GeriHayat Eleştirmene ‘Sen dön kendine bak’ denmez
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    2
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eleştirmene ‘Sen dön kendine bak’ denmez

Eleştirmene ‘Sen dön kendine bak’ denmez
refid:26739231 ilişkili resim dosyası

Köşe yazılarında, edebiyat dünyasını acımasızca eleştiriyor. Hele birini diline doladıysa, o yazarın vay haline...

Eleştirmene ‘Sen dön kendine bak’ denmez
Kitap dünyasını iyi biliyor, pek çok ünlü kalemin yazar ajanlığını yapıyor. Şimdi herkesi eleştiren biri olarak çok zor bir işe soyundu, kendi kitabını yazdı. Barbaros Altuğ ile ‘Biz Burada İyiyiz’i de konuştuk, popüler kültürü de...

Yıllarca edebiyat dünyasını acımasızca eleştirdiniz. Şimdi kendi romanınızı yazdınız. Pulitzer’lik bir iş çıktı mı?

- İnşallah, Allah söyletti. Ama Pulitzer’i kazanmam için Amerikalı falan olmam gerekir. Orhan Kemal Roman Ödülü kazanabilirim!

Eleştirdiğiniz yazarlardan daha iyisini mi yazdınız?

Eleştirmene ‘Sen dön kendine bak’ denmez

- Buna okur karar verir. Beni eleştirecek insanın derin bir edebiyat bilgisi varsa ve çağdaş edebiyatı takip ediyorsa buyursun o da beni eleştirsin. Ama Türkiye’de öyle bir eleştirmenin var olduğuna inanmıyorum.

Bu sizin değil başkasının kitabı olsa nasıl bir eleştiri yazardınız?

- Bu sorunun cevabını bir sene sonra verebilirim. Çok içime sinerek yazdığımı söyleyebilirim. İlk 20 sayfayı arkadaşım Sırma’ya yolladım. “Devam et” dedi. Ardından Latife Tekin, Kürşat Başar ve Ayşe Kulin’e yollayıp adım adım ilerledim. Çalışma süreci bir sene sürdü.

Bugünlerde raflarda kalın kalın kitaplar görüyoruz. Siz neden kısa yazdınız?

- Aslında 200 sayfaydı. Özellikle sayfa sayısını azalttım. Çünkü Twitter çağında yaşıyoruz. Her şey hızla okunup tüketiliyor. Çağdaş edebiyat da bu yöne gidiyor. Kısa, vurucu, herkesin anlayabileceği aynı zamanda edebi tadı da olan bir metin olsun istedim. Bu yüzden külçe kitaplardan yapmadım.

Bu kitabı neden okuyalım?

- Kitabın içeriğinde umut var. Okuduğunuzda aynı kalmayacağınızı ve içinizde bir taşın yerinden oynayacağını düşünüyorum.

GEZİ BÜYÜK BİR DEVRİMDİ

Eleştirmene ‘Sen dön kendine bak’ denmez

Hikâyenin fonunda Gezi Park’ı var. Üzerinden bir sene geçmiş olsa da son dönem romanlarda Gezi’nin işlenmesi o sürecin ekmeğini yemek mi?

- Bu kitap 100 bin basılsaydı ve bana 300 bin lira avans verselerdi Gezi’nin ekmeğini yemiş olurdum. Ama iki bin adet basıldı. Bunun telif getirisi bin sekiz yüz lira. Bu parayla Gezi’nin ekmeği yenmez.

Peki o halde neden Gezi var?

- Amacım unutturmamak. Hepimiz kötülükleri de, politik olayları da unutmaya meyilliyiz. Hatırlamak için bize sanat yardım etmeli.

Sizce Gezi Parkı eylemleri amacına ne kadar ulaştı?

- Gezi büyük bir devrimdi. Sonucu alamadık diyenler herhalde bir günde sonuç beklemiyordu. Mesela öncelikle görünmez olan yani azınlıklar göründü. Eşcinseller, Müslüman ama Ak Parti’ye oy vermeyenler, Kürtler, yoksul işçiler... Hepsi birleşti. “Bizi görün” deyip göründüler. Aslında egemen sistem uzun yıllardır birbirimizle kavga etmemizi istiyordu ama Gezi Parkı bu insanların yan yana durabileceğini de gösterdi. Bazıları namaz kılarken, eşcinseller yanda dans ediyordu ve hepsi birbirine saygılıydı. Bu da Türkiye’de kimsenin birbirinden nefret etmediğini gösterdi. Belki de bu yüzden muhalefet Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortak aday gösterebiliyor.

Yonca Evcimik geçen hafta yaptığımız röportajda Gezi Parkı’nda ilk gün sadece turist ve sarhoşların olduğunu söyledi. Katılıyor musunuz?

Eleştirmene ‘Sen dön kendine bak’ denmez

- Sırrı Süreyya Önder ona göre sarhoş ya da turist miymiş? Bir sürü genç çocuk oradaydı ve sarhoş değillerdi. Belki Yonca Evcimik oraya gittiğinde sarhoştu ve başka bir parka gitti.

Sosyal medyanın provokasyonu değildi yani?

- Kimse kimseyi provoke etmedi. Provoke edenler; polis, devlet ve hükümet güçleriydi. Onlar emir veriyorlardı. Aslında o çocuklara gaz sıkılması, gözlerinin çıkarılması, dövülerek öldürülmesi insanları provoke etti.

Geleceğe dair umudun var mı?

- Olmaz mı? Şu an 20 yaşında olan çocuklar 20 sene sonra bu ülkeyi yönetecekler. Onlar bize Gezi’yi hediye etti. Bundan daha büyük bir umut olabilir mi?

NURGÜL, DÜŞKÜNLER EVİNE Mİ TAŞINDI?

Eleştirmene ‘Sen dön kendine bak’ denmez

Siz ‘yılan’ bir adam mısınız?

- Sevmediğim insanlara karşı öyleyim. Birini sevmezsem veya sevmemeye başlarsam tekrar sevme ihtimalim yok.

Sevmiyorsanız neden uğraşıyorsunuz? Bırakın kendi hallerine...

- Kenarda oturan kimseyle uğraşmıyorum ki. Ortaya atılıp “Ben buyum” diyen biri, eğer bahsettiği kişi değilse onunla uğraşıyorum.

“Sen dön kendine bak” diyen olmuyor mu?

Eleştirmene ‘Sen dön kendine bak’ denmez

- Gazeteci ve eleştirmenlere en son sorulması gereken soru bu, onlara ‘Sen dön kendine bak” denmez. O zaman ben de eleştirdiklerime “Yapmayın bu işleri, gazetelere çıkmayın” derim.

Popüler kültürü biraz da benimle çekiştirsenize. Elle dergisine televizyon eleştirileri yazıyorsunuz. Ekrandan başlayalım. Geçen sezonun en sevmediğiniz işi hangisi oldu?

- ‘Kurt Seyit ve Şura’nın ilk bölümünden itibaren ne kadar sıkıcı, iç bayıcı ve total yeteneksizlik ürünü olduğunu gördüm. Ece’nin bütün senaryoları harika ama burada işlemeyen kötü bir senaryo var.

Kıvanç Tatlıtuğ faktörünü unuttunuz...

- Bu dizide Kıvanç sadece çok yakışıklı. Enerjisi yok. Farah Zeynep’le uyuşmadıklarını söylüyorlar ama Farah çok yetenekli bir oyuncu. İnsanlar o var diye diziyi seyretmemezlik etmiyor. Kıvanç olmasına rağmen diziyi seyretmiyor.

Kadın starımız kim sizce?

- Bir kaç yıl önce sorsan Beren Saat derdim. Ama kendini harcadı. Her gelen projeye “Evet” dedi. Mesela Nurgül Yeşilçay da yeni bir diziye başlıyormuş. Başlayamaz!

Neden başlayamasın?

- Birincisi, yüzü çok eskidi. İkincisi “Ben yüzümü nadasa çekiyorum” dedi. Önüne Oscar’lık film gelirse oynasın ama önüne gelen ilk teklife “Harika bir aşk hikâyesi diye” atlarsan inandırıcılığın kalmaz. N’oldu, bir ayda parası bitti düşkünler evine mi taşındı?

EŞCİNSELLİĞİN SAKLANDIĞI BİR DÜNYADA YAŞAMIYORUZ

Eleştirmene ‘Sen dön kendine bak’ denmez

Kitaptaki karakterlerin anne ve babaları arızalı. Siz de romanda “İnsanın babasıyla ilişkisi bütün geleceğini şekillendirir” diyorsunuz. Sizin babanızla kahramanınız gibi sorunlu bir ilişkiniz var mıydı?

- Babalı ve babasız büyüyen insanlar diye bir şey var. Kitaptaki Ali ve Deniz de babasız büyüyor. Babam, ben üniversitedeyken öldü. Ama bizim bir ilişkimiz yok gibiydi.

Neden?

- Dünyada bazı erkeklerin evlenmemesi gerekir. Kendi başlarına ya da etraflarıyla çok mutludurlar. Ama çok iyi baba ve koca olamazlar. Benim babam da onlardan biriydi. Bu yüzden annemle büyümek tabii beni etkiledi. Ama edebi olarak hayatımdaki en büyük etki edebiyat öğretmeni olan teyzem oldu. Adalet Ağaoğlu, Latife Tekin’le onun sayesinde tanıştım.

Karakterlerinizden biri de eşcinsel. Romandaki gibi cinsel tercihler artık daha mı rahat ifade ediliyor?

- Artık eşcinselliğin saklandığı veya saklanmaya mecbur olduğu bir dünyada yaşamıyoruz. Mesela Berlin’de cinsel tercihlerin geçişkenliği üzerine bir dizi bile yapılıyor.

Türkiye’de de normalleşti mi bu kadar?

- Türk halkı kendine konan kuralların çok ötesinde. Bir de artık hayatımızda internet var. Şimdi 20 yaşında olan çocuklar internetle büyüdü. Onlar sadece kendilerini değil ailelerini de özgürleştirdi. Aileleriyle eşcinselliği de rahatlıkla konuşuyorlar.

DEMET AKALIN’IN CEHALETİNE TAHAMMÜL EDEMİYORUM

Eleştirmene ‘Sen dön kendine bak’ denmez

Burak, Kenan, Kıvanç ve Çağatay’a gelirsek...

- En yetenekli ve inandırıcı olan Kenan İmirzalıoğlu. Burak en yakışıklısı ama kariyer planı hatalı.

Tahammül edemediğiniz isim kim?

- Demet Akalın. Cehaletine tahammül edemiyorum. Bu kitap okumakla alakalı değil. Cehalet üzerinden söz alması ve normalleştirip satılabilir bir şey gibi göstermesine dayanamıyorum.

Basında kimleri beğeniyorsunuz?

- En beğendiğim röportajcı sensin. Torpil geçmiyorum. Neşe Düzel’i beğeniyorum. Bir de Çınar Oskay’ı. Bazı röportajlarını çok uzun bulmama rağmen belli bir düzeyin üzerinde yapıyor.

Köşe yazarlarından...

- Ahmet Hakan’ı okumadan geçmiyorum. Ne yapayım Hıncal Uluç’un deli saçmalarını mı okuyayım?

Yakın arkadaşlarınız Yiğit Karaahmet ve Oray Eğin’den bahsetmediniz...

- İşte ben kimseye torpil geçmem.

Eleştirmene ‘Sen dön kendine bak’ denmez

Barbaros Altuğ, yazarın kariyerini yazarla beraber planlayan bir yazar ajanı. 15 senedir Ayşe Kulin, Latife Tekin, Kürşat Başar, Buket Uzuner, Canan Tan, Murat Somer gibi 30’a yakın isimle çalışıyor.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle