GeriHayat Egom yoksa ben de yokum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Egom yoksa ben de yokum

Egom yoksa ben de yokum

Onu yıllar önce reklamlarda, sırtında çantası dağ bayır gezinen, ‘özgür çocuk’ olarak tanıdık. Ardından -‘Ezel’den ‘Kaybedenler Kulübü’ne- ekranda ve beyazperde de farklı karakterlerle çıktı izleyici karşısına. Derin bakışları ve etkileyici ses tonuyla milyonları kendine hayran bıraktı. Bir süredir televizyondan uzaktaydı ama o arada da durmadı; araya bir film, bir tiyatro oyunu sıkıştırdı. Bugünlerde ‘Cesur ve Güzel’ dizisiyle ekranda olan Yiğit Özşener: “Ego, ben demek. Ama yıkıcı bir egom yok. İşbirlikçi bir egom var.”

Ekrana dört yıl ara verdiniz. Neden?

- Ailevi nedenlerden dolayı...

Ne yaşadınız?

- 2013 Aralık’ta babamı kaybettim. Bir süre İzmir’de yaşadım. Her kayıp insanda etki bırakıyor. Geleceğe farklı bakıyorsunuz. Bizler her şekle dönüşebilen bulmacalar gibiyiz ve her olay bulmacanın parçalarıyla oynuyor. Tabii bir taraftan da oynamaktan keyif alacağım bir rol olsun diye bekledim. İnsanın işlerini seçme lüksü olması güzel.

Ekran uzaktan nasıl görünüyordu?

- Her şeyin bulunduğu coğrafyaya göre bir varolma şekli var. Neyimiz ne kadar farklılaşıyor ki bu işlerde farklılaşabilelim? Yine de ben hiçbir zaman “Seyirci bunu istiyor” cümlesini kabul etmedim. Eğer karşınızdakine sadece köfte-pilav verirseniz onu yer, başka bir yemek seçeneği çıkartmalıyım ki seçebilesin...

Sizi ekrana dönmeye ikna eden neydi?

- ‘Cesur ve Güzel’deki Rıza karakteri. İlk duyduğum anda avcumun içi kaşındı. Rıza uzun süre içerde kalmış bir adam. İlk âşık olacağı, ilk tatile gideceği, aile kurmak için ilk girişimde bulunacağı zaman içerideymiş. Bazı anlardaki boş bakışları bu yüzden... Bu rol insanı başka boyuta taşır diye düşündüm. Dizi öncesinde de Pelin Esmer’in yeni filminde rol aldım. İstanbul Film Festivali’nde gösterildi. ‘Godot’yu Beklerken’ oyunumuz da devam ediyor. 25 Nisan’da Zorlu PSM’de yine sahnedeyiz.

Egom yoksa ben de yokum

BİZLER KENDİMİZE ADİLİZ

‘Kaybedenler Kulübü’ kariyerinizdeki önemli işlerden biri. Siz kaybedenlerden mi yoksa kazananlardan mısınız?

- Hiçbir şeyi kesin çizgilerle ayırmıyorum. Bazen kazandığını zanneder, uzun vadede kaybettiğini anlarsın ya da tam tersi.

Ezel’ dizisinden beri genelde adalet kavramını işleyen dizilerdesiniz. Sizin adalet kavramıyla aranız nasıl?

- Adalet herkesin hayatında aradığı bir şey. O olmazsa hayat çok yaşanılır olmaz.

Sizce toplumda ne kadar adiliz?

- Adil olmadığımız birçok alan var. Bünyeler de farklı farklı adaletler isteyebiliyor. Adalet sanırım bireyin kendisinde bitiyor. Bizler de kendimize adiliz. Böyle olduğu sürece de bu noktadan bir adım öteye gidebileceğimizi düşünmüyorum. Yangın kapına gelene kadar beklemek ne kadar adil bir şey ki?

Peki siz adil misiniz?

- Kesinlikle. Adaletsiz davrandığım olmuştur ama hepsinin bedelini öder ve yüzleşirim.

“Her şeyin geçiş dönemine denk geldik bu memleketin” diye bir lafınızı okudum. Şimdi ne diyorsunuz?

- Pek bir şey değişmedi. Her şeyin hareketli olduğu bir dönem. Bir durup nefes alma durumumuz yok.

Egom yoksa ben de yokum

JUDE LAW’A BENZEDİĞİMİ ZANNETMİYORUM BEN BİR TANEYİM...

Magazinde pek görünmüyor, çok röportaj vermiyorsunuz. Nedir bu gizemli olma hali?

- Ben değil rollerim gizemli. Aslında çok ortalıktayım, belki fotoğraf makinelerini takip etmiyorumdur. 

40’lı yaşlarla hayatta neler değişti?

- Zamanla çok ilişkim olmadı. Yaşlanmak bizim zamanı ölçebilmek için uydurduğumuz bir şey diye mi düşünüyorum bazen. Dünya yaşlanmıyor, dönüşüyor olabilir. Ama illa bir cevap lazımsa; paylaşmayı daha çok seven bir adam oldum diyebilirim.

İlk tanındığınız günden beri Jude Law’a benzetiliyorsunuz. Bundan rahatsız mısınız?

- Niye rahatsız olayım? Karşılaştırmayı seven bir kültürüz. Yıllardır söylenir ama ben benzediğimi zannetmiyorum. Ben bir taneyim.

Özel hayatınıza dair hiçbir şey bilmiyoruz...

- O konulara girmeyelim.

Naomi Watts gelse evlenirim açıklamanızı okudum. Kriteriniz o mu?

- Uzun, kısa, sarışın, esmer gibi bir şey yok. ‘Kaybedenler Kulübü’nde güzel bir laf vardı: “İnsan bir bakar, âşık olmuş.” Kriterleri olan biri değilim.

BANA BİNALAR İYİ GELMİYOR

- En son bir arkadaşımla ‘Apocalypse Now’ filmini yeniden izledim. Çok özlemişim. ‘Tabutta Rövaşata’ya da hâlâ bayılırım. Benim için çok özeldir.

- Tek hırsım; koşulların el verdiği kadar iyi yapmak. Zor olduğum söylenir. Ama bilemiyorum. Herhalde bazı şeyleri başkalarına teslim etmekte zorlanıyorum. Bu da insanlara zorlu gelebilir.

- Ego, ben demek. Egom yoksa ben de yokum. Ama yıkıcı bir egom yok. İşbirlikçi bir egom var.

- Deniz tutkum devam ediyor. Bana binalar iyi gelmiyor. En son Bodrum’da bir yarışa katıldım. Suyla olan ilişkimi geçen gün bir arkadaşıma; “Bir deniz kıyısına gidip üzerimdeki her şeyi çıkarıp suya atlayıp bir süre suyun altında kalmak istiyorum” diye anlattım. Su ve toprak çok özel şeyler.

SÖYLEŞİNİN PERDE ARKASI

KENDİNİ ADETA DONDURMUŞ

◊ Bu, Yiğit Özşener’le uzun bir aradan sonra ilk karşılaşmamız. Adeta kendini dondurmuş gibi... O ne kadar reddetse de mavi gözleri, saçları ve duruşuyla hâlâ bana Jude Law’ı hatırlatmaya devam ediyor.

◊ Kendini ‘kasan’, “Onu sorma, bunu yazma” diyen ünlülerden değil. Tek kırmızı çizgisi var; özel hayatı. Sade bir kahve eşliğinde uzun uzun konuşup dertleşebilirsiniz. Yüzünden gülümseme hiç eksilmiyor. Ses tonu ve vurguları sizi ona adeta kilitliyor.

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle