GeriKelebek Her Savaş Bir Tanrı Öldürür / Süleyman Akbulut
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Her Savaş Bir Tanrı Öldürür / Süleyman Akbulut

Her Savaş Bir Tanrı Öldürür / Süleyman Akbulut
refid:19698006 ilişkili resim dosyası

"Sandalye" adlı romanıyla felç olan bir yaşamı anlatan Süleyman Akbulut, bu kez de bir askerin baştan sona yıkılıp, yeniden kurulan yaşamına odaklanarak "Bir asker, anti-militarist olabilir mi?" diyor...

Kapanan kapılar, açılan kapılar…

Karanlık bir koridorda tok yankılar bırakan postal sesleri…

“Ben böyle olacağını düşünmemiştim,” dedi kendi kendine.

“Böyle olacağını düşünmemiştim!”

Bir çatışma sonrası yaralanan bir subayın, (Yüzbaşı Yılmaz Varlık’ın) fiziksel yaraları iyileştirildikten sonra, ruhunda açılan  derin yaraların tedavi edilmesi için gönderildiği İstanbul’daki askeri hastanede, geçmişiyle hesaplaşırken adım adım anti-militarizme yürüyüşünün hikâyesi “Her Savaş Bir Tanrı Öldürür”.

O hikâye içinde kahramanın çocukluğundan başlayıp, 12 Eylül 1980 darbesinin hemen ardından subaylığa adım atışına, subaylığının ilk yılında ise daha kendisi bir çocukken, yaşıtı gencecik bir fidanın darağacına çekilişine tanıklığına doğru yol alıyor, Her Savaş Bir tanrı Öldürür. Sonrasında Güneydoğu’da “savaşan” bir askere dönüşürken yaşadığı dehşete ve bu dehşeti içselleştirerek hayatının bir parçası haline getirmesine ortak ediyor bizleri...

Adeta bir üçüncü göz oluyor Her Savaş Bir Tanrı Öldürür. Yüzbaşı Yılmaz Varlık’ın onu asker yapan “Öğretmen!” babasıyla iç benliğinde hesaplaşmasına, eski sevdalısından af dilemenin yollarını ararken içine düştüğü dramatik savruluşa, geçmişiyle savaşırken kendisine yeniden bir hayat kurma çabasına şahitlik ettiğiniz bir çarpıcı bir öykü Her Savaş Bir tanrı Öldürür.

Romanını anlatırken Süleyman Akbulut şöyle diyor: “Sizin tarafınızdan ölenler az olduğunda da iyi bir şey değildir savaş! Ölenlerin çoğu  karşı taraftan olduğu zaman da  bir o kadar lanetli ve çirkin bir insan icadıdır. Onunla yüzleşmenin en yalın, yıkıcı ve can yakıcı şekli ise savaşı, savaşanların gözünden görmektir. İşte bunun için yazıldı bu kitap, hepimize ayna tutmak istercesine!”

“Neredeyse hepsi on sekiz-yirmi yaşlarında çocuklardı,” dedi Yılmaz. “Bizimkilerden, onlardan bir dolu çocuk… Hiçbirimiz bir şey yapamadık. Bir dağ başında karşılaşınca yapacak bir şey de kalmıyor zaten; iş işten geçmiş oluyor. Öldürmek zorundasın; ya sen onu, ya da o seni. Anlatsan, vatanın için öldürdün, diye avuturlar seni. Ama gelsinler ve bunu öldürdüğüm yirmi yaşındaki birinin cesedinin yarı açık gözlerine bakan vicdanıma anlatsınlar!”

 Sandalye romanında, bir kaza sonucu “engelli” haline gelen bir gencin altüst olan hayatına odaklanan Süleyman Akbulut, bu kez bir askerin ölümle, öldürmekle giriştiği hesaplaşmaya tanıklık etmemizi sağlarken adeta üçüncü gözümüz oluyor Her Savaş Bir Tanrı Öldürür, bir insanın hayatıyla, bir toplumun tarihini bir araya getiren usta işi bir roman…

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle