemek isterim” diyerek aday oldum.

Hangisi daha keyifliymiş, yönetmek mi oynamak mı?
- Oyuncu olmak daha keyifli. Ben oyunculuğu yönetmenlikten daha çok seviyorum. Şunu da itiraf edeyim; uzun zamanlar tiyatro oyunları yönettim ve bir oyuncu olarak oyunculuk hakkında en çok şeyi yönetmenlik yaparken öğrendim.

Ne öğrendiniz?
- Her oyuncunun bir temposu var. Benim de öyle... Mesela tiyatroda yönetmenin bana yüzde yüz güvenmesi gerekir. Çünkü ilk provalarda rezaletimdir. ‘Bu kadın eninde sonunda oyunu çıkaracak’ duygusuna sahip olmayan yönetmen benimle çıldırır. O nedenle biliyorum ki, birçok oyuncunun kendine göre takıntıları, manyaklıkları var. Bizim oyuncuların da bu filmin çekimi sırasında kendine göre bir halleri vardı. Üçüncü gün kimin ne olduğunu tespit ettim. 

Böyleyim işte Var mı Hodri meydan...

Ferzan’la hem kavga ediyor hem sevişiyoruz

Filmin yapımcısı, dostunuz Ferzan Özpetek. Ne zaman tanıştınız?
- 1997 Aralık’ta Strasbourg Türk Filmleri Haftası’nda tanıştık.

Onu sizin için özel kılan ne?
- Aramızda büyük bir güven var. Biz de Ferzan’la hem kavga ediyor hem sevişiyoruz. Gerçek dostluk böyle değil midir?

Nedir kavga sebepleriniz?
- İncir çekirdeğini doldurmayacak şeyler.

Onun bu kadar vazgeçilmez bir oyuncusu olacağınızı tahmin eder miydiniz?
- Vazgeçilmez falan değilim canım. Bensiz birçok film yapıyor. Elimde onunla ilgili bazı belgeler vardı, şantaj yapıyordum, bu sayede filmlerinde oynatıyordu (gülüyor). Al sana yine ciddi görünümlü şaka...

Birlikte neler yapmaktan hoşlanırsınız?
- Dedikodu yapmayı ve yemek yemeyi severiz...

Filmlerdeki gibi arkadaşlarınızla uzun masalar kuruyor musunuz?
- Evet. Bize dayanmak zorunda olan birtakım zavallı arkadaşlarımız var (gülüyor).

Böyleyim işte Var mı Hodri meydan...

Telefonda gördükleri nedeniyle boşanma noktasına geldiler

Cep telefonunun sizdeki karşılığı ne?
- Yalnızlık.

Bir iletişim aracının tam tersi olması gerekmez mi?
- Mesela bir kafeye gidiyorum, arkadaşımla buluşacağım ama gelmemiş. Hemen telefonumu çıkarıyor; ‘Kelimelik’ oynuyor, WhatsApp’la iletişim kuruyor, e-mail’lerime cevap veriyorum. Bunları yaparken de kendime bir duruş veriyorum, o da kafede yalnız olmamı engelliyor. Kısacası telefon yalnızlığımı kamufle ederken, bir yandan beni yalnızlaştırıyor.

Telefonun ilişkilere ve aşka etkisi ne?
- İtalya’da bazı arkadaşlarım birbirlerinin telefonuna bakıp orada gördükleri sebebiyle boşanma noktasına geldi.

Siz bu filmdeki gibi bir oyuna girer misiniz?
- Çok gereksiz bir oyun olduğunu düşünüyorum (gülüyor).
En yakınınızdakinin bile bilmemesi gereken şeyler vardır, onlara dokunmamak gerekir.

Peki biz sizinle bu oyunu oynasak ve ben size gelen mesajları okusam... Beni ne şaşırtır?
- Mesajlar değil de bana o mesajları yollayanlar seni şoke eder Hakan!

Kimlerden mesaj alıyorsunuz?
- Mesela Kuzey Kore Cumhurbaşkanı dermişim (gülüyor).

Siz sevgilinizin, sevgiliniz sizin telefonunuzu karıştırabilir mi?
- Bakmamasını tercih ederim. Ben sevgilimin telefonunu asla karıştırmam. Anne-babamdan saygı görmüş bir çocuğum, kendi çocuğuma da aynı saygıyı gösterdim.

Belki yine film çekerim
-- İtalya’da üç oyunum devam ediyor. En eskisi 14 yıldan beri süren ‘Son Harem’. Dört yıldan beri oynadığım ‘Babam ve Piç’i şimdi Roma’da oynayacağım. ‘Bir Fahişenin Anıları’ da Roma ve Milano’da olacak.
-- Bundan sonra yönetmenlik devam eder mi bilmiyorum. Bakarsınız 15 gün sonra anlatmak istediğim hikâye çıkar ortaya ve yine yaparım.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle