GeriKelebek Hayran olmanın mutluluğu
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hayran olmanın mutluluğu

Hayran olmanın mutluluğu
refid:11550459 ilişkili resim dosyası

Amerikan gençliğini kasıp kavuran Hannah Montana / Miley Cyrus ve Jonas Brothers üzerine önümüzdeki günlerde sinemalarda göreceğimiz yapımları izleyince insan ister istemez “hayran olma”yı irdelemek zorunda kalıyor.

İsmail Türkmen / citizenoff@gmail.com

Bir şeye ya da bir kimseye hayran olmak aslına bakarsanız anlaşılır bir şey değil. Düşünsenize, sahne adları Jonas Brothers olan üç kardeşi bir konserlerinde mümkün olduğunca yakından izleyebilmek için örneğin 72 saat bir salonun önünde nöbet tutuyorsunuz. Ya da Hannah Montana adındaki bir dizi/film karakterini görebilmek için çıldırıyorsunuz. Bunun akıl mantıkla açıklanabilecek herhangi bir yanının olduğunu sanmıyorum. Sakın ola bu yargımın sadece popüler kültürün değirmenine atılan “moda” şeyler için olduğunu zannetmeyin.

Tabii bu, işe sadece hayran olunan şey/kimse açısından bakıldığında böyle. Fakat öyle görünüyor ki hayran olmaya buradan değil, tam tersine hayran olan kişi tarafından bakmamız gerekiyor. Hayran olmak ya da fanatiklik derecesinde sevmek, bu fiillerin nesnesinden bağımsız düşünülebildiği ölçüde anlam kazanıyor. Galiba burada önemli olan şey, hayranlık üzerinden, içimizde hapsolan enerjiyi harcamamız, onu dönüştürmemiz, bundan bir şeyler üretmemiz. Yoksa işe sadece hayran olunanlar açısından bakacak olsaydık, çoğumuzun sıkıntıdan patlaması gerekirdi çünkü bu durumda peşinden gitmemize değen çok az şey bulabilecektik.

İkincisi, hayran olmak, toplumsal ya da fiziksel yaşam tarafından seçilmek, benimsenmek anlamına geliyor. Başka bir deyişle, eğer bir şeylere hayransanız, hayat size kucağını açmış, sizi kendi dünyasına çağırmış oluyor. Ve siz, kendi “küçük” dünyanızın dışında kocaman ve renkli bir evrene adım atmış oluyorsunuz.

Son olarak, bir şeylere hayran olmanız, bir anlamda, hayatta gideceğiniz yolu seçtiğinize işaret ediyor. Örneğin beş yaşındayken bir Dede Efendi ya da Mozart hayranıysanız, önünüzdeki yıllarda enerjinizi ve belki yeteneklerinizi bir noktada (müzikte) odaklama olasılığınız artıyor. Zaten bu da, ardında hoş bir seda bırakma niyetindeki insanların işini kolaylaştıran başat faktörlerden birine denk düşüyor.

Hayran olunanlara değil, ne mutlu hayran olanlara.


 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle