GeriHayat Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    3
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye

Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye

Bunları okurken referandum sonuçları açıklandı mı, bilemeyiz. Ama muhtemelen ‘evet’ ya da ‘hayır’ kamplarından birine itilmiş, kimlik kamplarından birine hapsedilmiş hissetmektesiniz. Sonuç her ne olursa olsun. Gelin kendimizi, ‘evet’ ve ‘hayır’ın ötesine, sonuçların sonrasına ışınlayalım şimdiden. Yapay çizgilerin aramızdan kalktığı, siyasi gerginliklerin geride kaldığı ‘Yüzde 100 Türkiye’ halimize... Unuttuğumuz ama hatırlatıldığında gülümsediğimiz; dersi okutulmasa da ezbere bildiğimiz; başka bir âleme göçsek, “Sizde bu eksik” diyeceğimiz hasletlerimize... Sonuç ne olursa olsun; bizim havamız, beklentimiz, ümidimiz, istikbalimiz güzel olsun.

TIKA BASA YEMEK YE ÇERKES DANSLARIYLA ERİT! 

GELENEKLERİNİ TANI

Dünyanın en büyük beş yıldızlı otelinde yaşıyoruz. Memleketin her köşesinde davulu-zurnayı duyduğunuz an, istediğiniz her düğüne misafir olun, baş tacı edileceksiniz. Oyuncu İrem Sak çocukluğunun geçtiği Çerkes düğünlerini anlatıyor. 

Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye

Bence herkes hayatında bir kere bir Çerkes düğününe denk gelmeli. Düğün ama köy düğünü. Gerçek Çerkes düğünü odur, köyde olan. Nasıl mı gideceksiniz? Herkesin bir Çerkes tanıdığı vardır, istemeniz yeterli, düğün mevsimine giriyoruz, şu an Adapazarı-Sapanca hattında atların üstü gelin dolu. Gelin ve damada maddi-manevi, inanılmaz bir destek olur. Çerkes düğünü denince aklıma misafirperverlik, dayanışma ve sosyalleşme geliyor. Hediyeler verilir, çok güzel yemekler yapılır. Herkes tıka basa doyar. O yemeklerden alınan kaloriler de danslarla yakılır! Çerkes düğününde büyüklere saygı elden bırakılmadan, herkes sabaha kadar eğlenir, dans eder. Herkes tanışır. Kaynaşır. Tanımadığınız 10-15 kişiyle dans ederken bulabilirsiniz kendinizi. Daire oluşturulur ve ortada iki kişi geleneksel dansımızı yapar. Kafkas ezgileri eşliğinde sudaki ördeklerin dansını hatırlatır bu zarif ve uyumlu hareketler. Yorulan kenara çekilir, yenisi gelir. 

NE KAZANIRIM?

Bu kültürü, insanların sıcaklığını, dansları ve müzikleri bir kez olsun deneyimleyin isterim. Yeni dostlar kazanmış halde çok mutlu olacaksınız, yepyeni bir dans ve lezzetli yemekler öğreneceksiniz. Fakat baştan söyleyeyim, oturmak yok, çok yorulacaksınız!

6 ADIMDA MANEVİ İSTANBUL

ŞEHRİNİ TANI

Eğer bu koca kentin yalnızca içinde yaşadığınız semtlerini bilir, diğerlerini yeterince tanımazsanız, iyi bir İstanbullu sayılmazsınız. Fatih’i bilmeyen Nâzım, Karaköy’ü görmemiş Necip Fazıl olur mu? Yazar Selahattin Yusuf, ağzına bir parmak bal babında küçük bir rehber hazırladı.

Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye

1- Tramvaya binip Sultanahmet’e geçsen. Mesela Sultanahmet’te inip, ‘Pera’ halkının dünyasından (Pera Rumca ‘karşı’ demektir, bunu da aklında tutarak...) neredeyse yabancı bir ülke kadar farklı bir halk olan Beyazıt halkının dünyasına girsen. 

2- Mesela Gaston Bachelard’ın ve onun müthiş öğrencisi Ahmet Hamdi Tanpınar’ın gözlerini ödünç alıp ‘mekânın poetikası’na dalsan bir süre... O sırada, mimarinin doğal bir uzantısı gibi kubbelerden ve minarelerden kurtulup gökyüzüne uzanan ezanı dinlesen... Turgut Uyar’ın şu nefis dizesini hatırlasan o arada: “Tamamen serbest değiliz/bir şeyle mukayyetiz efendim”... 

3- 1843 ramazanını İstanbul’da geçiren Gerard de Nerval’i takip et: ‘Doğu’ya Seyahat’inin en ilginç bölümünde, kendisine İstiklal Caddesi’ni gezdirmeye çalışan mihmandarına; “Beni İstanbul’a (Suriçi) götürün” der. Yazdığı ramazan eğlenceleriyle Avrupa’da ünlenir. Sen de ramazanda Sultanahmet’e ve Fatih’e gidip, bu ayda oralarda insanların neler yaptıklarına bakabilirsin. 

4- Bir hat üstadının atölyesinde bu ilginç sanatın icrasına tanık olun. Kendinizi tarihin bir parçası gibi hissedeceksiniz.

Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye

5- Zeytinburnu Merkezefendi semtine gidip tarihi köftecide köfte yiyebilir, akşam da hemen yanındaki ‘Neyhane’ye uğrayabilirsin. 

6- Merkezefendi atmosferiyle birlikte bu müziği dinlemek sana farklı bir dünyanın kapılarını açabilir. Yahut bir gün Karagümrük Tekkesi’ne veya Galata Mevlevihanesi’ne uğra. Artık modern hayatın şehirlerin dışına sürdüğü mezarlıklara git bir gün. Üsküdar veya Eyüp olabilir. Mezarların
arasında dolaş. Mezar taşlarına uzun uzun bak.

◊ NE KAZANIRIM?

- Sütun, kubbe, şadırvanlara baksan. İlk kez görüyormuş gibi ve henüz fark ettiğin ne varsa tadını çıkara çıkara... 

- Ruhunun derinliklerinin serin toprakla bir anlık temasına tanık olacaksın. Hayatın güzel bir nafilelikten amaç dolu bir güzelliğe doğru evrildiğini hissedeceksin. Nâzım gibi belki... 

- Burada ramazan, toplu beklemenin ötesinde, gerçek bir iç zenginliği, ananeye bağlı neşe sunar sana. İnanmanın nasıl zihni/metafizik imkânlar açtığını görebilirsin burada. 

- Resim sanatının bu en rafine non-figüratif biçimini yaşatan insanlar büyük bir geleneğin devamını hâlâ temsil ettikleri için bile seni heyecanlandıracaktır.

- Müziğin dansla birleştiği seküler ortamlardan şeklen çok farklı olmayan ama insana tesiri bakımından çok farklı şeyler yaşayacağın bir tecrüben olacaktır.

- Ölümün sergi salonu olduğunu düşün buraların... Bu, sana hayatın geçiciliği konusunda, en sonunda herkesin nasıl eşitleneceği konusunda somut bir fikir verecektir.

YAZAR DÜCANE CÜNDİOĞLU’NDAN ‘UMUT’...

GELECEĞİNİ KEŞFET

“Umut demek yarın demek, ‘şimdi’nin yıkıcılığına perva etmeyip daima güzel yarınların geleceğine inanmak demek. Sonbaharın hüznüne veya kışın sertliğine karşın ilkbahar hiç gelmemezlik etti mi? Cemreler bu yüzden sadece toprağa, suya, havaya düşmez, aksine cemrelerin en hası, aşk cemresi insanın yüreğine düşer, hem de bir sevinç, bir gülüş suretinde. Sakın insana inancını yitirme ey talib, insan demek umut demektir çünkü.”

SUYUN ALTINDA BİNLERCE FERSAH

GÜVENİ TANI

Bazen en çok ekibimize güveniriz, öyle bir grubun parçasıyızdır ki: “Ben hiçbir akrabama bu kadar güvenmedim, hiç kimseye böyle teslim olmadım, kimse için canımı böyle tehlikeye atmadım” deriz. Serkan Ocak sualtı yönetmeni Tahsin Ceylan’la konuştu. 

Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye

Dalış arkadaşlarınız sizin için tam olarak ne ifade ediyor?

- Yaşamda bir arkadaş düşünün ki sizin konuşarak sorununuzu anlatabilme, ondan yardım isteyebilme imkânnız yokken, sizi takip etsin, anlayabilsin ve olası soruna çözüm üretebilsin...

Ekip içinde ‘birbirine güven’ neresinde duruyor işin?

- Dalış arkadaşlığı tamamen böyle bir şey. Sıvı içinde sınırlı havayla baş başasınız. Aldığınız eğitim, ekipmanınıza duyduğunuz güven kadar, yaşama tutunmanızın en büyük  desteği, sizinle dalan arkadaşınızın varlığı ve hissetme yetisi. Kaptan Cousteau dalışla ilgili şunları söylüyor: “Bilginizi, kendinizi ve sevginizi paylaşmanın mutluluğu...” 

NE KAZANIRIM?

İster köy gençleriyle Yalıkavak süngerlerine dalın, ister bir kulübe üye olup Nemrut heykellerini görmeye tırmanın... Bir grubun, bir ekibin, bir ‘dostlar çetesi’nin en önemli yanı güven. Güven ve kendinizi bir şeyleri sizden daha iyi bilenlere teslim etmek.  

YAZAR GÜNDÜZ VASSAF’TAN ‘UMUT’...

DUYGULARINI KEŞFET

“Evet ya da hayır... Duygularımıza üniforma giydirmeyelim. Seçeneklerimizin zenginliği, geleceğimizin renkleri bu iki kelimenin çok ötesinde...”

SEMT RUHUNU DİRİ TUTMAK İÇİN AMATÖR KÜME MAÇLARINA GİDİN

SEMTİNİ TANI

Tamam, ezeli rakibin kızlar voleybol takımını destekleyemiyorsunuz ,o bile ağırınıza gidiyor. Peki her zamanki renklerinizin dışında, semt takımının maçına ne dersiniz? Yenal Bilgici yazdı.

Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye

Evet, en güzel sahalarda oynamıyorlar; evet, imkânları çok kısıtlı; evet, maçlardan sonra ‘esas’ işlerine koşturuyorlar ama Türkiye futbolunun en saf, en naif çekişmesi onların arasında geçiyor. Amatör küme futbol maçları kendi içlerinde bir derya... Değil dört büyüklerin, profesyonel alt liglere tutunmaya çalışan Anadolu kulüplerinin transfer harcamalarının yanından bile geçemeyen amatör futbol kulüpleri seyircilerine çok kıymetli bir başka şey sergiliyor: Ruh...  Sadece onlar değil; bu liglerde seyirciler de başrolde. Manavıyla kasabıyla tüm semt orada... Çoluk çocukla gitmek, mahalle ruhuna sahip çıkmak için ideal ortam... Selamlar alınıyor, veriliyor; küçük dedikodular yapılıyor derken, maç başlıyor. Futbolcuların çoğu zaten semtin çocuğu, kardeş, arkadaş... Dert, sadece futbol oynamak.  Bu sene Muğla Süper Amatör Lig’de ikinci olan Gümüşlükspor’un futbol aşkıyla dolu açıklamasından bir-iki satır okuyalım: “Başlarken hayallerden çok umutlar vardı cebimizde. Çünkü peşinde olduğumuz, kulüp olarak sadece bizi mutlu edecek bencil bir tatminkârlıktan ziyade, bu güzel oyunun ‘nefret etmeden’, ‘eğlenerek’ de oynanabileceğine inanan tüm futbolseverlere ilham verecek, sonuçtan bağımsız kolektif bir mutluluktu.”

◊ NE KAZANIRIM?

Türkiye’nin neredeyse tümünde amatör küme maçları oynanıyor. Sizin payınıza da illa bir takım düşer. Konu komşu maçlara gidin, hem futbolun en saf halini hatırlayın, hem semtinizin ruhunu diri tutun. Başka bir takım için tezahürat edebilme kültürü, bakarsınız taraftar şiddetinin de önüne geçmiş.

ANNE-BABA, HALA-DAYI AYNI HAYAT, AYNI KAYGI

İMECEYİ TANI

Seyahat editörü Serkan Ocak herkes gibi ekonominin gidişatından kaygılı. Ama onun hoşuna giden, bu zor zamanların bize hatırlattığı... 

Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye

Küçükken en sevdiğim şey Ordu’ya gidip fındıklarımızı toplamaktı. Tüm akrabalar bahçede olur; ot kokularının arasında fındık dallarına uzanır; heybeleri doldururduk. Eskiden tüm akrabaların bir araya gelme vesilesiydi fındık. Teyzem köy ekmeği pişirir, amcam çay demlerdi. Artık hasadın fındık işçisine verecek parası kalmamasının iyi bir yanı da var: Tekrar bir araya gelmek, paylaşmak... Bizim köy, Ordu’nun yüksek rakımlarında, Gürgentepe’de. Dağ köylüsüdür babamlar, dedemler. İmeceyi yeniden keşfettik son yıllarda. 

◊ NE KAZANIRIM?

Fındık zamanına bir ay kala artık akraba olmayanlar bile kardeş oluyor, herkes ana-bacı... Fındıktır asıl mesele ama biraz fındıktan daha ötedir yaşanan. Vaktiniz varsa bekleriz, görmesini bilene...

NE VARSA BİLİMDE VAR

VAROLUŞUNU TANI

Bugün dert ettiğimiz onca şey, uzaydan bakınca ne kadar anlamsız... Küçücük bir ‘mavi top’ üzerinde tepinip duruyoruz... Güliz Arslan, bir serginin izinde, tam da bunun peşine düştü işte!

Bugünlerde bunun üzerine kafa yormak için en ideal yerlerden biri ‘CERN Bilimi Hızlandırıyoruz’ sergisi: Büyük Patlama’dan günümüze, evrenin 13.7 milyar yıllık hikâyesi... Biliyorsunuz, CERN’deki farklı 10 programda Türkiye’den yaklaşık 150 kişi çalışıyor. İstanbul Bilgi Üniversitesi bu farklı 10 programdan ikisinin koordinasyonunu yürütüyor. Bu ilişkiler vasıtasıyla İstanbul’a getirilen sergiyi, 12 Temmuz’a kadar santralİstanbul’da görebilirsiniz. Haftanın her günü 09.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir, giriş ücretsiz.

◊ NE KAZANIRIM?

Şansınız varsa CERN’ün Türkiye temsilcisi Prof. Dr. Serkant Ali Çetin’e denk gelirsiniz. Prof. Çetin’le, varoluşumuzla ilgili en temel konulara kafa yormaya başlayacaksınız. Prof. Çetin yoksa aynı görevi Bilgi Ünivesitesi’nin gönüllü öğrencileri de sizin için yerine
getirmeye çalışacak.

ÜÇ KITADAN ÜÇ İKLİM

COĞRAFYANI TANI

Doğa yazarımız Yücel Sönmez’in bu kez size farklı bir seyahat rotası önerisi var: Kıtalar, onların iklimleri, floraları ve insanlarıyla dikine Türkiye! Gelin sizle Samsun’dan Antalya’ya yaklaşık 500 kilometrelik bir yolculuğa çıkalım.

Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye

◊ Karadeniz’deyiz. Yani Avrupa-Sibirya iklim kuşağında. Doğanın burada bol miktarda yaprak döken ağaçlardan ormanlar, bol yağmur, hızlı akan dereler, bol yağış isteyen bitki örtüsü verdiğini göreceksiniz. Bu nedenle evlerin ahşaptan, yemeklerin o bölgeye has bitki örtüsünden yapıldığını, insanının ise tıpkı dereleri gibi coşkulu, hızlı olduğunu göreceksiniz.

Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye

◊ Biraz yol aldık. Şimdi bozkıra geçtik, yani İran-Turan iklim kuşağına. Doğanın ağaç yerine toprak, toprağın da buğday, yulaf, arpa gibi az su isteyen bitkilerle dolu olduğunu göreceksiniz. Neden Çatalhöyük’ten bu yana bu coğrafyada evlerin kerpiçten yapıldığını anlayacak, koyunun, buğdayın, arpanın, yulafın anavatanından geçeceksiniz. 

Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye

◊ Ve Akdeniz’deyiz. İklimin Mısır’dan Portekiz’e kadar 30’a yakın ülkeyi etkisine alan ve kendine özgü makisi, kuşu, börtü böceği ile geldiğini ve tüm yaşamda belirleyici olduğunu aklınızda bulundurun. Zeytinyağlılarda kullanılan bitkiler, taş evler ve her şey... Mimarının Akdeniz iklimi olduğunu göreceksiniz. 

◊ NE KAZANIRIM?
Bu yaptığınız 500 kilometrelik yolculuk boyunca üç kıtada hâkim bu üç iklimi geçerek bu kıtalarda görebileceğiniz biyoçeşitliliğin küçük yansımasıyla karşı karşıya kalacaksınız. Ama daha önemlisi, bu doğal çeşitliliğin, buralarda yaşayan insanlar için nasıl zenginlik yarattığına şahit olacaksınız.

HERKES ÖZLÜYOR O SICAK MAHALLELERİ

KOMŞUNU TANI

Belki bu akşam komşuyu eve davet etmenin tam zamanı. Kim bilir belki de o gürültünün nedenini öğrenip, artık eskisi kadar sinirlenmeyeceksiniz. Bunun değerini 15 yaşında bir ‘mahalle kızı’yken kamera önüne geçen ve belki de o günlerin hasretini en çok çeken isim, Türkan Şoray, anlattı.

Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye

Eski Türk filmlerindeki mahalle kültürünü niçin özlüyoruz? Niçin defalarca seyredip mutlu oluyoruz?

- Etrafınıza bir bakın. Mahalle kaldı mı? Her taraf rezidans, otel, toplu konut, gökdelen. Üst katınızda kim var, karşı dairenizde kim oturuyor; haberiniz yok. Bu yeni hayat, ilişkilerimizi de çok değiştirdi.

Siz özlüyor musunuz eski komşuluk samimiyetini?

- O filmlerin samimiyetine kim inanmaz ki. Herkes özlüyor o eski sıcak mahalleleri, komşuluk hukukunu. Evde çay mı bitti, şeker mi bitti? Annem  komşuya yollar, aldırırdı. Ve bugünün rezidans insanlarına tuhaf gelebilir ama bunu kimse yadırgamazdı. Ama ben bu toplumun bütün bu zamane zorluklarının üstesinden gelebileceğine inanıyorum.

◊ NE KAZANIRIM?
‘Mahallenin kızı ya da adamı’ olursunuz. Zorda, darda yanınızda mahalle dolusu insan bulursunuz.

YAZAR, MÜZİSYEN, SİNEMACI LÜTFÜ LİVANELİ’DEN ‘UMUT’...

GEÇMİŞİNİ KEŞFET

1980 darbesinden sonraki karanlık günlerde bu şiiri yazıp bestelemiştim. Aradan bunca zaman geçti, ben hâlâ aynı fikirdeyim. Yaşar Kemal ‘’İnsanoğlu umutusuzluktan umut yaratır’’ demişti. Öyledir, bazen kardeşin duymasa da, ufukta hiçbir ışık görülmese de yurdumuzdan umudu kesemeyiz: “Nasıl başlarsa fırtına / Öyle diner birdenbire / Bir ışık parlar yeniden / Karanlıklar arasından / Umudu kesme yurdundan”

RAMAZAN BAYRAMI’NDA ŞEKER VER PASKALYA’DA YUMURTAYI KAP

AZINLIKLARINI TANI

Bugün Hıristiyan vatandaşlarımız için önemli bir gün. Hakan Gence, Paskalya Bayramı’nı ve geleneklerini şarkıcı Fedon’la konuştu.  

Yüzde 100 bir bütünken çok güzelsin Türkiye

Paskalya nedir?

- Paskalya Bayramı bizim inancımızda Hz. İsa’nın dirilişi, Hıristiyanların en büyük kutsal yortusudur.

Paskalya’ya dair çocukluğunuzdan aklınızda neler var?

- Rengârenk yumurtalar, rengârenk komşular, din-dil-ırk ayrımı gözetmeyen güzel insanlar... Aile büyüğümüzün elini öpmeye gelirler, onlara yumurta ve çörek verilir, yumurtalar tokuşturulurdu. Aynı ritüel Kurban ve Şeker Bayramları’nda devam ederdi. Bizler Müslüman komşularımızın elini öpmeye gider, bize de yeni bir mendil ve şeker verirlerdi. Yani şeker gibi yıllardı, bitti, çok yazık...

Hıristiyan komşularımız neler yapar Paskalya Bayramı’nda?

- Kiliselere gideriz. Kiliseler Allah’ın evidir ve herkese açıktır.

Bir de 23 Nisan’da Aya Yorgi’ye çıkma geleneği vardır. Siz de Büyükadalı’sınız... 

- Aya Yorgi bir adak tepesi. Kimi çıplak ayak tırmanır, kimi adak adar. Ancak artık rezaleti çıktı. Her şey rant, para, sahtekarlık...

◊ NE KAZANIRIM?

Bu topraklarda yaşamış ve yaşamakta olan bu mozaikleri, medeniyetleri tanımayı, saygı duymayı, kucaklamayı öğretir. Dinler, renkler, mezhepler ayrı olabilir ama hepimizin tek bir Allah’ın kulları olduğumuzu hatırlarsın. 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle