Hürriyet Cumartesi Haberleri

HÜRRİYET CUMARTESİ

    Bazı kötülükleri aşk bile temize çekemez

    Röportaj: Hakan GENCE Fotoğraf: Emre YUNUSOĞLU
    13.10.2017 - 14:42 | Son Güncelleme:

    Bir tarafta siyahın karanlık yüzü, diğer tarafta beyazın saflığı. Peki bu iki zıt renk, iki farklı insan birleşirse ne olur? Aşk bir insanı ne kadar dönüştürür? Kanal D’nin yeni dizisi ‘Siyah Beyaz Aşk’ tam da bunu anlatıyor. Son dönemin popüler oyuncuları Birce Akalay ve İbrahim Çelikkol’la buluştuk...

    Fotoğraflar: Emre Yunusoğlu

    Fragmanlardan gördüğümüz kadarıyla sezonun en ateşli çifti olmaya adaysınız. Daha önce tanışıyor muydunuz? 

    Birce Akalay: Ateşli yerine uyumlu desek daha doğru. Fragman çekimleri için İbrahim’le tango yaptık. Tango, dünya üzerindeki en çekici ve maksimum uyum isteyen dans türü. Birbirimizi hiç tanımamamıza rağmen, eğitmenlerimiz Erdal ve Nora sayesinde uyumu dizi çekimleri başlamadan yakaladık. Ama partnerim diye söylemiyorum, İbrahim zaten çok uyumlu ve yetenekli. Dilerim ahengimiz daim olsun.

    Birbiriniz hakkında ne söylersiniz?

    İbrahim Çelikkol: Birce’nin enerjisi çok yüksek, kalbi çok güzel, egosu yok, beraber çok eğleniyoruz. Enerjilerimiz çok tuttu, ekrana da güzel yansır umuyorum. Birce benim için ne der, bilemedim (gülüyor).

    Birce Akalay: İbrahim’i yeni tanıyorum. Şimdilik ince düşünceli, samimi, kesinlikle çalışkan, hayatı, sevdiklerini ve tüm ekibini önemseyen, gülmeyi-güldürmeyi seven bir arkadaş diyebilirim.

    BEN HAYATA ÂŞIK OLMAYI SEVİYORUM

    Dizinin sloganlarından biri “Aşk bütün kötülükleri temize çeker”. Katılıyor musunuz?

    Birce Akalay: Kötülüğün derecesi çok önemli. Yalanın beyaz ya da siyah olması gibi. Kötülük de öyle... Bazısını aşk bile asla temize çekemez. Bazısınıysa pirüpak eder.

    İbrahim Çelikkol:  İlk heyecanıyla kötülükleri görmezden getirir, inkâr ettirir, geçmişi iyisiyle kötüsüyle temize çeker ama gelecekle ilgili söz ister, devamlılık ister herhalde.

    Bazı kötülükleri aşk bile temize çekemez

    Aşk sizce nasıl bir güç? Siz aşkı nasıl anlatırsınız?

    İbrahim Çelikkol: Aşk tarihte savaşlar çıkarmış, ülkeler yıktırmış. Böyle bir gücü var.

    Birce Akalay: Kişiler arası aşk, güçle tarif edilemez. Aşk naiftir. Duygular çok yoğun yaşandığı için güçlü hissederiz sadece. Ve akabinde ona çok fazla sorumluluk yükleriz. Aşka bir forklift muamelesi yapmayalım. Aşkı yormadan yaşaması güzel, insanı incelikli yapıyor. Diğer türlüsü düşüncenin esaretinde sıkışmış bir şey, yazık. Bir güç savaşı. Ben hayata, varoluşa âşık olmayı seviyorum. O aşkların en kıymetlisi.

    Peki aşk dokunduğu yeri değiştirip dizideki gibi siyahı, beyaza; beyazı siyaha dönüştürebilir mi?

    İbrahim Çelikkol:  Aşk değdiği yerde bereketini bulur, yeşerir, güzelleşir, çoğalır, renklenir, bazen yorucudur bazen endişe verir ama heyecanını hiç yitirmez.

    Birce Akalay: Bak bunu yapabilir işte. Aşk, çiftlerin zamanla birbirine geçmesiyle harmanlanır. Siyahla beyaz kadar ayrı iki insan, birbirine âşık olabilir. Ve zamanla bu aşk onların renklerini birbirine geçirir. Yeter ki bu iki renk birbirine gerçek bir aşkla karışsın. Yoksa kişilere adanmış, bir başkası için değişmeler anlıktır, dönemliktir. Eklektik olur ve bir zaman sonra illaki herkes bir gün kendi rengine geri döner.

    Siz ne kadar siyah ve beyazsınız?

    Birce Akalay: İkizler burcuyum, benim kartela biraz değişik. Bazı konularda ya siyahımdır ya beyaz, arası yoktur. Ama bazen gri de olabilirim rahatlıkla. Çünkü uyumluyumdur. Bazen de takip edemeyeceğin kadar hızlı rengârenk olabilirim.

    İbrahim Çelikkol:  Eskiden daha keskindim, daha uçlardaydım, siyah ve beyaz gibi. Ama yaş aldıkça, yaşadıkça esnemeyi de öğreniyor insan. Grinin varlığını da kabulleniyor.

    Bazı kötülükleri aşk bile temize çekemez

    HEP AŞKLA YAŞAMAK LAZIM

    BİRCE AKALAY

    Dizideki gibi sizi değiştiren, hayatınızda bir şeyleri temize çeken bir aşk yaşadınız mı?

    - Elbette yaşadım, sen yaşamadın mı?

    Kısmet olmadı...

    -O zaman şöyle diyeyim, aşk onarıcıdır, ilaçtır. Dedim ya her şeyden önce hayata, varoluşa âşığım ben. Bu beni her güne şükrederek uyandırırken bir yandan da fark ettirmeden geride ne var ne yoksa temize çekmiştir. Dün dündür, bugün bugün ve belki yarın hiç olmayabilir. O yüzden hep aşkla yaşamak lazım.

    Bir süredir Can Tunalı’yla birliktesiniz. Can Bey sizde
    neleri değiştirdi?

    -Biz birbirimizi uzun yıllardır tanıyoruz fakat kısa süredir ilişki yaşıyoruz. İkisi çok farklı şeyler ve aslında riskli. Can benden, yani bugüne kadar tanıdığı Birce’den bir değişim beklemedi. Ben neysem oyum hâlâ. Ama hayatımızın gidişatı bizimle birlikte mutlaka her gün değişiyor. Sonuçta kilometre alıyoruz.

    Nereye doğru gidiyorsunuz?

    -Güzele doğru değişiyoruz diye hissediyorum, ivme kazanıyoruz.

    İNSANLAR NE ARA BU KADAR ACIMASIZ HALE GELDİ?

    Sosyal medyayı sıkı kullanıyorsunuz. Son tweet’lerinizden birinde “Bir haber bültenine üç kadın cinayeti, bir yaşlı anneye oğlundan ağır şiddet, bir kadına kezzap atılması haberi sığmış! Bunlar hep çok gelişmişlikten!” demişsiniz... ‘Biz geliştik ve değişti mi dünya’?

    -Aslında sosyal medyayı yok denebilecek derecede azınlıkta ticari, çoğunlukta kendimi ifade etmek için kullanmaya çalışıyorum. Çünkü enteresan bir şekilde seninle hiç yüz yüze tanışma şansı olmayan insanlar, o mecradaki samimiyetinin derecesinden sana dokunmuş, sarılmış kadar olabiliyor. Toplumsal meselelere dair fikirlerimi genelde Twitter üzerinden yazıyorum. Bahsettiğin tweet de onlardan biri.

    Bazı kötülükleri aşk bile temize çekemez

    Kadınların bu durumu ne hissettiriyor?

    -Çok sinirleniyorum, hiddetleniyorum,  “Yazıktır, günahtır” diye diye evin salonunda tur atıyorum. Hemen her akşam ajanslar böyle. Güzel ülkemde insanlar ne ara bu kadar kötü, acımasız hale geldi bilmiyorum. Mesela Beykoz Ormanı’nda çekim yaptık, delirdim, her yer silme çöp! İnsan bu özensizliğe, cahilliğe, nankörlüğe lanet ediyor. Maalesef gittikçe tablo daha da vahimleşiyor, çok üzücü. Bırak toplumsal gelişimi, bireysel olarak insanlık gelişmiyor hatta gelişmeyi reddediyor. Bu da korkutan kısmı.

    SANATÇI SİSTEME MUHALİF OLANDIR

    Sanatçıya nasıl bir görev düşüyor bu ortamda? Diziler aracılığıyla bir şeyler yapılabilir mi mesela?

    -Bazı işler böyle misyonları kaldırır. Bazılarındaysa ancak ufak çapta farkındalıklar yaratabilirsin. Televizyon bunun yapılabilmesi için çok elverişli bir mecra çünkü herkes kitap okumuyor, herkes tiyatroya gitmiyor ya da gidemiyor ama televizyon her evde var. Geçenlerde bir videoyla karşılaştım, gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Gençlere soruyorlar, “Üç evlendirme programı sunucusunu sayın” diye. Gençler patır patır sayıyor. O, bu, şu... Ardından “Peki üç dünya klasiği söyleyebilir misiniz?” diyorlar. Cevap yok. Hal bu. Toplumsal meselelere ayna tutmak, sanatçının asla görevi değildir, bu bir tercih olabilir. Ancak geleneğimizde var. Örneğin Karagöz ve Hacivat.
    Ya da politik tiyatro yapmayı tercih edebilirsin. Sanatçı zaten sisteme muhalif olandır.

    Tiyatro demişken bu sezon sahnede ‘Yedi Kocalı Hürmüz’ü canlandırıyorsunuz...

    -Oyun 28 Ekim’de açacak perdesini. Hürmüz, haremin dağılmasıyla birlikte sokağa atılmış gözde bir cariye. Küçük yaşta Harem’e hediye edildiğini ve onca sene Harem’de yaşadıklarını düşünürsek çok ama çok acıklı bir geçmişi var. Harem ağasının hediye ettiği yüzüğü satmış, kendine bir ev almış ve erkek milletine biraz bileylenmiş (gülüyor). Sadık Şendil öyle ustaca yazmış ki, Hürmüz’le iyi ki tanışmışım diyorum. Benim için resmen üçüncü bir okul gibi, Müjdat Hocamdan (Gezen) ortaoyununa dair çok şey öğreniyorum.

    Siz ne kadar Hürmüz kadar cilveli ve ‘idareci’ bir kadınsınız?

    -Cilve ile idare etmeyi tercih etmiyorum açıkçası. Antik Yunan da dahil olmak üzere birçok oyuna konu olmuştur kadınların bu idare etme tercihi. Zaafiyetlerin kullanılması hikâyesi komedide hep çok çalışmış. Annemin anneannesinin meşhur bir deyişi vardı; “Kadının dokuz nefsi, bir iradesi vardır. Erkeğinse bir nefsi, dokuz iradesi. Kadın o bir iradesiyle dokuz nefsine söz geçirir de erkek dokuz iradesiyle bir nefsine hâkim olamaz”.  İşte hesap, bu hesap.

    Bazı kötülükleri aşk bile temize çekemez

    AŞKI DİBİNE KADAR YAŞARIM

    İBRAHİM ÇELİKKOL

    Ferhat karakterinin hayatı, babasının kaybıyla değişiyor. Siz de 18 yaşında babanızı kaybettiniz. Bu kayıp, hayatı nasıl etkiledi?

    -Hayatınızda en değer verdiğiniz varlığı, rol modelinizi 18 yaşında avuçlarınızın arasında, kaybetmek uzun süren etkiler yaratıyor. Benim de öyle oldu. Dönüm noktamdı onu kaybetmek. Beni hayatla yüzleştiren, belki ayaklarımı yere bastıran, bazen yalnızlaştıran, içime kapatan ama aynı zamanda değer bilmeyi, sevdiklerine sahip çıkmayı öğreten bir şey...

    15 sene basketbol oynamışsınız. Sonra bırakmanızın sebebi de babanızın kaybı mıydı?

    - Babam çok destekliyordu basketbol oynamamı, ilk antrenmanımdan son antrenmanıma kadar hep yanımdaydı. Tüm maçlarımda benimleydi, onsuz devam etmek istemedim.

    Anne, teyze, hala, abla, anneanne... Kadın ağırlıklı bir aile sizi nasıl bir erkek yaptı?

    - Kadına saygı duyan, başının üstüne taşıyan, duygusal, özgüveni yüksek, güçlü, şeffaf, kendini açıklıkla ifade eden, hayattan ders çıkaran bir erkek oldum.

    Biraz da bu söylediklerinizden olsa gerek kadınlar size bayılıyor. Ekranda göründüğünüz kadar ateşli bir adam mısınız?

    - İnsanın kendini anlatması en zoru. Aslında oynadığım her rolde benden bir şeyler var. Aksiyon severim, aşkı dibine kadar yaşarım, çok da duygusalım.

    Fiziğin bazen oyunculuğun önünde engel olduğunu düşünüyor musunuz?

    - Tam tersi... Ekranda iyi gözükmenin iyi bir oyunculukla pekiştiğinde çok da iyi durduğunu düşünüyorum.

    Spor tutkunusunuz ve her projede kaslarınızı görüyoruz. Spor yapınca “Çok çalıştım, neden göstermeyeyim” diye mi düşünüyor insan?

    - Sporu hiçbir zaman gösterecek bir kasım olsun diye yapmadım. Küçüklüğümden beri hayatımın içindeydi, ailemde sporcu çoktur, ben de sporla büyüdüm. Hep kendim, ruhsal ve fiziksel sağlığım için yaptım. Her gün mutlaka spor yapıyorum. Altı yaşımdan beri basketbol ve tenis oynuyor, yüzüyorum. Kışın mutlaka snowboard için kendime zaman ayırıyorum.

    Peki göründüğünüz kadar maço musunuz gerçekten?

    - Beni tanıyanlar tam tersi olduğunu söylüyor. Çok büyük harflerle konuşmayı sevmiyorum, o yüzden aslında çok da dışarıdan gözüktüğü gibi değil, diyeyim. Çok duygusalım, kadın baskın ailede büyümenin en büyük etkisi bu bence. Merhamet duygusu, vicdanın sesi, kalbin atışı çok tanıdıktır bana.

    Bazı kötülükleri aşk bile temize çekemez

    EVLİLİK SORUMLULUK DUYGUMU ARTIRDI

    En popüler olduğunuz dönemde birden evlendiniz... Neydi sizi nikâh masasına oturtan?

    - Nikâhımız aslında çok da planlı değildi, Datça’ya arkadaşlarımızın yanına gittik, Knidos’un hikâyesini dinledik ve çok etkilendik. İki gün içinde tüm işlemleri halledip üç-beş kişiyle evlendik. Çok sakin, çok samimi, severek anlattığımız bir nikâh oldu.

    Evlilik sizde neleri değiştirdi?

    - Hiçbir şeyi değiştirmedi. Bence güzel olan da bu. Ama sorumluluk duygumu artırdı. Ortak karar almayı, ortak plan yapmayı, hayatı paylaşmayı öğreniyorsun.

    Bir dönem şehirden uzakta bir çiftlik hayatı yaşıyordunuz. İnsan genç yaşta neden bunu yapar?

    - Doğayla iç içe olmayı çok seviyorum. Bunun yaşımla değil, hayata bakışımla, zevklerimle ilgisi var. Sadece kendimi daha iyi hissettiğim yerde olmayı seçtim.

    Evlendikten sonra değişti mi bu durum?

    Değişmedi, şimdi de şehirden uzakta, bahçeli bir evde yaşıyoruz.

    Oradaki yaşam sizi nasıl etkiledi?

    - Güzel bakan, iyiliğinizi düşünen, art niyeti olmayan insanlarla yaşamak, temiz hava, kuş sesleri, sana varlığını sonuna kadar hissettiren köpekler ve etrafında dört dönen tavuklar insanı nasıl etkilerse...

     

     

     

     

    

      EN ÇOK OKUNAN HABERLER

        Sayfa Başı