GeriKelebek Hayatları Kaygı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hayatları Kaygı

Türk popu arabeskten biraz uzaklaşıp kendini türkünün kollarına attı. Türkü söylenmeli, söylenmemeli, becereni var beceremeyeni var... Bu tartışmalar sürerken aslında bunlara hiç bulaşmadan kendi müziklerini yapanlar da var. Ve tabii onları görmezden gelen, hatta görüp de bu ‘‘tuzağın’’ içine sürüklemeye çalışanlar da. Onlar şu anda Türkiye'nin en kalabalık grubu olma yolundalar. Şimdilik 6 kişi olan ‘‘Grup Kaygı’’ on yıldır birarada: Armağan (Army) Sönmez, Erkan Gencol, Suat Özergül, Okay Aynur, Ebru Kalabas, Yavuz Darıdere. Fransa'dan gelecek olan saksofoncu Pierre Louis Frison ve İngiltere'de akustik eğitimi alan Murat Tan'la birlikte sekiz kişi olacaklar. Fenerbahçe'deki Cornerstone'da perşembe, cuma, cumartesi akşamları program yapıyorlar. Kendi parçalarını da çalıyorlar ama daha çok cover

söylüyorlar, şov yapıyorlar. Kendi dinleyicilerini, ‘‘türkü koy albümü basalım diyen yapımcılara inat’’ çoktan buldular. Cornerstone'a gelen herkes onları gerçekten dinlemeye geliyor. Gerçekten çünkü gittiğinizde bar ortamına uymayan garip bir saygıyla karşılaşıyorsunuz. Arka masadakiler rahatsız olmasın diye eğilerek geçenler, muhabbeti kesip sahneye konsantre olmuş insanlar... ‘‘Cesur’’ bir yapımcı bulamasalar da müşteri olarak gelen ama artık dost olanlar albümlerini çoktan evinde, arabasında dinliyor. Öte yandan Armağan'ın annesi kızıyor, ‘‘23 yaşındaki adamlar kaset yaptı sen hala yapamadın...’’ Aslında onlar kendi başlarına 20 milyarlık prodüksiyon yapıp dokuz parçadan oluşan ‘‘Dokunmak Yeter Bazen’’ adlı albümü çoktan çıkardılar, sadece dağıtımını üstlenecek bir yapımcı arıyorlar...

Kaygı nasıl oluştu?

- (Armağan) 1983 yılında okul grubu olarak kuruldu Kaygı. Üniversite zamanı o ilk gruptan bir tek ben kaldım. Sonra doğru insanlar buluştu ve daha ileri gidildi. Gruba en son Ebru katıldı. Ebru dışındakilerle beraberliğimiz ise 88'e kadar uzanıyor.

10 yıl içinde yaptığınız müzikte neler değişti?

- (Army) Öğrenme süreci oldu bizim için. Okay hardrock çalıyordu, Erkan da öyle, Yavuz konservatuvardaydı ve caza meraklıydı. Ebru operacıydı. Hepimiz bir şeyler öğrendik.

- (Okay) Büyüdükçe müziğe bakış da değişiyor ve gelişiyor. Kalite arayışı artıyor, noksanlıkları görmeye başlıyorsun.

- (Army) Herkesin belli bir müzik eğilimi vardı. Ama şimdi müziğe müzik diye bakıyoruz. Moralimiz bozukken başka bir müzik türü çıkartıyoruz, sevinçliyken, eğlenirken başka bir türü...

Peki müzik tarzınız ne diye soranlara ne cevap veriyorsunuz?

- (Army) Müzik yapıyoruz diyoruz, çünkü müzik bir ruh halidir ve o ruh hali değiştiği sürece müziğin türü de değişiyor.

Hayatta hiç kaygınız olmadığı için mi grubun ismi Kaygı?

- (Army) Olmaz olur mu? Her şeyimiz kaygı aslında. Varlığını bilip, ona göre yaşayıp, bunu içinde yaşatmamak... Bu kaygı işte. Bize lazım olan aletleri alabilecek maddi gücümüz yoktu. Biz kaygılarımızdan dolayı bu işten vazgeçmedik. Kaygı'nın kaygısı yok, ama hayatın kaygısı var.

Nasıl kaygılarınız var sizin?

- (Army) Hepimiz belli bir yaşa geldik ve ilk başlardaki gibi rahat değiliz. Aramızda Okay, Yavuz profesyonel bilinen sanatçılarla çalmış isimler. Bunu sadece para için yapmış sonra buraya dönmüş insanlar. Kaygılı bir hareket yapmış olsalardı şu anda birilerinin arkasında çalıyorlardı.

Peki şimdi, siz albümünüzü hazırladınız ve albümü dağıtacak bir şirket arıyorsunuz. İlk kez bir grup kendi albümünü kendi başına yaptı. Biraz bu süreci anlatır mısınız?

- (Okay) Ana sorun müzik piyasasının krize doğru yuvarlanıyor olması. Dolayısıyla da bizi mali olarak destekleyebilecek şirketler kriz yüzünden cesaret edemiyor. Çünkü bu albüm, satış konusunda kendini ispatlayamamış bir türün müziği. Bugüne kadar bu sound'da müzik çıkmadı Türkiye'de.

Ama sizin gibi sorunlarla karşılaşan başka insanlar da var.

- (Army) Sonuçta bu ticari bir karardır. Yaparsınız ya da yapmazsınız. Ama benim gördüğüm yanlış şu. Bu hazır bir albüm. Yapımcı için kaçırılmayacak bir durum. Dünya standardından farklı bir müzik değil yaptığımız, ama ortaya konulacak bir para yok. Risk çok ufak. Basımını dağıtımını yapacak, biraz da promosyon olarak arkasına geçeceksiniz. Yapımcıların ‘‘Abi bugünlerde bu tarz müzik gidiyor, bunun dışında bir şey yaparsam batarım’’ demesi çok korkakça. Hazır bir albüm bu sonuçta.

Hazır derken neyi kastediyorsunuz. Neler hazır?

- (Army) Demoyu hazırladığımız zaman beş-altı firmaya götürdük ve çoğundan şu cevabı aldık: ‘‘Güzel fakat riskli bir müzik. Prodüksiyonu siz üstlenin, basalım dağıtalım. Bu riski biz almış olmayalım siz alın’’ dediler. Biz tamam dedik ve bir facia başlamış oldu. Koca bir prodüksiyon yapıldı, adamlar daha da korkak oldu. Bu kadar cesur olacağımızı düşünmediler. Anlıyorum aslında onları, hep şöhret olmaya gelmiş insanlara alışmışlar. 20 milyarlık prodüksiyonun altından kalkabileceğimizi düşünmediler.

Peki bu kadar uğraştıktan sonra dağıtımını da siz yapın bari!

- (Army) Biz zaten şu anda boyumuzu çok aşan bir şey yaptık, bir de işler öyle yürüyor. Harcadığımız para her geçen gün büyüyor. İki sene oldu. Nakit paramız olsaydı 1-2 ayda biterdi ama paramız oldukça çalıştık ve maliyet yükseldi. Bize, albüme bir türkü koyun öyle çıkaralım, senin sesin Chris Rea'ya benziyor, bir parçasına Türkçe söz yazalım diyen de çok oldu.

- (Okay) Türk popu yeni bir müzik türü değildi, sadece alaturka, arabesk üzerine Batı figürleri oturtulmuştu. Ortaya bir pazar çıktı, insanlara değişik gelmiş olabilir. Onu tükettiler ve olay türkülere sıçramaya başladı. Şimdi onlarla boğuşuyorlar.

- (Army) Yapımcılar yaptıkları işin farkında değiller. Türk popunu tarif edecekler. Değişik bir şey diyorlar. Bu tuttu, bunun peşinden gitmeye başladılar. Anlamaları gereken şey Türk popunun iyi iş yaptığı değildi. Anlamaları gereken, her zaman her insanın ne hissettiğini bilemeyiz. O yüzden mümkün olduğu kadar fazla olta atıp bunları yakalamak gerek demeleri gerekirdi.

Albümünüzün adı ne?

- (Army) Albümde dokuz parça var ama elimizdekiler bu rakamın çok üstünde. Albümün ismine henüz karar veremedik ama Erkan'ın fikri hoşumuza gitti, ‘‘Dokunmak Yeter Bazen.’’

- (Erkan) Albümün anlamı o aslında. Köşede oturup bir an dokunmak gibi.

Peki albümü kimler dinleyecek?

- (Army) Gerçeği arayanlar. Gerçek ‘‘merhaba’’yı diyecek adamı arıyorum.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle