GeriKelebek HERŞEYİN BİR "İLK"İ VARDIR Ben 24 yaşında millî oldum. Bu kadar zor muydu bu iş diyebilirsiniz ama yaşıtım pek çok arkadaş gibi ben de bir - af buyurun-
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

HERŞEYİN BİR "İLK"İ VARDIR Ben 24 yaşında millî oldum. Bu kadar zor muydu bu iş diyebilirsiniz ama yaşıtım pek çok arkadaş gibi ben de bir - af buyurun-

HERŞEYİN BİR "İLK"İ VARDIR Ben 24 yaşında millî oldum. Bu kadar zor muydu bu iş diyebilirsiniz ama yaşıtım pek çok arkadaş gibi ben de bir - af buyurun- geneleve giderek gençliğimi heba etmek istemedim. Ayrıca bizim zamanımızda (ben 25 yaşındayım) eskilere göre teorik malzeme (dergi, kaset vs.) daha boldu ve şimdi bakıyorum ki ohhooo...Yani insan onları görünce, genelevdekileri insanın midesi kaldırmıyor. Evet yıllarca iyi çocuk olduk. Kız arkadaşıyla insanın sadece sinemaya, parka vs. gideceğini düşündük. Ama dediğim gibi teorik malzeme çoktu ve biz de bunları büyük keyif alarak -hatta 16-18 yaşlarında abartarak- kullanıyorduk. Hep o büyük 'an'ın gelmesini bekledik. Hani filmlerde falan olur; kız birden delirir ve dudaklarınıza yapışır. Sonra 'ne' olduğunu da teorik düzeyde çok iyi öğrenmiştik. Gelin görün ki 'olmuyordu'. Hele 20 li yaşlarda televizyonda her zaman baldır bacak görmek, Yasemin Evcim'i gece yarısı seyretmek... Yani af buyurun 'kadın kulak memesi' dahi bizi tahrik etmeye yetiyordu. Sonradan farkettim ki kadın ayaklarına veya ayakkabılara vs. olan ilgim(iz) hep bu gençlik döneminde ortaya çıkmıştı. Çünkü gündelik hayatta bir kadının en çok açıkta görebileceğiniz yeri ayaklarıydı.Olmuyor, olmuyordu...Dediğim gibi teorik bilgimiz bu konularda tezler yazan tıp uzmanlarını bile hayrete düşürecek kadar ileriydi. Hatta bence hepimiz dünyanın en iyi porno film yönetmeni bile olabilirdik -yeter ki imkan verilsin. Fakat işin pratik yönüne gelince sıfıra sıfır elde var sıfır. Ehliyeti yeni almış kamyon şoförleri gibiydik. Yol kaygansa hakimiyet nasıl sağlanır, buzlanma olursa ne yapılmalıdır, en iyi benzinci hangisidir bilmiyorduk. Ve hala bekar ve bakireydik.Her şey teoriydi... Varsa yoksa 'şöyle yaparım, böyle çeviririm, abi şunu da mutlaka yapıcam' geyikleri. Ve anladım ki bu işin bizim memlekette olması (İstanbul hariç konuşuyorum) pek kolay değildi. Şimdi kimi okurların "Sende hiç hata yok mu" diye sorduğunu duyar gibiyim... O teorik derslere katılacağımıza pratik yapmayı neden denememiştik?.. Olabilirdi ama... Yol gösteren biri olmalıydı galiba... Utangaçlık, beceriksizlik, hep kadınların ulaşılmaz varlıklar olduğunu düşünmek, o anın inanılmaz olduğunu düşünmek, birkaç kez reddedilmek, rencide olmak... Teorik malzemenin çok sayıda ve gerçek yaşamdan uzak olması gibi engeller vardı. Sonuçta öyle olmuştu ki bu iş bittiğinde hayatın anlamı falan ortaya çıkacaktı!Tabi aramızda şanslı olanlar da vardı. Ama bize olmadı böyle şeyler. Hep duyardık: "Abi, falanca biriyle tanışmış. Kadın dulmuş. Eeee... İşte anlarsın ya" Yok böyle bir şey yaaa. (Bana olmadı yani.)Sonra yurtdışında bir dil kursu (Almanya)... Çok güzel. Dünyanın her yerinden insanlar. Şamata bol. Kahkaha bol. Karizma iyi. "Türk"üz dedik mi Alman gençler el pençe divan. Peki icraat? Yine yok!Uğraşıp didinip birini buluyorsun bir gece ama ne yapacağını bilmiyorsun. O da şaşırıyor: "Ne oldu; o şen şakrak adam nereye gitti?.." Nerede karizma?.. Süt dökmüş kedi gibi süklüm püklüm oturuyorsun. Tansiyon 20, ama olmuyor... Ellerim buz kesiyor. Karşındaki senden bekliyor. Erkeksin ya...Nereden başlanacak?.. Teorik derslerde hep insanlar soyunuk başlıyor. Soyunana kadar olan bölüm ya yok... Ya da iyi çalışmamışım... "Hızlı ileri al!"Burada "hızlı sarma" da yok. Mahçubiyet... Gitti bile...Eh ne yapalım kısmet bi dahaki sefere. Ya zaten bu kısmet iki kere falan olmuş hayatında. Bi daha 40 yaşında mı olacak. Ertesi gece...Aslında yapılması gereken belli: ayaklarına kapanıp ağlayarak "ben bakireyim; ne olur öğret bana" demek... Denmiyor bir türlü, söylemek zor. Yani bütün gün o havalar, karizma... sonunda nasıl denir?..Başka biri... Ama bu sefer kararlıyım. Ayaklarına kapanıp ağlamaya gerek kalmadı. Zaten alnımdaki ter, gözlerimdeki korku dolu bakışlar ona çok şey ifade diyor. Ve işte oldu o filmlerdeki gibi. Birden içgüdüsel bir şey oluyor. İnsan aslan kesiliyor. Bütün teorik bilgiler aklına geliyor. Demek bu iş tamamen içgüdüymüş. O bile şaşırıyor.O teorik bilgiler... Tamamen cıvataymış. Yani olayın büyüsü falan yokmuş. Yani böyle çok inanılmaz "hayatın anlamı" durumları... Hatta biraz hayal kırıklığına uğradım. Yani bu şeye benziyor hani böyle teoride ispatı olan ama pratikte mümkün olmayan fizik tezleri falan vardır ya hani ne biliyim işte bir madde ışık hızında giderse maddelikten çıkar ışık gibi bir madde olur vs.Kağıt üstünde, dergi üstünde, kaset üstünde doğru. Ama pratikte yok. Pratikte en iyisi 300 km hızla gider ama ben 100'ün üzerine çıkamam. Bu işin bilmedik öyle çok yanı varmış ki. Yani mesela iki kişinin aynı yatakta sarılarak uyuması -hele yazın- bence mümkün değil. Sonra sabah yanındakine bakınca "ya dün geceki o mu? " diye şaşırıyor insan. Yani insanlar uyanınca genelde kötü görünür ama bu kadar yakından inceleme fırsatım olmamıştı. Özetle, ben hayal kırıklığına uğradım. Diğer bekâr ve bakire arkadaşlara tavsiyem: acele etmelerine gerek yok. "Birşeyler kaçırıyorum" duygusu kötü etkiliyor insanı...Bence bu da pek çok arkadaşın Agora'da da yazdığı gibi kadınların erkekler üzerine kuracakları egemenliğin bir parçası. Olayı bu kadar abartıp bizi peşlerinden koşturuyorlar. Belki biz göremeyiz (ne mutlu ki bunun için uğraşan feminist kadınlar ve diğerleri de göremeyecek, çünkü ne kadar uğraşırsa uğraşsınlar dünya şu anda erkek egemenliğinde) ama, eğer erkekler akıllarını başına toplamazsa bir gün bu dünyada roller gerçekten değişecek.Gerçek hayat deneyimlerine dayalı ilk yazımdı. Umarım son olmaz. Oh be. Rahatladım vallahi. Serdar Turgut'un dediği doğruymuş. Yazarlık da bir nev'i kendini tatminmiş. FERRİ - 7 Şubat 2000, Pazartesi