GeriHayat Kötü insanların ülkesinde bu hafta
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    2
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kötü insanların ülkesinde bu hafta

Kötü insanların ülkesinde bu hafta
refid:28259138 ilişkili resim dosyası

Hafta başında sorsanız “Size güzel şeylerden bahsedeceğiz” derdik. Fazla iyimsermişiz. Kartopu oynayan insanların bile kendilerine yer bulamadığı bir ülkede bunun mümkün olamayacağını akıl edemedik.

Bir gün önce “Kışın en fena günü geliyor” uyarıları vardı. Geldi gerçekten. Önce, başta Instagram olmak üzere bütün sosyal medya güzel kar fotoğraflarıyla doldu, ilerleyen saatlerde beklendiği gibi trafik felç oldu, ardından ertesi gün için okulların tatil olduğu haberi geldi, gece kapının önünden kartopu oynamaya çıkmış ahalinin sesi gelmeye başladı, sonra Nuh öldü.

Aynen bu sırayla oldu. Gece aniden bir mesaj geldi: “Memedim, Nuh’u öldürmüşler.” Arkasından da bir link. Açtım. “Gazeteci Nuh Köklü uğradığı bıçaklı saldırı sonucu öldürüldü” diyen haberi okudum. İçime “Olmamıştır böyle saçma bir şey” hissi oturdu. Şu kadar zamandır da yaptığım telefon konuşmalarına, gördüğüm cenaze aracına, timeline’a düşen bir sürü fotoğrafa rağmen gitmedi. İnsan kartopu yüzünden ölmez çünkü.

O saatten beri sürekli aklıma Nuh hikâyeleri geliyor. Çoğu da çok komik. Nuh hikâyeleri ekseriyetle komik olurlar. Ya da olurlardı.

BİR ZAMANLAR ARJANTİN’DE

Kötü insanların ülkesinde bu hafta

12 yıl önce bir şekilde Arjantin’e gitmiştim. Ev sahibemin kütüphanesinde bol miktarda Türkçe kitap vardı. Öğrendim ki eski erkek arkadaşı Türkmüş. Oralarda kaldığım süre boyunca da ev sahibem ve bulunduğumuz mahalle ile bağlantılı kimle tanışsam bana “Aaa Türk müsün, Nuh’u tanıyorsun o zaman” dediler. Aynı gece içinde bir barı komple karıştırmak, bir araba itfaiyeciyi peşinde koşturmak ve bir belediye otobüsünün bütün sakinlerini zıvanadan çıkarmak gibi maceralardan tut, yolda bulduğu pencere pervazının etrafına ev inşa etmeye karar vermesine kadar türlü fantastik hikâyesi olan birinden bahsediyorlardı.

Dünya küçük. 4-5 yıl sonra yeni başladığım işyerinde tanıştığım ikinci kişi Nuh’tu. Arjantinlilerin hakkında yaydığı hikâyeleri ‘biraz’ abartılı bulsa da tamamen yalanlamadı. Üç seneye yakın yan masalarda çalıştık. Sık sık bir taşınma meselesi ve onunla ilintili problemleri olurdu. Artık elini telefona attığında ondan yana dönmeye alışmıştık çünkü doğalgaz, internet, elektrik açtırma/kapama tartışmaları “Beyefendi bakın ben şunu anlamıyorum: İstanbul’daki bütün evlerde internet var bir tek benimkinde yok. Bana bunu açıklayabilir misiniz lütfen” gibi komik repliklerle dolu olurlardı.

Kötü insanların ülkesinde bu hafta

Çok sigara içerdi. Programı için iyi bir konu veya konuk bulunca birden gaza gelirdi. İşte kafasının attığı bir haftayı “Hafta sonu çantamı alıp güneye gideceğim kafa dinlemeye” deyip kapıdan çıkarak bitirmiş, cumartesi sabahı sırtında çantası Kadıköy’e geçmiş, orada bir arkadaşa rastlayıp bira içmeye başlayınca iş uzamış, o iki günü Kadıköy’de geçirip pazar evine dönmüştü. Ofiste haftalarca geyiği döndü “Nuh çok çılgın bir insandır sinirlendiği zaman çantasını sırtına attığı gibi bazen taa Kadıköy’e kadar gider” diye. En çok da kendisi güldü.

Daha bir sürü şey... Öldürüldüğü yerde büyük bir fotoğrafı, mumlar, sloganlar, hashtag’ler vardı, “Yiğidim Aslanım” eşliğinde uğurlandı. Görse veya yaşarken böyle bir töreni hayal etsek dalga geçerdi sanırım.

Ertesi gün her yerde Nuh vardı. Gazeteciler Sendikası’nın arşivinden çıkan videosu, annesinin tabutuna kartopu bıraktığı fotoğraf, martılara simit attığı bir kare, karla kaplı bir mezarlık...

En son, iki yıla yakın olmuş olsa gerek Kadıköy’e taşınmıştı. Yolda karşılaşıyorduk. Sanki hâlâ karşılaşırmışız gibi geliyor. İnsanın az ya da çok hayatına temas etmiş birinin birdenbire, fol yok yumurta yokken ortadan kaybolması öfke, şaşkınlık ve kaskatı bir hissizlik arasında gidip gelen garip bir ruh hali yaratıyor. Bir anda eksiliyorsun. O anlattığım hikâyeler hiç yaşanmamış gibi oluyor.

ADINA ÜLKE DEDİĞİMİZ ÇUKUR

Kötü insanların ülkesinde bu hafta

Hal böyle olunca da insan düşünmeden edemiyor: Biz nerede yaşıyoruz? Niye böyle oluyor?

"'Esnaf aynı zamanda polistir’ diyen bir idareci var, esnaf da adam öldürüyor, her şey normal” deyip çıkılabilir. Ama asıl cevap galiba çok daha basit: Kötü insanlardan oluşan bir toplumuz. Bir kısmımız meydana toplanıp hep beraber çocuğu ölmüş bir anneyi yuhalamakta beis görmüyor. Madenimiz çökse “Batı’da da çöküyor” diyoruz, gencecik bir kadın öldürülüyor, ipe sapa gelir bir ülkede her gazetenin manşetinde olması gerekirken ilk gün çoğunda birinci sayfada yer bile bulamıyor... Meclis’te kadınlara saldırmanın, hayvanların ayağına taş bağlayıp göle atmanın, kendi çocuklarını bombalamanın, “Emiri ben verdim”lerin, “Çatlasanız da patlasanız da”ların, “Asmayalım da besleyelim mi”lerin, tel askıyla insan boğanların, yalanın, dolanın ülkesi neticede. Çok da bir şey beklememek lazım.

Önümden bir tweet geçiyor: “Gençlere tavsiyem: İnsanların yaşadığı yerlere göç etsinler.”

Kötü insanların ülkesinde bu hafta

Ben de 20’li yaşlarındaki insanlara benzer tavsiyeler verirken yakalıyorum kendimi. “İnsanları yıldırmamak lazım, mücadele önemli” diyecek olanlar kusura bakmasınlar, haklılar elbette ama hayat da kötücüllüğü içselleştirmiş ve bununla yüzleşmeyi bir an bile düşünmeyen, hepimizin her gün ziyan olduğu bir toplumda geçirmek için fazla kısa. İnsanına hayatı boyunca ne pahasına olursa olsun güçlünün, güçlü gördüğünün yanında olmayı öğreten pespaye bir kültürde yaşamaya çalışmak için de... Çocuklara da yazık. Zaten modern dünyanın 19’uncu yüzyılda üzerine düşünüp bitirdiği bir alay konunun ciddi ciddi televizyonda tartışıldığı bu çukurda yaşamaya kimi, niye, nasıl teşvik edelim?

Aslında bu hafta size, “Hayat varsa umut vardır” demek maksadıyla yola çıkmıştık. Türkiye yine müsaade etmedi. Kısmet değilmiş...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle