GeriHayat Erdal Beşikçioğlu: Her spordan biraz oynadım keşke birine ağırlık verseydim. O zaman büyük ihtimalle sporcu olurdum...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    4
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Erdal Beşikçioğlu: Her spordan biraz oynadım keşke birine ağırlık verseydim. O zaman büyük ihtimalle sporcu olurdum...

Erdal Beşikçioğlu: Her spordan biraz oynadım  keşke birine ağırlık verseydim. O zaman büyük ihtimalle  sporcu olurdum...

İzleyicinin kalbini çalmış, ailenin bir üyesi gibi görülen nadir oyunculardan biri o. Genç kızlardan anneannelere geniş bir kitlenin beğenisini kazanmış durumda. Erdal Beşikçioğlu bu kez sevenlerinin karşısına Kanal D’de, ‘Adı Efsane’ adlı diziyle çıkıyor. Dizide ‘efsane bir basketbol koçu’nu canlandıran oyuncuyla maç yapmak için buluştuk. Sonrasında gündemi ve hayatını konuşmamak olmazdı...

Erdal Beşikçioğlu’nun ‘Adı Efsane’ dizisinde ayağı hafif aksak, içinden geleni esirgemeden söyleyen, efsane bir basketçiyi canlandırdırdığını görünce hemen arayıp “Tarık Hoca olarak bana da basketbol oynamayı öğretir misiniz” diye sordum. Kabul etti ama sanırım işlerin nereye gideceğinden habersizdi.
Spor çantamı alıp Sultanahmet Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi’nin yolunu tuttum. Elimdeki kocaman çantayı görünce şaşırdı. Belli ki işi bu kadar ciddiye alacağımı tahmin etmiyordu. Hemen sahaya çıktık. Bunun ilk basketbol oynama deneyimim olduğunu söylediğimde gözündeki şaşkınlığı görmeliydiniz. İçinden “Haydaaa, şimdi ne yapacağız” diye geçirdiğine eminim.

Erdal Beşikçioğlu: Her spordan biraz oynadım  keşke birine ağırlık verseydim. O zaman büyük ihtimalle  sporcu olurdum...

Yeni dizisinde bir koçu canlandıran Erdal Beşikçioğlu muhabirimiz Hakan Gence’ye basketbol öğretti.

İlk 10 dakika benim için eğlenceli, onun içinse kâbus gibiydi. Attığım toplar hem kendi kafama hem de onun kafasına denk geliyordu! Basketbol değil, adeta yakartop oynuyordum... Şaşkınlıkla özgüvenimi izlemeye devam etti. Bir ara beni mahcup etmemek için fısıldayarak, “Gerçekten bu kadar kötü müsün” diye sordu. Ne diyeyim? Bozuntuya vermedim, “Yok abi, ne kötüsü? Bence ileride bu işi yaparım, sen öğret bana” dedim. İlk basketimi attırmak için en az 20 dakika uğraş verdi. Bir saatin sonunda beş basket atmıştım. Ben kan ter içinde kalmıştım ama o gayet cool bir şekilde basketleri üçer beşer atmayı sürdürüyordu. Rövanş için söz aldım. Ve sohbete başladık...
Erdal Beşikçioğlu’nun profesyonel bir basketbol geçmişi yok. “Lisede ‘Beyaz Gölge’ zamanında bizim kuşağın çoğu öğrencisinin oynadığı kadar oynayabildim” diyerek anlatıyor: “Şimdiye kadar hiçbir spor dalına profesyonel anlamda eğilmedim. En büyük derdim de bu oldu zaten. Hepsinden biraz biraz yaptım. Keşke birine ağırlık verseydim. O zaman büyük ihtimalle sporcu olurdum. Yalnız bu bir tercih değil, o dönemin imkânlarıyla ilgili. Sonuçta oyuncu olacağımı da bilmiyordum ki... Sadece film seyretmeyi ve basketbol oynamayı çok seviyordum. İkisinden biri olacaktık. Şimdi ikisinin bir arada olduğu bir dizideyim!”

Dizilerin benzer tek bir tarafı var; o da basketbol topu!

‘Beyaz Gölge’ ve Tarık Akan’ın oynadığı ‘Koçum Benim’, en bilinen spor-gençlik dizileri. Beşikçioğlu bu benzetme işlerine biraz bozuluyor. “Dizinin tek bir tarafı benziyor; o da basketbol topu olması” diyor. Canlandırdığı Tarık karakterini anlatırkense gözleri parlıyor: “Bir kırılma noktasına kadar hayatını şiirin romantizminde, eşi ve çocuklarıyla yaşayan bir adamdı. Sonra sevdiği kadının peşinde hayatını tüketen bir erkek profiline dönüştü. Ve sonradan kendi öncelikleri nedeniyle hem ailesini hem kendini üzdüğünü fark etti.”

Erdal Beşikçioğlu: Her spordan biraz oynadım  keşke birine ağırlık verseydim. O zaman büyük ihtimalle  sporcu olurdum...

‘Beyaz Gölge’, 1980’lerde TRT’de yayımlanmış, büyük ilgi görmüştü. Bu dizi 2002’de ‘Koçum Benim’ ismiyle uyarlandı.

Erdal Beşikçioğlu: Her spordan biraz oynadım  keşke birine ağırlık verseydim. O zaman büyük ihtimalle  sporcu olurdum...

Gelecekten umutlu olmazsanız, bugünü yaşamanızın manası olmaz

Dizide azılı, kayıp, ‘çift dikiş giden’ ergenlere koçluk yapıyor Beşikçioğlu. Peki günümüzün gençlerini nasıl yorumluyor? “Onları anlama peşindeyim. Eğer gençleri anlamazsanız yenilenemezsiniz. Şu dönemde, OHAL’de, gençleri değerlendirmek doğru olmaz diye düşünüyorum. Çünkü değerlendirmek çok provokatif olacaktır” diyor. “Umutlu musunuz” diye sorduğumdaysa yanıtı net: “Gelecekten umutlu olmazsanız, bugünü yaşamanızın manası olmaz. Tabii umutluyum.”
Neredeyse her hafta yeni bir çocuk istismarı haberi aldığımız bugünlerde, bir baba olarak ne hissettiğini merak ediyorum: “Bunu yapanları parçalamak istiyorum!” diyor.

Bir gemi kaptanı gibi sefere gidiyor, seferden dönüyorum

Erdal Beşikçioğlu’nın 16 yaşında, Derin adında bir kızı ve dört yaşında, Ömer adında bir oğlu var. Onlar anneleriyle Ankara’da yaşıyor. Beşikçioğlu, İstanbul’da yeni bir hayata başlamanın özellikle kızı Derin için çok zor olacağını düşünerek bu kararı vermiş. Çünkü kızının arkadaş çevresi Ankara’da... Çocuklarıyla arasındaki mesafe onlar için artık sorun olmaktan çıkmış. Beşikçioğlu bu durumu, “Bir gemi kaptanı gibi sefere gidiyor, seferden dönüyorum” diye özetliyor.
Kızı Derin, Sorbonne’da sanat tarihi okumayı planlıyor ama bir yandan da anne ve babası gibi kalbi oyunculuk için çarpıyormuş. Baba bu konuda biraz düşünceli: “Sektördeki sistem oyuncuyu tüketmek üzerine kurulu. Oysa oyuncuyu ön plana çıkaracak bir sistem olmalı. Kızımın bu sisteme yem olmasını istemem. Tiyatrosunda oyununu oynasın taraftarıyım. Dokuz yaşından beri bunun üzerine eğitim alıyor. Niyetim daha doğru, ayakları yere basan bir oyuncu imajı çizmesi. Çünkü oyuncu olmak artık çok kolay. ‘A ne kadar güzel kızmış, hadi oyuncu olsun!’ Halamın kızı da gelsin oynasın o zaman! Televizyonda her şey çok kolaydır. Oyunculuk televizyonda olmaz! Sahnede olur. Televizyonda sadece hikâyeyi anlatan kişiler var.”

Erdal Beşikçioğlu: Her spordan biraz oynadım  keşke birine ağırlık verseydim. O zaman büyük ihtimalle  sporcu olurdum...

Kazandığımız tek şey var o da metanet...

Konumuz tabii bir noktada Türkiye gündemine kayıyor. Bu kadar duyarlı ve sanatla iç içe bir adamın en çok nelere üzüldüğünü soruyorum: “Toplumun ayrıştırılması dışında sanatçıların belli bir ideolojinin simgeleri haline gelmesi” diye başlıyor anlatmaya: “Ben 70 milyonun vaktini geçirdiği bir oyuncuyum. Herkesin evine girmek isterim. İzleyicinin ‘Aman bu adam da şu görüşte’ diye kanalı değiştirmesindense hikâyenin iyisi ya da kötüsünü değerlendirmesi dileğindeyim. Ama maalesef bu sistem bunları doğurdu. Biz de ister istemez bunun mahkûmu haline geldik.”
Sistemin bizi mahkûm ettiği noktaları konuşurken konuyu, neleri kaybedip neleri kazandığımıza getiriyorum: “Kaybettiğimiz şey çok. Ama kazandığımız tek bir şey var: Metanet... Çok metanetli davranıyoruz. Artık Meclis’ten daha olgun bir halk var. Umarım bu referandumda da halkımız bu olgunluğu ortaya çıkaracak. Hepimiz bu sonuca ve o olgunluğa göre hareket edeceğiz.”
Geçen hafta röportaj yaptığım Haluk Bilginer’in “Vicdanımızı kaybettik” sözünü ona hatırlatıyorum... Cevabı ilginç oluyor: “Haluk Abi, yaşı gereği öyle düşünebilir. Ben daha o yaşa gelmedim. O yüzden benim biraz daha umudum var!”

Erdal Beşikçioğlu’ndan Arda Turan’a: Sen bu ulusa mal olmuş bir futbolcusun bir taraf olmanın manası yok

Ülkenin gündeminde referandum var. Tabii bir de sanatçıların çektikleri ‘evet-hayır’ videoları. Beşikçioğlu geçen hafta, referandumda evet diyeceğini açıklayan Arda Turan’ı etiketleyerek, “Evette hayır mı suçlu yoksa hayırda evet mi suçlu düşünün bunu” demişti. Paylaşımını şöyle açıklıyor: “İdeolojik akıllara çok fazla alet olmamak gerek. Biz 70 milyonun sevdiği insanlarız. Bir taraf olmak ya da bir tarafa alet olmak doğru değil. Twitter’da paylaştığım metin, Georg Büchner’in yazdığı, ‘Woyzeck Masalı’ndan bir alıntı. ‘Evette hayır mı suçlu yoksa hayırda evet mi suçlu düşünün bunu’ diyerek aslında bu ortama bizi sürükleyen durumu bir kez daha değerlendirin’ diyorum. Yani evet ve hayırlarla toplumu ayrıştırmayınız”. “Peki neden Arda Turan’ı etiketlediniz” diye sormamak olmaz: “Sen bu ulusa mal olmuş bir futbolcusun. Bir taraf olmanın manası yok. Arda’yla sohbet etmiş, sohbetinden hoşlanmış bir adamım... Evetçi, hayırcı diye ayrışacak mıyız? Bu süreçte insanlar, siyasilerin anlattıklarını dinleyip ona inansınlar, sonra da kendilerine göre ‘evette hayır mı suçlu, hayırda evet mi suçlu’, bu süreci değerlendirsinler.”

Erdal Beşikçioğlu: Her spordan biraz oynadım  keşke birine ağırlık verseydim. O zaman büyük ihtimalle  sporcu olurdum...

Muhalefeti ortadan kaldırırsanız kararlarınız sağlıklı olmayabilir

Dizide karakteri Tarık okula gittiği gün Bahar Öğretmen’in (Gökçe Bahadır) önyargılarıyla karşılaşıyor. Buradan hareketle toplumdaki önyargılar mevzuuna dalıyoruz: “Evet, önyargılıyız. E devamlı bir çatışma doğuyor. Evet’ler, hayır’lar, referandumlar... Ya öylesiniz, ya değilsiniz... Ayrıştırmaya başladığınız zaman da ayrıştırdığınız her kitle karşı tarafa ciddi bir önyargıyla davranıyor. Çünkü siz onu kodluyorsunuz. Karşınızdakinin ilişki kurma biçimini ortadan kaldırıyorsunuz. Şartlar böyle olunca iki tarafın da büyük önyargıları oluşmaya başlıyor.” Bu kadar ayrışma sohbeti yaptıktan sonra “Peki nasıl birleşiriz” sorusu akla geliyor: “Bu hikâyeye parlamenter sistemin kendi içinde eksiklerini gidererek var olan süreç içinde devam edebiliriz. ‘Eksik kardeşim, bunu değiştir’ demek yerine eksiğin ne olduğuna bakıp onun üzerine gitmek çok daha doğru. Bizim evde sadece babamın sözü geçmez, bir ailede bir baba, bir anne vardır. Her ne kadar baba sözünü geçiriyor gibi görse de aslında onu yönlendiren ve bütün hikâyeyi çeviren annedir. Mutlak surette muhalefetin olması gerekir. Siz eğer muhalefeti ortadan kaldırırsanız, alacağınız kararlar pek sağlıklı olmayabilir.”

Ortadoğu’dan çıktığımız zaman
o şizofreniden de çıkacağız

Geçenlerde bir röportajında “Tatlı bir şizofreni yaşıyoruz” demişti Beşikçioğlu. O şizofreniden nasıl çıkarız diye kendisinden bir çözüm önerisi almak istiyorum: “Birbirimizin düşüncelerine saygı göstermeye başladığımızda, birbirimizi anlamaya başladığımızda, ayrışmaya yönlendirilmediğimizde... Ortadoğu’dan çıktığımız zaman o şizofreniden çıkacağız” diyor. Hazır çözüm önerilerinden bahsediyorken terör olayları, cinsel istismar ve kadına şiddet olaylarının yarattığı ağır atmosferde aradığımız huzuru nasıl buluruz, onu da soruyorum: “Şu anki yönetimin eksik kaldığını bildiği konularda, bu konuda tecrübeli insanların onlara yol göstermesiyle sağlanabilir. Zaten bunu da ben değil, iktidarın kendisi söylüyor; ‘Eğitimde, sanatta, kültürde eksik kaldık’ diyorlar.”

İzmir Marşı falan şahane
protest hareketler...
Buradan bir ders çıkarmak lazım

Bir basket hocasını canlandıran Beşikçioğlu’na son dönem özellikle basketbol maçlarında söylenen İzmir Marşı’nı, Atatürk tezahüratlarını ve heykel tartışmalarını sormamak olmazdı: “Keşke tüm Türkiye olarak söyleyebilsek... Ama Atatürk’le ilgili bir sınav verildiğine inanmıyorum. Bu ülke Türkiye Cumhuriyeti ve kurucusu da belli. Bunun ötesine geçilemez. Bununla ilgili bir sıkıntı olduğuna da inanmıyorum. Sadece sistemle ilgili bir sıkıntı var. Sistemi değiştirmek yerine eksiklerini gündeme getirmek daha doğru. İzmir Marşı falan, şahane protest hareketler... Buradan bir ders çıkarmak lazım. Tenkit etmek ya da o söyleme kulakları kapamak yerine ortak bir paydada buluşmak çok daha doğru.”

Erdal Beşikçioğlu: Her spordan biraz oynadım  keşke birine ağırlık verseydim. O zaman büyük ihtimalle  sporcu olurdum...

Bu adamlar bir şekilde kendi kendilerine yaparlar diye düşünerek ödenek vermiyorlar

Beşikçioğlu’nun tiyatro oyunları ‘Tüy Kalemler’ ve ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ devam ediyor. Bir de sinema projesi var. Destek almak için Kültür Bakanlığı’na göndermiş. Ama sonuç hüsran, projesi onaylanmamış: “Sanırım ‘Bu adamlar bir şekilde kendi kendilerine yaparlar’ diye düşünerek ödenek vermiyorlar. Filme adapte edeceğimiz oyun, şahane bir yalnızlık sorgusu... ‘Yalnızlığa itilen insanın neye ihtiyacı var’ sorusunu soruyor. Tanrısal olan nedir, sosyal medyanın yalnızlığı nedir... Bunun üzerine sorular soran bir aşk hikâyesi. Hepimiz çok yalnızız. O koca koca siteler olmaya, bir artı birler peynir ekmek gibi satılmaya başladığından beri kendi dünyamızda, kendimizle birlikteyiz.”

Anne Arnavut, inatçı kadının teki. Baba Laz... Buna sen nasıl diyeceksin ki sus?

Muhalif kimliğiyle tanınan Beşikçioğlu bu yüzden çok çektiğini reddetmiyor: “Hep de çekeceğiz” diyor. “Hiç acaba artık sussam dediğiniz olmuyor mu” dediğimde “Bu anne- babadan kaynaklı. Irkla alakalı... Anne Arnavut, inatçı kadının teki. Baba Laz... Buna sen nasıl diyeceksin ki sus? Karadeniz’i ne zaman düz gördün ki?”

Göründüğü kadar zor ve sert bir adam mı? Tatlı tatlı soruyorum: “Zor musunuzdur?” Şöyle yanıtlıyor: “Muamma... Ama herkes işini doğru yaptığı zaman çok kolay bir adamım. İşini bilmeyenler varsa ve iş akmıyorsa zorum! Sertliğe gelince... Sert demeyelim ama dikbaşlıyım. İstediğim estetiğe ulaşmak için her şeyi yapabilirim.”

Beşikçioğlu’nun attığı topların neredeyse hiçbiri boş çıkmıyor, hepsi basket... Rol için Kerem Tunceri’yle çalıştığınızı duyduğumu söylediğimde, “Role öyle hazırlanmam” diyerek anlatıyor: “Sadece o işi iyi bilen birini yakalarsam sorular sorar, aldığım cevaplara göre şeklimi almaya çalışırım. Biraz daha antrenmanım olursa çok daha iyi olacak.”

 

 

 

 

 

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle