GeriHayat Çok çileler çektim çok ezildim ama gerekliydi
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Çok çileler çektim çok ezildim ama gerekliydi

Çok çileler çektim çok ezildim ama gerekliydi

Onun öyküsü acı, kan, ter ve gözyaşı dolu. Türkiye’nin en önemli jokeylerinden Selim Kaya’dan bahsediyoruz. Geçen sene kardeşi Ömer’i yarışta geçirdiği bir kaza yüzünden kaybetti, bir ay sonra yarışçı ağabeyi Ramazan’ı beyin kanamasından yitirdi. Yine de yarışlardan kopmadı. Ünlü jokey, bu yıl 91’incisi düzenlenen Gazi Koşusu’nun favorisi olarak gösteriliyor. Kariyerinde Gazi Koşusu birinciliği ve sayısız büyük koşu zaferi olan Selim Kaya ile kazanma hırsı, jokey-at ilişkisini ve yarışları konuştuk.

Gazi Koşusu’nu kazanmak bir jokey için en büyük onur. Bu yıl favoriler arasındasınız...

-Dediğiniz gibi bütün bir yıl boyunca tüm jokeylerin hayalini bu kupayı kaldırmak süsler. Ben de bu onuru 2010’da ‘Mystical Storm’ ile kazandım. Bu yıl da Tarsus Beyazı’na bineceğim. İnşallah birlikte aynı başarıyı tekrarlarız. Ama söylemeden edemeyeceğim, bu yarışı kazanmanın atlar için çok daha farklı bir anlamı var tabii...

Nasıl yani?

-Jokeyler bu büyük yarışa sağlıkları izin verdiği sürece her yıl katılabilirler ancak atlar sadece 3 yaşına girdikleri yıl bu büyük yarışı koşma hakkına sahiptirler. Bu nedenle ömürlerinde sadece bir kez koşabildikleri bu yarışı kazanıp şeceresinde böylesine büyük bir ödülün bulunması at için de çok mühimdir.

Sizin en dişli olarak gördüğünüz rakipleriniz kimler?

-Bu yıl 19 at, jokey, at sahibi, seyis bu şerefi yaşayabilmek için mücadele verecek. Tüm atların şansı bana göre eşit.

Çok çileler çektim çok ezildim ama gerekliydi

Günümüz yarış pistlerinde sizi bir tek Halis Karataş’la kıyaslayabiliyorlar, bu nasıl bir duygu?

-Aslında en çok şey öğrendiğim jokey Halis Karataş’tır. Yıllar sonra bugün onunla kıyaslanır noktaya ulaşmak benim için çok büyük bir gururdur. Benim şansımdır Halis Abi! Kaliteli bir insanla yarışmak kalitemi artırdı. Dışarıdan hep rakip gibi göründük. Doğru rakibiz ancak çok iyi, çok kaliteli ve centilmen iki rakibiz, çok iyi iki dostuz.

Çocuk olarak geldiğiniz hipodromlarda bugün Türkiye’nin en önemli jokeyi noktasına ulaştınız... Başarı yolu kan, ter ve gözyaşı dolu muydu?

-Çile doluydu. Çok çileler çektim, çok ezildim ama bu gerekliydi! Beni de o çileler bu noktaya getirdi. Çocukluğumda hep Süleyman Akdı gibi olmak isterdim. Bu yüzden kapısını çok aşındırdım. Süleyman Akdı’dan hırs, Kadir Altınöz’den narin ata binmeyi, Mümün Çılgın’dan zekâyı aldım, mücadele ruhunu da Halis Karataş’tan.

Çok çileler çektim çok ezildim ama gerekliydi

“Arap atlarında çok daha başarılı olduğumu söylerler. Bu benim için gurur. Zira her jokey Arap atına binemez. İngiliz atları sosyete kadın gibidir. Narindir ama çok şımartırsan ayarı kaçar, seni duvara çarpar. Arap atları ise Anadolu kadınına benzer. Onun sırtında başarı elde etmek; saygı ister, sevgi ister. Saygı göstermezsen, arkadaş gibi olamazsan hiç bir şey alamazsın.”

‘Çile’ kısmına dönersek, geçen yıl sizin için çok zor geçti. Kardeşiniz Ömer yarışta kaza geçirip yaşamını yitirdi, ağabeyiniz Ramazan da bir ay sonra, onun hakkını ararken beyin kanaması geçirip vefat etti...

- Kardeşim Ömer’inki resmen ucuz ölüm. Basit bir olay yüzünden öldü. Sprinte kalkmış, Selim İpek’e yarış içinde “Gelme gelme” diyor. Ama Selim İpek geliyor. Ömer atını çekiyor ama kurtaramıyor, takılıyor. Selim de böyle bir kaza olacağını, sonucunun böyle olacağını nereden bilecek! Elbette ki o da böyle olsun istemezdi. Ama yarışın verdiği hırs, tüzükte bu tür hareketlerin karşılığının ceza olmaması, bunlar oluyor. Bu resmen ucuz ölüm. Bu tür hareketleri ben de zaman zaman yapmışımdır. Ama tüzükte büyük cezalar olsa bu tür hareketleri ne ben yaparım ne de başkası...

Çok çileler çektim çok ezildim ama gerekliydi

KAFKASLI BENİ YENİDEN YARATTI

Jokeylerle atlarının arasında fazlasıyla duygusal bir bağ kuruluyor... Efsane atınız Kafkaslı’yı biraz anlatır mısınız?

-Kafkaslı, Selim Kaya’yı yeniden yaratan attır. 2004’te jokeyliği bırakma kesin kararını vermişken Kafkaslı beni yeniden hayata döndürdü. Benim her şeyimdi. Yeri geldiğinde kardeşim, evladım, babam, sevgilim... Bir hatıramı anlatayım:. Hastalanmış, üç-dört gün ahıra gitmemiştim. Döndüğümde Kafkaslı serbest halde geziniyordu, yanına gidip onu tam öperken dönüp beni yanağımdan ısırdı. Yanına uğramadığım için bana küsmüş... Kalp krizinden öldü. Duyunca çok ağladım...

Neden atlarla jokeyler arasında böyle derin bağlar kuruluyor?

- At, üzerindekine inanırsa onunla gözü kapalı ölüme gidiyor. ‘Haydi’ dediğinde 1 metre 10 santim engeli atlıyorduk. O kadar sana güveniyor yani! Ben de yarışlarda atlarla konuşurum: ‘Hadi oğlum’, ‘Hadi kızım’, ‘Hadi şampiyonum’ derim. Üzerindekinin sözünden, hareketinden, binicinin dizleriyle ata dokunuşundan anlarlar. En çılgın, en yırtıcı, en deli at bile çocuğa zarar vermez mesela. Ayrıca, psikolojik sorunları olanların, otistiklerin atlarla yakın temasta olması müthiş bir terapidir.

“Her derde deva” diyorsunuz ...

-Tabii... Hatta biraz alakasız olacak ama,  ata binen adam, sekste çok başarılı olur. Viagra ne alıyorsun be adam git ata bin, beş boy önde bitir. Ata binen kişinin beyni boşalır, stresten, dertlerden arınır. Ama daha da önemlisi kasları ve bacakları güçlenir. Tüm damarlar açılır, insan vücudunda yürümekle, koşmakla çalışmayan birçok ölü kas vardır. Ata binerken çalışmayan hiçbir kas kalmaz. 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle