GeriHayat Aşktan ölmenin tarihini yazan kadın: Amy Winehouse
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    11
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aşktan ölmenin tarihini yazan kadın: Amy Winehouse

Aşktan ölmenin tarihini yazan kadın: Amy Winehouse

Ölümünün üzerinden dört yıl, üç biyografi kitabı (birisi babasının yazdığı), iki belgesel ve bir yayımlanmamış kayıtlardan albüm geçti. Hâlâ Amy Winehouse’un gerçek hikâyesi çözülmedi. Son umut, vizyondaki belgesel ‘Amy’. Bir müzisyen değil, aşktan ölmenin bin yıllık tarihini yeniden yazmış kadının belgeseli bu...

Janis Joplin, Jim Morrison, Jimi Hendrix, Kurt Cobain, Amy Winehouse... Bu dünyadan öteki taraftaki 27’likler kulübünü gözetleme şansımız olsa gözümüz ilk ona ve kabarık saçlarına takılırdı muhtemelen: İçlerinde en sırıtan, ‘kazara’ düşmüş gibi duran, kalbi kırık ölen, sürekli tırnağını yiyen...Kurt Cobain’in intihardan başka şansı yoktu belki. Ya da kendisine başka seçenek bırakmadı. Bu dünyada yaşamak istemediğini söylediğinde henüz okul yıllarındaydı.

Aşktan ölmenin tarihini yazan kadın: Amy Winehouse


Janis Joplin’inki bir tür ‘şöhreti, başarıyı idare edememe’ vakasıydı. Farkına vardığında çok geçti, ihtiyaç duyduğu ilhamı ancak eroinde bulabildiği noktadaydı. Jimi Hendrix’in Joplin’den pek farkı olmamıştı. Jim Morrison’ın ise ne zekâsı ne derdi anlaşılabildi.

Amy’nin, yüzünden hiç eksik olmamış o ifadesi, belki şu an orada da baki: “Benim burada ne işim var?” Haklıymış meğer. Son belgesel ‘Amy’ sayesinde daha çıplak bakabiliyoruz: İntihar ya da ölüm aklında olmayan; şapşal, komik, matrak, biraz patavatsız, hayatın dalgasında, Yahudi bir kız çocuğu. Canı ‘idollerim’ dediği Dinah Washington ve Sarah Vaughan gibi siyahi müzisyenlerin ışığında, caz söylemek isteyen bir hayalperest. Fakat hesaba katmadığı iki erkek var: Biri sevgili (Blake Civil-Fielder), diğeri baba (Mitch Winehouse)...

BELGESELDEN...  

Aşktan ölmenin tarihini yazan kadın: Amy Winehouse
Blake ile.

Amy’ye göre yaşanan her kötü durum, bir blues şarkısına dönüşmeyi bekleyen bir vakadır.
Amy’ye göre herkesin kalbi en az bir kere kırılmıştır. Bu, çok olağandır. Önemli olan kalp kırıklığını yaşama, hissetme cesaretidir.

GERÇEK AMY’Yİ GÖSTEREN O İKİ SAHNE

Grammy gecesinden: 

 Beş ödülle kapadığı Grammy gecesinde Tony Bennett, ‘Yılın Kaydı’ ödülünü açıklamadan evvel, salonda diğer adayların isimleri okunuyor. Sıra Justin Timberlake ve ‘What Goes Around Comes Around’a gelince Amy yanındakilere dönüp soruyor: “Şarkısının adı gerçekten bu muymuş? Böyle bir şarkısı mı var?” Bahsettiği single, o yıl dört milyon satmış, klibinde Scarlett Johansson oynamış, Justin’i bir üst mertebeye taşımış olabilir. Fakat onun dünyasında değil. Aşkı, besteleri, babası ve birkaç eski müzisyenden ibaret bir dünyası var. Geri kalan her şey kapının dışında.


‘Back to Black’i seslendirdiği gün:

İkincisiyse 2006’nın mart ayında. Prodüktörü Mark Ronson ile stüdyoda. Blake yine terk etmiş; acısından başka bir şey düşünemiyor. Hiç öyle ses tekniklerine, vokal oyunlarına bulaşmadan, gözünü bir noktaya dikmiş ‘Back to Black’ diyor. Sonunda sayıklıyor koyu ve kesik: “Black... Black... Black...” Mikrofonu kulağından çıkarmış, gülümseyerek Ronson’a şöyle diyor: “Oh, sonu biraz üzücü olmuş sanırım.” Üzerinde oynayacağından değil, aksine belki de acısını melodileştirebildiği için mutlu; ıslık çalarak çıkıyor stüdyodan. Bir anlık, müzik tarihini değiştirecek bir ıslık, bir rahatlama; sonrasıysa sonsuz, dipsiz bir karanlık.

Aşktan ölmenin tarihini yazan kadın: Amy Winehouse



Bu dünyadan gidişi de farklı olmadı: Acısını besteledi, bestesini döktü, hikâyesinin sonunun üzücü bittiğini, muhtemelen herkesi üzeceğini fark etti. Güldü ve ıslık çalarak çıktı. Hafiflemiş ve huzurlu.

GERÇEK AMY'Yİ ÖLDÜREN O İKİ KİŞİ 

SEVGİLİSİ Blake Civil-Fielder

Aşktan ölmenin tarihini yazan kadın: Amy Winehouse


'Ruhumun yarısı / Hayatımın anlamı' dediği Blake Civil-Fielder, Amy’ye göre kendisinin erkek versiyonu. Onsuz nefes mümkün değil. Birlikte bir avuç uyuşturucu yuvarlasa, uçurumdan yuvarlansa umurunda değil. Olmuyor da... Ruhtan, dipten, kökten bir bağımlılık bu. Dünyanın tüm uyuşturucularından daha kuvvetli, tesiri uzun, etkisi sert; tutkal gibi yapıştırıyor, tüm sistemini çökertiyor, zehirlediğini göre göre hareket etmeni engelliyor, adına da ‘aşk’ deniyor. Boşuna altı çizilmiyor bir kez daha: Uyuşturucudan, içkiden gitmedi. Amy aşktan öldü. Tıpkı filmlerdeki gibi...

BABASI MITCH WİNEHOUSE

Aşktan ölmenin tarihini yazan kadın: Amy Winehouse


Her şey babada başlıyor, babayla bitiyor. Bir cesaret Blake’ten arınmaya çalıştığı anlar var. Fakat bu kez karşısındaki güç, ‘rehab’ (rehabilitasyon) sonrası inzivaya çekildiği tatil günlerine bile realite şov kameramanıyla dayanan, kızının “Babacığım bunları beraberinde getirmek zorunda mıydın?” çaresizliğini yutabilen bir baba. Yakın dostlarının müdahale çabasına rağmen, Amy’ye “Şov devam etmeli, çok büyük bir yıldız olacaksın” diyen, turneleri ısrarla iptal etmeyen bir menajer. “Canın istemiyorsa ‘rehab’e gitme kızım” diyebilen bir Winehouse. Kariyerini, şöhretini, Twitter’ını “Londra’da taksi şoförü / Amy’nin babası” gibi bir ‘planlı masumiyet’ üzerine kuran; bugün 60 bin takipçisine belgeselin berbatlığından, kendi yazdığı kitabın şahaneliğinden bahseden görkemli bir ‘loser’.

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle