GeriKelebek Hülya Avşar-Ahmet Hakan: Hürriyet’ten örnek röportaj
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    65
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hülya Avşar-Ahmet Hakan: Hürriyet’ten örnek röportaj

Hülya Avşar-Ahmet Hakan: Hürriyet’ten örnek röportaj

(Hürriyet, birinci sayfada kullandığı ¼ sayfalık fotoğrafa yazdığı resimaltında ‘Hülya Avşar, boşandıktan sonra ilk röportajını Ahmet Hakan’la yaptı’ diyordu. Sakın tersi olmasın?)

Buyrun size Ahmet Hakan röportajından bir iki alıntı:

- ... ben hiçbir zaman ‘Beni neden aldattın? Bu iş neden oldu?’ diye Hürriyetsormadım. Vereceği bir cevabı da yoktu. Ayrıca bizim evliliğimizin kendine göre bir saygınlığı vardı. Eğer ben yüz göz olup bu meseleleri konuşmaya kalkarsam, evliliğimi bitirmem gerekirdi. O noktaya gelmemek için olup bitenleri görmemiş ve duymamış gibi yaptım.

Tam bu noktada yanıtını çok merak ettiğim bir soruyu sormak istiyorum: Sizce bir kadın, eşi kendisini aldattığında bunu görmezlikten mi gelmeli?

- Evet, görmezlikten gelmeli. Kesinlikle. Ama aldatmanın sınırları, boyutu, durumu, evdeki durum?.. Bütün bunlar da önemli.

- Bakın, ben şuna inanıyorum: Bizim evliliğimizin bu şekilde bitmesinin en büyük nedeni benim. Son zamanlarda ben, duygusal anlamda onun duygularına hitap edemiyordum. Yani eş olarak. Açıkçası bizim ilişkimiz arkadaşlığa dönüşmüştü.

Yani sizce eski eşiniz hiç mi yanlış yapmadı?

- Belki bir şeyi yanlış yaptı: O da son kaçamağının bu kadar aleni olmasıydı.

Bir kadın eşini aldattığında, erkek de onu görmezlikten gelmeli mi? Yani bu hoşgörülü yaklaşımınız, aldatan kadınlar için de geçerli mi?

- Eğer erkeğin davranışları kadını o yola sürüklediyse, etrafta da kimse bilmiyorsa ya da adam kimseye karşı hesap vermek durumunda değilse affedebilir.

- Ben hep böyle gördüm. Erkek erkektir denirdi. Ama benim yaşadığımı o ailede hiç kimse yaşamamıştır. Çünkü erkekler, bu işi çaktırmadan yapmayı becerirlerdi.

Peki çaktırmamak bir marifet mi?

- Tabi ki marifettir.

 Aslında siz modern görüntünüze karşın geleneksel bir anlayış içindesiniz.

- Bu devirde beni aldatan bir erkeği ben de aldatabilirim. Buna kim karşı çıkabilir ki? Hiç kimse karşı çıkamaz.

Yani birbirlerine göz yumuyorlar mı demek istiyorsunuz?

- Ben 34 yaşında evlendim. Evlilik kararı alırken kendi kendime şöyle dedim: Bak kızım, evleniyorsun. Çocuk sahibi olacaksın. Senin evlendiğin adam gece hayatını seviyor, güzel kadına bakmayı seviyor. Bunlar çok normal şeyler. Bil ki başına birtakım şeyler gelebilir. Eğer çocuğunu iyi bir şekilde yetiştireceksen, aileni dağıtmamayı başaracaksan evlen. Bunları söyledim kendime. Dolayısıyla ben evlilik kararı aldığımda olabilecekleri biliyor ve kabul ediyordum. Ama bir tek isteğim vardı kendisinden: Her şeyi yaşayabilirdi ama bana olan sevgi ve saygısını eksiltmemeliydi. Böyle de oldu. Sevgi ve saygıyı eksiltmedi.

Eşiniz sevgi ve saygıyı eksiltmemek koşuluyla neler yapabilirdi?

- Kaçamak yapabilirdi. Yurtdışına gidebilirdi.

Kaçamaklar yaptı. O zaman neden sorun ettiniz?

- Kimse bilmeden yapmalıydı. Kimse bilmeden. Hatta ben bile bunu hissetmemeliydim.

Siz aynı olumsuz koşulları yaşadığınız halde eşinize sadık kalabiliyorsunuz. Ama eşiniz size sadık kalmıyor. Ve işin daha tuhafı, siz onun için bir sadakat yükümlülüğü getirmiyorsunuz.

- Ama bu onun problemi. Bir insanı zorla sadık yapamazsınız.

Ama size sadık değilse aranızdaki anlaşmayı bozmuş değil midir? Evlilik bir ahit değil midir? O ahde aykırı davranılmış olunmuyor mu?

- Tabii ki. Tabii ki... Ama siz bana bu devirde bozulmadan giden evlilik gösterebilir misiniz? Bence sorun belli edip etmemede. Bence bu devirde karda yürüyüp izini belli etmeyeceksin.

- Ben çocuğum için fedakárlık yaptım. Gerek dinimize, gerek aile yapımıza uygun davrandım. Hepsi helal olsun. Kocamı da affettim. Ona da helal olsun.

- Erkeklerin sadık kalabilmesinin önünde çok büyük engeller var. Dedim ya: Kadınlar çok fena.

Realite sizin dediğiniz gibi olabilir ama bizim de bazı değerlere sahip çıkmamız gerekmez mi?

- Ben sahip çıkıyorum işte. Ben doğru zamanlamayla doğru davranıştan yanayım. Bir tek gece bir tek kadınla birlikte olduysa, belki bunun karşılığında bir şey ödemiş olabilir, erkektir, sarhoştur, geyik muhabbetidir, der geçerim. Yani erkekler bunu yaparlar. Bir tek gece yüzünden ben yuvamı yıkmam kardeşim. Yıkmam yani. Bir şekilde bana kendisini affettirecektir. Belki hatayı kendimde buluyorumdur.

*

Bu Hülya Avşar’ın, bir zamanlar (bir kadınla imam nikâhlı olarak yaşayan) İbrahim Tatlıses ile, sonra ‘resmî nikâhı’ ile evli olan futbolcu Tanju Çolak’la ilişkisini filan bir tarafa bırakın.

Yukarıdaki lafların, zaten kadınların ezildiği, ikinci sınıf muamele gördüğü, (belli etnik kimliklerde çok eşliliğin yaygın olduğu) Türkiye’ye ne kadar kötü örnek olacağına bakın.

Örnek, çünkü abazan erkeklerce yönetilen medyamız, bu güzel ve akıllı kadını bize ‘örnek anne’ ve ‘toplumsal refarans’ gibi yutturdu yıllarca.

Hülya Avşar’ın ‘gerek dinimize gerek aile yapımıza uygun’ dediği ‘karşılıklı saygıya ve saygınlıya dayalı’ aile imajı özetle şu:

1- Erkek karısını istediği gibi aldatabilir. Her halkı yiyebilir. Bu normaldir. ‘Başkaları görmesin, bilmesin’ yeter. Hele hele kadın da uyanmazsa, ne âlâ...
2- Hatta ‘karda yürüyüp de izini belli etmemek’ bir erkek için ‘marifettir’, takdire değer.
3- Kadın bunları baştan kabullenmeli, görmezden gelmelidir. Bunları kabullenmeden evlenip çocuk yapmamalıdır.
4- Zaten erkek aldatıyorsa, kabahat muhakkak onu ‘memnun edemeyen’ kadındadır. Kadın kabahati kendinde ve kocasını baştan çıkaran ‘fena kadınlarda’ aramalıdır.
5- Bu arada, kocası tarafından aldatılan kadının da – tabii ki başkalarının görmemesi kaydıyla – başka erkeklerle yatıp kalkma hakkı vardır.

Dinimize ve örfümüze uygun, karşılıklı saygı ve anlayışa dayalı bir aile yani...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle