GeriHayat Selçuk Aydemir: Mahalleden kopmasaydım kırmızı bültenle aranırdım
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Selçuk Aydemir: Mahalleden kopmasaydım kırmızı bültenle aranırdım

Selçuk Aydemir: Mahalleden kopmasaydım kırmızı bültenle aranırdım
refid:28134196 ilişkili resim dosyası

‘İşler Güçler’ ve ‘Kardeş Payı’nın senaristi Selçuk Aydemir’i nasıl bilirsiniz? Muhtemelen pek bilmezsiniz zira çok seyrek röportaj veriyor hatta vermiyor. İlk kitabı ‘Mahalleden Arkadaşlar’ vesilesiyle bu kararını esnetince kendisiyle buluştuk ve yakalamışken soru yağmuruna tuttuk.

Başlamadan önce şunları söyleyelim:

Selçuk Aydemir röportaj verirken gayet ciddi bir insan.

Mahalleden Arkadaşlar’ı “İngilizce bilerek, I love you” diyerek Ferhan Şensoy’a adamış.

Kitabın tüm geliri Koruncuk (Korunmaya Muhtaç Çocuklar) Vakfı’na bağışlanacak.

Olay 90’larda Küçükçekmece’de geçiyor ve kan, ter, gözyaşı, kavga, dövüş, dolandırıcılık, comodore 64 ne ararsanız var.

Selçuk Bey’in çocukluğu çocukluk gibi çocuklukmuş. Dayak da yemek de bol bol yenmiş. İyi eğlenilmiş.

Selçuk Aydemir: Mahalleden kopmasaydım kırmızı bültenle aranırdım

Çok az röportaj veriyorsunuz. İçine kapanık bir insan mısınız?

- Senaristin, yönetmenin yaptığı işi anlatmasını, gazeteye röportaj vermesini, televizyon programına çıkmasını sevmiyorum. Hiçbirine de çıkmıyorum. Hoşuma gitmiyor. Ama ‘Mahalleden Arkadaşlar’ benim kendi hikâyem, benim için özel. Onun için ne yapılabiliyorsa, fazla çizgiyi bozmadan yapmanın peşindeyim.

Kitaptaki aileniz gerçek mi? Mesela bir güreş ritüeli var. Aile toplantılarında güreşir miydiniz gerçekten?

- Güreş gerçek. Kitabın yüzde 80’i gerçek. Sadece ben olayları akıcı olsun diye yer yer biraz abarttım. Dava mava uğraşmayalım diye de isimleri değiştirdik. Ama büyük çoğunluğu gerçek.

Arkadaşlarınız yazıldığı gibi şapşal mıydı?

- Ya benim en büyük şansım oydu zaten. Kitapta diyor ya: “Bütün akranlarım sizin gibiyse benim önüm çok açık.” Öyleydiler. Gerçi aklı çalışan insanları İsmet (diğer çetenin reisi) kaptığı için bana bunlar kalıyordu. Hiçbir çeteye girmeyi başaramamış insanlar benim çeteme girmişti.

Lakin yer yer siz de dolandırılıyorsunuz. Sürekli bir antin kuntin hali var zaten ortamda. Böyle miydi gerçekten durumunuz?

- Öyleydi... Yani mahalle sıcaklığı falan vardı tabii de dolandırıcılık da vardı. Ben mahalleden kopmasaydım muhtemelen kırmızı bültenle aranıyordum şu anda. O yola sapacaktım yani.

Selçuk Aydemir: Mahalleden kopmasaydım kırmızı bültenle aranırdım

Dayak yediniz mi çocukken?

- Tabii ki.

Kitaptaki “Dayak insanın karakterini şekillendirir” cümlesine katılıyor musunuz?

Elbette. Ben her dayak yediğimde biraz daha olgunlaştım. 13’ümde 20 yaşında gibiydim. Hem çok dayak yedim hem de güzel dayak yedim.

Erken de başlamışsınız dayak yemeye...

- Evet. Şöyle söyleyeyim: Ben çoğu zaman o kavgaya nasıl girdim, beni kim dövdü onu bile hatırlamazdım kavga sonunda. Hem dayağın şiddetinden hem o aralar macera varsa girerim şeklinde hareket ettiğimden neye, niye girdiğimi bilmiyordum. Dayak varsa yiyorum. Kimden yediğimi bilmiyorum, niye yediğimi bilmiyorum... Seviyormuşum dayak yemeyi genel olarak.

Sürekli yediniz mi bu dayağı?

- Yok. Attım da. Dayak işinin o kısmı güzel zaten. Yüzde 50 şans var. Kumar tadı da alıyorsun. Yediğim kadar atmışımdır son toplamda.

AYŞE TEYZE DE KİM?

Selçuk Aydemir: Mahalleden kopmasaydım kırmızı bültenle aranırdım

Dizide de kitapta da ara ara ufaktan siyasete dokunduruyorsunuz...

Benim siyasi espriyle ilgili durumum şu: ‘Olacaka O Kadar’ın jeneriğindeki ‘Tam yerine rast geldi’nin oluşması lazım. Yerine gelmezse ‘Olacak O Kadar’ın son sezonu gibi olur. “Ara ara dokunduruyorsun” diyorsunuz ya, ara ara yeri geldiği için öyle oluyor. Daha fazla gelse daha fazla yaparım. Siyasi espriden çekinmiyorum.

Televizyonda sıradışı öneriler bazen “Kütahya’daki Ayşe Teyze bunu anlamaz” cümlesiyle karşılaşır. Siz hiç bu ‘farazi Ayşe Teyze barajına toslamadınız mı?

- Toslamaz olur muyum? Ömrüm bununla geçiyor. Hâlâ tosluyorum. “Bunu Zonguldak’taki, Malatya’daki seyirci anlamaz” diye bir İç Anadolu’dan, bir Karadeniz’den muhtelif teyze ve amcalar çıkıyor karşıma. Ama oyuncularımızla nereye gitsek en büyük ilgi amcalardan, teyzelerden geliyor. Yapılan iş ister istemez genele yayılmış. Bizim kontrolümüz dışında yayılmış hem de. Dolayısıyla “O anlamaz, şu izlemez” muhabbetine ben inanmıyorum. Ama evet hep söyleniyor, hâlâ da söyleniyor.

“Şunun şakası olmaz, bunun mizahı yapılmaz” gibi sınırınız var mı?

- Hayır. Her şeyin şakası yapılabilir. Ama sınırı belki şöyle çekilebilir: İnsanları incitmenin âlemi yoktur. Espri ile aşağılama arasında ince bir çizgi var.

Leyla ile Mecnun’un senaristi Burak Aksak kuzeniniz. Mizah ailede yaygın diyebilir miyiz?

Beraber büyüdük. Haliyle de benzer şeylerden beslendik, benzer şeyleri yapıyoruz. Ama ailecek komik olmak gibi bir durumumuz yok. Burak’ın babası rahmetli Burhan eniştem çok komik bir insandı bir tek. Onun dışında ailede komik biri yok. Ciddidir bizim aile.

Eleştirildiğiniz bir nokta ‘kadın karakterler’ meselesi. Zor mu kadın karakter yazmak?

- Dizide 80 sayfayı bir günde yapmanız gerekebiliyor. Dolayısıyla da asla deplasman maçına çıkmayacaksınız. En kolay üretebildiğiniz yerde kalmanız daha sağlıklı. Ben de bunu yapıyorum. Kadın karakterlerim erkek karakterlerim kadar güçlü değil, evet. Ama üzerinde çalıştığım ve olduramadığım bir durum da değil. Oyunu iyi bildiğim yere çekiyorum sadece.

Selçuk Aydemir: Mahalleden kopmasaydım kırmızı bültenle aranırdım

Mahalleden Arkadaşlar
Selçuk Aydemir
Sayfa 6 Yayınları / 14 TL


Yorumları Göster
Yorumları Gizle