GeriHayat 'Sen benim kim olduğumu biliyor musun?'
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    15
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Sen benim kim olduğumu biliyor musun?'

'Sen benim kim olduğumu biliyor musun?'
refid:29269070 ilişkili resim dosyası

Dünyaca ünlü üyelere özel sosyal kulüp Soho House İstanbul’da da açıldı, şehrin tüm dinamikleri yerinden oynadı. Şimdi bir bilmecedir gidiyor: Kim üye, kim değil? Nasıl içeri sızabilirim? İçerde neler dönüyor? Bu kadar katı kurallar koymalarına ne gerek var? Karşınızda kurucusu Nick Jones; tüm eleştirileri ve merak edilenleri tek tek, sabırla yanıtlıyor.

Sene olmuş 2015. Herkesin ve her şeyin bir arada, çok ortada olduğu bir dönem. Neden metropol kentlerin hâlâ üyelere özel kulüplere ihtiyacı var?
- Sadece size mahsus bir sorgu sual değil bu. Kimsenin alışık olmadığı bir format, bir konsept. New York’ta ilk açtığımızda millet, “Bizim böyle bir kulübe ihtiyacımız yok” diye köpürmüştü. Şimdi adım başı Soho House benzeri kulüpler var. Bir şeyi değiştirmek gibi bir niyetimiz hiç olmadı. Aksine, geldiğimiz şehre bir renk katalım istedik. Taze kan, her dönem lazım.

İstanbullularla diyaloğunuzu, birbirini yeni yeni tanımaya çalışan âşıklara benzetiyorsunuz. Flört devam mı?
- Tam gaz devam!

İlk buluşma nasıl geçmişti?
- Hayatımda hiç bu kadar gergin olduğumu hatırlamıyorum... Zangır zangır titredim! Uzun süre kimse elini kolunu nereye koyacağını bilemedi. Şimdi rahatladık. Tadına varıyoruz birbirimizin.

Kulübün kendine has kuralları, o kadar çok ki adı ‘Beyaz Türklerin ordu evi’ne çıktı. Bir tür, askeri sosyal tesis benzetmeleri...
- Olabilir. Normaldir. Gri alanlarımız var tabii. Sanıldığı gibi katı kuralları olan bir kulüp değil burası. Modern yaşamı daha hafif kılmak ve üyeleri daha rahat ettirmek adına bir takım kıstaslar belirledik. Baktık, bu kurallar buradaki üyelerin çoğunluğunu mutsuz ediyor; değiştirir, bir orta yol buluruz. Hayatta esneme payı her zaman var. Olmalı da.

Sen benim kim olduğumu biliyor musun


İlk Soho House’u açtığınızda, bu kuralları koyduğunuzda henüz 90’lar sonuydu. Devir değişti, Instagram’lanmış yaşamlar türedi. Milletin paylaşım hastalığıyla nasıl başa çıkılır?
- Benim çocuklarım da 7/24 Instagram’da; sürekli kimin, nerede, ne yaptığını haber verip duruyorlar. Bir yandan komik geliyor tüm bu tantana. Ben farklı bir kültürle yetiştim. Ne yediğini içtiğini ifşa etmek şahsen ayıp gelir. İnsanların şu an dünyanın neresinde olduğumu bilmelerine hiç gerek yok. Gereksiz bilgi. Artık farklı bir dünyada yaşıyoruz. Bütün bunlar yeni normal olarak kabul ediliyor. Bilmiyorum, belki de ben yaşlanıyorum...

Bir başka eleştirileri de hafta içi gece 1 oldu mu ışıklar açılması, hesaplar gelmesi, “Hadi herkes evine” muhabbeti dönmesi...
- Hafta sonları da gece 3’e kadar açık olduğunu unutmayın ama. Dediğim gibi: Öyle sanıldığı gibi katı kurallarımız yok. İnsanlar daha geç saatlere kadar durmak isterlerse tabii ki, seve seve. Kimseyi kapı önüne koyacak değiliz. Yasalar izin verdiği sürece istedikleri saate kadar açık kalırız. Yeter ki istesinler.

Tamam, risk almayı seviyorsunuz. Fakat Türkiye’de gerek politik gerek ekonomik açıdan yarın ne olacağı belli değilken sizin bu kadar ciddi bir yatırım yapmanız biraz da deli işi değil mi?
- Batı ülkelerinin de sizden pek bir farkı yok. New York’tan Londra’ya değişik zamanlarında ne krizler gördük. Deneyimliyiz. Her seferinde bekledik üye sayısının düşüp düşmeyeceğini.

Düştü mü?
- Hayır. Hep sabit kaldı. Aksine üyeliklerini daha sık kullanmaya başladılar. “Maddi durumum bozuldu. Artık karşılayamam” diyen çıktı, “Sorun değil, olunca verirsin. Sonra ödersin” dedik. Komün yaşam ruhu böyle bir şey. Zor zamanda destek oluyorsun. Sırtını sıvazlıyorsun. Kendisini iyi hissetmesi için yardımcı oluyorsun.

Hükümetle arayı yakın ve sıcak tutmak, Türkiye’de ciddi bir yatırım için neredeyse şart. Aranız nasıl?
- Benzer sorularla dünyanın tüm ülkelerinde karşılaşıyorum. Yanıtım hep aynı: İktidara saygımız her zaman sonsuz. Kim olursa olsun. Görüşleri, fikirleri ne olursa olsun. Politik görüşümüzü de hiçbir zaman belirtmedik. Sadece işimize baktık. Saygıda kusur etmeden.

ÜYELİK TALEBİ TAHMİN ETTİĞİMİZİN ÇOK ÜSTÜNDE


Sen benim kim olduğumu biliyor musun

Başta “Ne üye olacağım canım!” diye reddedip şimdi başvuran çok. Şimdi son gülen iyi mi gülüyor?
- İlk adım attığımız her şehirde hemen hemen başımıza aynı şey geliyor. “Bekleyelim de görelim” hali. Bu da çok normal. Ben de aynı şeyi yaparım. Ama riski şu: Sıranı kaybettiğinde, hakkını yitirdiğinde üye olmak zaman alabiliyor.

Tahmin ettiğimizden çok daha geniş bir üyelik talebi var. İstanbul’da kaç üyeniz var?

- Asla rakamlardan bahsetmiyoruz. İlk kural bu.

Şöyle sorayım: Diğer kulüplere kıyasla İstanbul’un durumu nasıl?
- Hiçbir rakam alamayacaksın benden. Kârdan, finans işlerinden konuşmayız biz. Ben kaç kişinin üye olduğu, zararda olup olmadığımızdan çok insanların mutlu olup olmadığıyla ilgilendim hep.

Mutlu musunuz?
- Hem de hayal edemeyeceğiniz kadar!

Bir yandan komiteden tanıdık bulmaya çalışan, üye olmak için araya eş dost sokan çok... Buranın bir parçası olmak için çalışıp didinenlere tavsiyeniz?
- Biz burada birbirine iyi gelecek kocaman bir aile yaratmaya çalışıyoruz. Herkesin birbirini tanıması şart. En az iki üye tarafından refere edilmeniz gerekiyor. En önemli kıstas bu. Kimin üye olacağına karar veren komiteyi tanıyıp tanımamamız önemli değil.

Peki bu 30-40 kişilik komiteyi nasıl seçtiniz?
- Açılıştan bir yıl önce hazırlıklara başladık. Önce kendi ekibimizi kurduk. İşleyişe hâkim kişiler geldi, buraya yerleşti. Lokal insanlarla tanıştı, kaynaştı. Ortaya nefis, birbiriyle alakasız bir komite çıktı. Her yaştan, her kesimden insan var.

BATACAĞIMIZ VARSA BÜYÜK BATALIM DEDİK!

Sen benim kim olduğumu biliyor musun


Geçen hafta da Akaretler’de bir pizzacı açtınız: Pizza East. Eylemleriniz sırf kulüple, Tepebaşı’yla sınırlı kalmayacak gibi...
- W Oteli’nin girişine Londra’nın meşru pizzacısını getirdik. Stratejik konum olarak müthiş bir köşe. Umarım alıcısını bulur.

Akaretler’in biraz riskli bir lokasyon olduğunun farkındasınız değil mi? Bölgede açılıp kapanan mağazaları, restoranları say say bitmez...
- Merak etmeyin, hepsinin farkındayız. Riskli bir bölge çünkü bugüne kadar insanı oraya bağlayacak bir yer açılmamış. Eğer iyi malzeme kullanarak iyi niyetle bir iş yapmaya kalkarsanız, emin olun karşılığı gelir. Büyük bir özgüvenle, arkama yaslanarak şunu söyleyebilirim: Pizza East, büyük hit olacak.

Soho House bu kadar ilgi görünce mi karar verdiniz hemen üstüne pizzacı açmaya?

- Keşke öyle olsaydı.

BOŞUNA ARKADAŞLIĞINIZI YIPRATMAYIN

Meşhur laftır: Hayattaki en iyi yat, arkadaşının yatıdır... Üyelik meselesine de ‘arkadaşının yatı’ muamelesi yapan çok.
- Tabii ki, buyurun gelin arkadaşınızın misafiri olun. Fakat yapabilecekleriniz sınırlı olur. Arkadaşınızla aynı anda girip çıkmanız lazım. Özel gösterim, parti, spor salonu gibi üyelere özel çoğu şeyden de yararlanamayacaksınız. Boşuna arkadaşlığınızı da yıpratacaksınız.

Daha kulüp ortalıkta yokken karar vermiştik. Büyük kumardı. Madem kumar oynayacaksın, büyük oyna. İstanbul’da batacağımız varsa büyük batalım, şanımız yürüsün dedik!

HER ZENGİNİ MUTLU EDEN BİR YER DEĞİL BURASI

Geçen ay, New York Times ile yaptığınız söyleşide ayakta kalmaya çalışan senaristin favori üyeniz olduğunu söylemişsiniz...
- Evet, hâlâ da öyle. İlk tablosunu henüz satmamış olan sanatçı da keza... Gerçek Soho House ruhu bu.

Madem zar zor geçiniyor, nasıl karşılayacak yıllık 6 bin küsur liralık üye aidatını?
- Biz bakıyoruz çaresine!

O nasıl oluyor?
- Üyelik başvurusu yapıyor. Maddi durumunun yeterli olmadığını da söylüyor. Komite, başvuruyu onaylarsa, varlığının kulübe katkı sağlayacağını düşünürse, bedava üye yaparız. Diyorum size: Hayatta her şey para değil.

İlle de kreatif mi olacak?

- Hayır. Hiç de öyle bir ayrımcılığımız yok. Benzer zevklere sahip olduğumuz, kafası bizim gibi çalışan herkese bu ayrıcalığı sağlayabiliriz. Kimin bankada ne kadar parası var, inan, zerre kadar umurumuzda değil.

Gücü var. Parası var. Kreatif de. Ama komitenin ‘kıl’ olduğu bir tip. Ne olacak?
- Kimseye “Hayır” demiyoruz bir kere. Kırmadan, incitmeden herkese iyi gelecek bir ruh yaratmaya çalışıyoruz.

Hayır demiyorsunuz ama bekletiyor da bekletiyorsunuz. O da aynı şey değil mi?

- Genelde bu durumun haklı bir gerekçesi oluyor. Buyursunlar, gelsinler. Ama mutlu olmayacaklar. Aradıkları ortamı bulamayacaklar. Zamanlarına, paralarına yazık olacak. Bunu önceden görüp önlem almış oluyoruz.

Tamam, yerli-yabancı Donald Trump’vari abileri belki New York’taki, Berlin’deki kulüplerin bohem havası mutlu etmeyebilir. Fakat İstanbul’daki gösterişli bina ve görkemli ambiyans, tam aksine, fazlasıyla tatmin edebilir...
- Evet, sevebilir. Haklısın. Boş ver binayı. İçerdeki insanların kafa yapısı önemli olan. Kimse öyle kasılıp, en jilet haliyle girmiyor buradan içeri. İster tişört ister ceket, herkes kendisini en iyi hissettiği haliyle burada. O yüzden diyoruz, onlara göre bir yer değil burası diye.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle