GeriKelebek Hokus pokus, bak tavşan çıkacak
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hokus pokus, bak tavşan çıkacak

Hokus pokus, bak tavşan çıkacak
refid:3752813 ilişkili resim dosyası

Sihirbazlığın bilimle ne ilgisi var demeyin. Sihirbazlık, teknik tanımı ile illüzyonistlik, teknolojik ve bilimsel araç ve bilgileri kullanarak, hile ve aldatmayı en üst düzeye, eğer parasal yolunmayı amaçlamıyorsa, incelikli bir zenaata dönüştürüyor... Ayrıca, sihirbazların en büyük yardımcısı, insan beyni! Beynimizin güdülenmeye ve yanılsamaya hazır olması sayesinde, sihirbazlar sanatlarını büyük bir başarıyla icra ediyor. Bu işin temelinde aslında üç yöntem yatıyor. Ve öğrenmek için, sizin bu yazıyı okumanız gerekiyor.

30-40 yıl önce, 60’lı, 70’li yıllarda sihirbazlar turnelerin, gazino programlarının vazgeçilmez figürleriydiler. Pelerinli, papyonlu ve içinden her an bir kuş ya da tavşanın çıkabileceği ’farklı’ kostümleri, ellerindeki sihirli değnekleriyle normal yaşamın ötesinde gizemli dünyanın insanlarıydı. 1950’lerde Türkiye’yi bu ’gizemli’ sanatla tanıştıran ve 1984 yılında aramızdan ayrılan Zati Sungur’un Zeki Müren’le gazino programları yaptığı, Safiye Ayla ile turnelere çıktığı, her düğün salonunda kadrolu bir illüzyonistin çalıştığı günler, gerçi çoktan geride kaldı. Artık David Copperfield gibi, ülkemize de gelen, illüzyona daha çok bilim ve teknoloji katarak bir üst düzeyde göz boyayan örnekler onların yerini aldı.

Sihirbazlığın temelinde ne var?

Öncelikle, insanların dikkatlerini başka noktalara çekmek var. Dikkatinizin kısa bir an dağılması illüzyonistin numarasını yapması için yeterli. Burada şüphesiz psikolojik, ruhbilimsel etmenler rol oynuyor. Yani işin içinde, illüzyonistin ustalığının yanı sıra, bizim algılama yetersizliğimiz yatıyor. Özetle beynimiz aldatılmaya müsait.

Beyin araştırmacıları, son araştırmalarında, insan beyninin bu tür aldatılmalara ve güdülemelere çok duyarlı olduğu konusunda sarsıcı bulgulara ulaştı. New Scientist dergisine açıklamada bulunan usta sihirbazlardan Jim Steinmeyer, yanılsama, eninde sonunda insan beyninde meydana gelen bir olgu, diyerek de bu gerçeğin altını çiziyor.

FİZİKÇİ FARADAY BİLE ŞAŞTI

Aslında sihirbazlığın sahne sanatlarına girişinin tarihi 1800’lere uzanır. Özellikle de Londra’ya.

Kraliyet Politeknik Enstitüsü’nden John Henry Pepper’in yaptığı teknolojik ve optik yanılmasa düzenekleri, karmaşık mekanik aygıtlar, dönemin en popüler gösterileri oldu. Pepper’in düzenekleri, bilimin sihirle buluşmasının ilk en ilginç örneği idi.

1862 yılında enstitüdeki davetliler sahnede bir hayaletle karşılaştılar. Saydam bir figür, tahta döşemeler üzerinde gıcırtılar çıkartarak yürüyor ve katı cisimlerin ortasından geçip gözden kayboluyordu! İzleyiciler arasında bulunan dönemin büyük bilim adamlarından ünlü fizikçi Michael Faraday bile şaşkınlıktan küçük dilini yutar hale gelmişti. Ne zaman ki, kendisine sahneye özenle yerleştirilmiş cam gösterildi, ancak kendine gelebildi. Işık oyunları sayesinde kulisteki oyuncunun görüntüsü ustaca cama yansıtılıyordu!

Sihirbazlar, söz konusu teknolojileri el becerileri ve ruhbilimsel yöntemlerle birleştirmek suretiyle insanları farklı biçimlerde aldatıp şaşırtabiliyor. Böylelikle şapkalardan tavşanlar çıkıyor, bedenler testereyle ikiye bölünüyor, eşyalar görünüp kayboluyor, ya da havalanıyor.

BASİT STRATEJİ ETKİ VE YÖNTEM

Ancak bütün bunların temelinde bir avuç basit strateji yatıyor. Sihirbazlık numaralarının kavranması sürecinde öncelikle "etki" ile "yöntem" arasındaki farkın ayırdına varılması gerekiyor.

Etki, izleyici tarafından algılanan yanılsama, yani görünürde gözü yanıltan olgu. Yöntem ise bu yanılsamaya yol açan, sihirbazın yönettiği süreç.

Sözgelimi, en yaygın kullanılan etkilerden bir tanesi, gözden kaybolmak. Gözden kaybolan ister bir metal para, isterse tavşan ya da Özgürlük Anıtı olsun, bu olgunun temelinde üç yöntem var:

1) Benzeşim: Nesne aslında hiç orada değil, varmış gibi görünüyor.

2) Gizleme: Aslında nesne hálá orada, sadece sihirbazca gizlendi.

3) Araklama: Nesne izleyici farkında olmadan kaçırıldı.

Belirme etkisi gerçekte gözden kaybolmanın tersi olduğundan, bu etkinin yaratılmasında da aynı stratejilerden yararlanılabiliyor. Bu iki etki birleştirildiğinde ise, yer ya da biçim değiştirme türünde gösteriler sergilenebiliyor. Böylece, limon bir portakala dönüşebiliyor.

Şüphesiz, etki ve yöntemleri bilmekle iş bitmiyor. Sihirbazın yanıltma sanatının inceliklerinden yararlanmak suretiyle izleyicinin beklentilerini gösteri boyunca denetimi altında tutması gerekiyor.

Sihirbazlıkta yanıltmanın belki de en bilinen biçimi, izleyicinin ilgisini belli anlarda belli yerlere çekmek. Örneğin, sihirbaz numarasının en can alıcı noktasında sahne arkasındaki bir gürültüyle izleyicinin ilgisini oraya yönlendirebiliyor.

RUHBİLİMSEL YANILTMA

Bir de ruhbilimsel yanıltma biçimi var. İzleyicilerin tanık oldukları görüntü karşısındaki düşüncelerine yön vermek amacıyla başvurulan bir yöntem bu. Örneğin, sihirbaz izleyicilere elinde bir kese kağıdı olduğunu söyleyebilir. Bu duyuru karşısında, izleyici bunun gerçekte öyle olmadığını düşünür ve ilgisini kese kağıdıyla yapılabilecek numaralara odaklar. Bu arada sihirbazın kullandığı bir başka sahne donanımı gözden kaçıverir...

Ruhbilimciler, şimdi sihirbazların sahip olduğu ruhbilimsel bilgi dağarcığının kaynağını deşmeye çalışıyorlar ve bu bilgilerin dikkat ve algılamayla ilgili araştırmalara ışık tutabileceğine inanıyorlar.

ONAYLI ALDANMA VE ALDATMA

FALCILIK

İnsan, meraklı bir varlık olduğundan, her zaman falcılık da olacaktır. Ancak falcılar, medyumlar işlerini yapadursunlar bilim dünyası da onların bu bilme yetilerini araştırıyorlar. Kişinin bir başkasıyla ilgili bir yığın şey biliyormuş izlenimini veren bir sürü ruhbilimsel yöntem var falcılıkta. "Nesnel okuma" adı altında toplanan bu yöntemler, aslında çok basit bir temele dayanıyor. Özellikle de bunun uygulandığı kişinin, duyduğu her şeye inanmaya hazır olduğu durumlarda, son derece etkili olabiliyor.

En önemli taktiklerden biri, insanların büyük bir çoğunluğu için geçerli olabilecek, ancak dinleyenin yalnızca kendisiyle özdeşleştirebileceği, çok genel tümcelerin kullanılması. Ruhbilimciler buna kişisel onaylı aldatma adı veriyor.

Örneğin tarot falınıza baktırıyorsunuz. Falcı sizin için şunları söylüyor: Dışarıdan bakıldığında disiplinli ve kendini denetleyen biri gibi görünseniz de, içinizde kaygılı ve güvensiz bir kişilik yatıyor. Zaman zaman doğru kararlar alıp almadığınız konusunda kuşkuya düşüyorsunuz.

Burada betimlenen kişilik yapısı 1940’larda ruhbilimci Bertram Forer’in çizdiği genel kişilik yapılarından bir tanesi. Kimi belirli yorumlar çok sayıda insan için geçerli olabiliyor. Sözgelimi, 6 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırma deneklerin üçte birinin,"sol dizimde bir yara izi var" tümcesine katıldıklarını, "aile bireylerinden birinin adı Jack" tümcesinin ise deneklerin dörtte biri için geçerli olduğunu ortaya koyuyor.

Falcı ve medyumun karşısındakinin aklından geçenleri okurken yaptığı kestirimlerin sayısı ne denli çok olursa, hedefi tutturma olasılığı da o denli yüksek oluyor. Ve insanlar doğaları gereği genelde isabetli vuruşları akılda tutup, ıskalanan kimi bilgileri unutma eğilimi gösteriyor.

Fal bakarken üçkağıda getirmeyle ilgili olarak belki de en çarpıcı araştırma bu yılın başlarında yayımlandı. Herhangi bir geribildirimin söz konusu olmaması amacıyla başka bir odaya yerleştirilen beş denekle ilgili yorumlar yapmaları istenen beş medyumu inceleyen Hertfordshire Üniversitesi ruhbilimcilerinden Richard Wiseman, bu yorumları teybe kaydetti. 25 farklı yorumun kopyaları verilen deneklerden bunlardan hangilerinin kendilerine ait olduğunu belirlemeleri istendi. Sonuçta medyumların getirdiği yorumların fos çıktığı ve deneklerle ilgili değerlendirmelerden hiçbirinin doğru olmadığı görüldü.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle