Ormanda tek başına

Güncelleme Tarihi:

Ormanda tek başına
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 07, 2014 01:32

Ormanın ilk dersi... nem düşükse ormancı uyumaz! ikinci ders... poyraz esiyorsa sıkıntı var!

Haberin Devamı

Ormanın üzerinde, dağların içinde, bir başına yükselen bir kule... Çıkışı eziyet, inişi eziyet... Ormanda yangını önlemek istiyorsanız, bu kulede yaşamak zorundasınız. Deli işi ama başka bir yol yok. O kuleye tırmandık.

Ormanda tek başına

Gülllük Dağı gözetleme kulesi 1130 metrede bir kartal yuvası.

Antalya her zamanki gibi... Şakası yok. Bu mevsimde sıcak, sabahın erken saatlerinde bile, uçaktan iner inmez sizi şöyle bir silkeleyip kendinize getiriyor. Vahşi Batı filmlerinin favori repliğini anımsıyor insan: “Burada yabancıları sevmezler, daha fazla ilerlemeyin.” Şükür ki, yabancı değiliz, tanıdığımız bildiğimiz bir sıcak. Vücudumuz, bu kocaman sıcak kabın, Güney illerinin sersemletici atmosferinin bize uygun gördüğü kabın şeklini almaya müsait. Yani, ilerleyeceğiz... Foto muhabiri Levent Kulu’yla birlikte ilerleyip, bu sıcağın sonuçlarıyla, hem de ‘en sıcak koşullarda’ mücadele eden insanların hikâyelerini dinleyeceğiz. Televizyonda tırnaklarımızı yiye yiye, çaresizlikle izlediğimiz o muazzam orman yangınlarına müdahale eden görevlilerle konuşacağız. Yaz, çoğumuz için deniz, güneş, tatil... Onların mevsim normaliyse yangın... Kavurucu bir iş.

Haberin Devamı

Ormanda tek başına

Kayrak Gözetleme Kulesi’nde görevli Fahrettin Atik.

Termometre 40 derecenin üzerine çıktı çoktan. Neyse ki, müthiş bir nem yok. Gömleklerimiz üzerimize henüz yapışmıyor. Hemen tepemizde yükselen dağlar cam gibi; Onlar Akdeniz’in üzerine heybetle yüklenirken, siz neredeyse sık çamlar arasında koşturan geyikleri seçebileceğinizi sanıyorsunuz. Öyle berrak bir hava. Ama yangınlara dair öğrendiğimiz ilk tehlike işareti de bu. Antalya Orman Bölge Müdürlüğü’nden Mustafa Songür, bölgedeki her görevlinin an itibariyle alarmda olduğunu anlatıyor. Orman yangını riski nem düştüğünde artarmış: “Yapış yapışsa hava, biz seviniriz; ormanlar o durumda çok daha güvendedir. Nem düştüğünde siz kendi adınıza sevinebilirsiniz; ama bilin ki ormancı o gün uyumaz, tetiktedir.”

Haberin Devamı

İkinci hayati bilgi de şu: Bugün dağlarda poyraz var. Düşük nemle birleştiğinde öldürücü oluyor. Antalya ve ilçelerinin ufkunun dumanlarla dolması an meselesi. Bundan sonrası şansa ve ilk müdahalenin etkinliğine kalmış durumda. Ama bazen hiçbir şey kâr etmiyor. ‘Türkiye’nin cennet köşesi’ sıfatını sonuna dek hak eden Adrasan Koyu üzerindeki kızılçam ormanları, geçen hafta tam 18 saat boyunca alev alev yandı. Bölgedeki birçok işletme artık yok. Tek teselli, biraz da mucize kabilinden, can kaybının olmaması. Kumluca Orman İşletme Müdürlüğü, küller soğurken yaptığı değerlendirmede neredeyse bir orduyla, 250 yangın işçisi, 30 teknik eleman, 23 arazöz, 11 su ikmal aracı, 5 dozer, 5 yer ekibi, bir idare helikopteri, 2 de amfibik uçakla yangına müdahale ettiklerini açıkladı. Olmadı. Adrasan’ın güzelim ormanları hatıralarda kaldı. Hatırlamak için, daha onlarca yıl, orada yeni ormanlar yeşerene dek, çoğu tatilcilerin objektifinden panoramik fotoğraflara bakıp, “Bir zamanlar buralar hep ormanlıktı” diyeceğiz...

Haberin Devamı

İSKENDER’İN FETHEDEMEDİĞİ KULE

Ormanda tek başına

Levent’le tırmandığımız dağ ise halen ormanlık. Sonu gelmez, ardı görünmez çam ağaçları önümüzde capcanlı uzanıyor; bölgenin en yüksek gözetleme kulesini barındıran Termessos Milli Parkı’na doğru döne döne çıkıyoruz. Sıcak artık son haddinde. Amerikalı yazar Tom Robbins’in ‘Parfümün Dansı’nda karikatürize ederek anlattığı gibi, sıcak “bu mevsimde doğadan gelen sapık bir telefona benziyor.” Milli Park’ın girişinde arabayı bırakıyoruz. Öyle “Bundan sonrasını katırlarla devam ediyoruz” lüksü de yok, Kule’ye ancak yürüyerek çıkılıyor. Daha ilk adımlarda bitkin düşsek de, devam ediyoruz. Bir yüz metre tırmandıktan sonra ikimizin de daha önce görmediği Termessos antik kenti, o sıcakta bir serap gibi beliriyor (Seyahatseverlere not: Pırıl pırıl bakılan ama belki uzaklığından belki az tanıtılmasından dolayı gözlerden kaçan, antik tiyatrosu, tapınağı, su şebekesi, evleri, anıt mezar ve lahitleri sapasağlam ayakta, ormanın göbeğinde büyülü bir atmosferde yaşamına devam eden bu antik şehri muhakkak ziyaret edin).

Haberin Devamı

Ormanda tek başına

Termessos antik kenti

Termessos’un, yenilmez komutan Büyük İskender’in fethedemediği nadir kentlerden olduğu söyleniyor. Üç sebebi var: Lojistik lojistik lojistik... Muzaffer ordular tırmanamamış, biz oflaya puflaya tırmanıyoruz; gözetleme kulesinde görev yapanlar ise her gün tırmanıyor... Dilimiz dışarıda, 1130 metrede, coğrafyaya hâkim kuleye vardığımızda kendimize gelmekte zorlanıyoruz. Nihayet fabrika ayarlarımıza döndüğümüzdeyse kuleyi bir minarenin şerefesi gibi çevreleyen daracık balkona çıkıp etrafımıza bakıyoruz. O çocuk şarkısındaki “Yalçın kayalıkların göklere yükseliyor” dizesi gerçek anlamını buluyor. 360 derecelik manzarada gördüklerimiz: Alabildiğine dağ, alabildiğine orman, alabildiğine ufuk... Üç-dört gün kıpırtısız otursanız, hayatın anlamını çözersiniz, öyle bir kule...

Haberin Devamı

Ormanda tek başına

Gözetleme görevlisi Cengiz Coşanay’la konuşurken “Bu yalnızlıkta insan depresyona da girebilir” diyorum; girmiyormuş. Geçen sene biraz bunalmış ama atlatmış. “Korkuyor musunuz?” sorusuna da cevabı aynı: Hayır.

Orman Bölge Müdürlüğü’ne bağlı görev yapan gözetleme görevlisi Cengiz Coşanay, halimize içinden gülüyor olmalı. Nadir de olsa, Termessos’u gezdikten sonra kuleyi ziyaret eden birkaç cesur turistin verdiği tepkinin aynısını veriyoruz muhtemelen. O bu tür şehirli coşkularına alışmış, gülüp geçiyor. Hayatın anlamını çözmek için derin derin düşünmek bir yana, arada bir dalıp gitmeye bile vakti yok Coşanay’ın. Elinde dürbün, ağzının kenarında telsiz etrafı dört dönüyor. Görevi tüm ufku sürekli tarayıp, uzaklarda tüten dumanı tespit etmek. Ardından da vakit kaybetmeden Antalya’daki merkeze bildirmek. Coşanay’dan koordinatları alan merkez (bazı kulelerde kameralı sisteme de geçilmiş) bölgedeki orman muhafaza memurlarını ve yangın işçilerini derhal harekete geçiriyor; gelen malumata göre helikopterler havalanıyor.

YANGIN DEDİĞİN 18 DAKİKALIK BİR İŞ

Tüm bunlar dakikalar içinde olup bitmek zorunda. Çünkü ormanın kanunları çok basit bir matematikten geçiyor: Çoğu yangın ilk üç-beş dakikada, ayakla üzerine vurularak, birkaç kova su dökerek önlenebiliyor. Onuncu dakika itibariyle arazözler ve tırmıkların devreye girmesi gerekiyor; en geç on beşinci dakikadaysa helikopterlerin kalkması. On sekizinci dakikada bir yangın çok büyümeden önlenmiş oluyor. Aksi takdirde bir yangını önlemek -hele de rüzgâr hâkimse- çok güç. Antalya Orman Bölge Müdürlüğü, bunun dünya ölçeğinde bir başarı olduğu notunu düşerek, ortalamalarını 15.9 dakikaya çektiklerini anlatıyor.

Ormanda tek başına

Antalya Adrasan Koyu’na bakan yamaçlardaki yangından geriye ölü bir orman kaldı.

Tüm operasyonun başladığı noktaya, Cengiz Coşanay’ın, şartlardan dolayı, olabilecek en basit şekilde döşenmiş, dervişane kulesine dönelim. Coşanay, yılda yaklaşık altı ay, bir diğer arkadaşıyla beraber kulede çalışıyor (birisi uyuduğunda diğeri nöbet tutuyor; bir görevli izindeyken diğeri 24 saat uyumadan işe devam ediyor). Kulenin girişinde sade bir mutfak var. Birkaç tabak çanak, bu işin olmazsa olmazı, altın değerinde bir çaydanlık, küçük bir ocak... Elektrik güneş enerjisiyle sağlanıyor. Suyu aşağıya, bizi mahveden o keçi yolunda inip çıkarak taşıyorlar. Üst katta iki yatak, Coşanay’ın bu sene geldiğini söylediği bir televizyon ve telsiz mekanizması bulunuyor. Bir de gelip giden turistlerin coşkuyla yazdıkları hatıra defteri... Hepsi bu kadar. (Meraklısına: Pelin Esmer’in Türkiye sinemasında konuyu anlatan tek film konumundaki yapıtı ‘Gözetleme Kulesi’ de böyle bir ortamda geçiyor.)

10 YILDA 1000 YANGINA GİDEN PİLOT

Ormanda tek başına

Helikopter pilotu Fikret Ülgen, 10 yılda 1000 civarında yangına müdahale etmiş; onun da dahil olduğu altı kişilik ekip Adrasan’a da ilk varan helikopterdeydi.

“Canınız sıkılmıyor” mu diye soruyorum. Sıkılıyormuş ama “Sonuçta işim bu” diyor. “Bu yalnızlıkta insan depresyona da girebilir” diyorum; girmiyormuş. Geçen yıl biraz bunalmış ama atlatmış. “Korkuyor musunuz?” sorusuna da cevabı aynı: Hayır. Arada bir ormanda tekinsiz dolaşan tiplerin belirdiği oluyormuş, o durumlarda biraz ürküyormuş sadece. Esas korkusu akrep. Kulenin girişine kükürt sürmüş; akrepleri öyle durdurmayı umuyor. “Başıma bir şey gelirse, hastaneye gidilmez buradan.”

Ailesi civar köylerden birinde; arada bir çocukları uğruyormuş. O da, izinli olduğu günler köyüne gelip gidiyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı 776 gözetleme kulesinin birkaçında aileleriyle yaşayan görevliler de var. Ancak romantik düşler kurmayın diye söylüyorum, orada bir aile hayatı yaşamak zor.

İşin zorlukları, gözetleyenlerle sınırlı değil. Yangınla bilfiil savaşanlar bizlerden ayrı bir gündemi yaşıyor. Helikopter pilotu Fikret Ülgen, 10 yılda yaklaşık 1000 yangına müdahale etmiş. Güver Uçurumu’nun kenarındaki harekât merkezinde o gün için çok olası bir yangını beklerken konuşuyoruz. “Her zaman hazır olmak zorundayız; uykusuz, dinlenmiş ve tok olmamız şart; bir yangında saatlerce havada kalıyoruz; günlerce süren yangınlarda biz de günlerce operasyondayız.” “Bir yangın pilotu en çok neden korkar?” diye soruyorum; suyu taşıyan o dev kovaların (jargonda ‘bambi bucket’ deniyor) ağaçlara takılması olduğunu anlatıyor. Akdeniz coğrafyasının bu tehlikeyi daha da artırdığını söylüyor Ülgen. (Ara not: Bir zamanlar çok konuşulduğu üzere, bir yangın helikopterinin bir dalgıcı denizden çekip ormanın üzerine atmasının mümkün olup olmadığını da sordum; değilmiş, “Şehir efsanesi o” diye yanıt verdi.)

Ülgen bu sene kullanmaya başladıkları Rus yapımı helikopterlerin (pilot, yardımcı pilot, rehber pilot, mühendis ve yerle irtibatı sağlayan görevlilerle beraber her yangında altı kişi uçuyor) geçmişe göre çok daha donanımlı olduğunu, yine bu sene bölgede hayata geçirecekleri köpüklü müdahaleyle birçok yangını daha rahat önleyeceklerini söylüyor. Rüyalarında bile yangın gören bir pilot Ülgen; hayatı alevlerin arasında geçiyor. Adrasan’a da ilk o uçmuş. Ama manzarayı görür görmez işin vehametini anlamış: “Tecrübe öğretiyor; bazı yangınları görür görmez, söndürülemeyeceğini ancak sınırlı tutulabileceğini anlarsınız; Adrasan da öyleydi.”

BİR ORMAN DENİZİNDEYİZ

Ormanda tek başına

Türkiye’de çıkan orman yangınlarının yüzde 98’i insan kaynaklı.

Pilot, yangın işçisi, gözetleme görevlisi, orman muhafaza memuru fark etmez, yangınla mücadele eden her bir görevlinin hafızasında eski büyük yangınlar ve o yangınlara müdahale ederken ölen, yaralanan arkadaşları var. Örneğin, Kayrak’taki gözetleme görevlisi Fahrettin Atik, 2004’teki Gündoğmuş yangınında ölen altı arkadaşını hüzünle anıyor. “Ormanı kurtarmaya çalışıyorlardı; canları pahasına çalıştılar” diyor. Sonra her zaman yaptığı işe dönüyor, dürbününe sarılıyor. Baktığı yer bir ‘orman denizi.” İnsanın aklını başından alan, deniz gibi ufka uzanan ormanlara böyle deniyor. Beraberce bu denize bakıyoruz; hafızamıza kazıyoruz.

Adrasan’daysa artık sadece bildiğimiz deniz kaldı. Yanmış, çatlamış, mahvolmuş çamlar, koyun üzerinde bir leke gibi duruyor. Yol kenarlarında “Elinizle yaktığınız ormanları gözyaşınızla söndüremezsiniz” yazan tabelaların boynu bükük. Ormanlar, evet, en çok insanların eliyle, cehaletiyle, sorumsuzluğuyla, çıkarcılığıyla yanıyor. Arabadan fırlatılan bir şişeden, piknikte bırakılan çöplerden, arazi açmak için çakılan kibritten... Arabayla ilerlerken, yol kenarlarında parlayan camları Levent’le suçlu gibi topluyoruz. Yıl 2014, halen ormana şişe bırakan varsa, hepimizin suçu bu sonuçta. Yanmışız.

21,7 Devletin verilerine göre Türkiye’deki orman varlığı (milyon hektar)

2000 Türkiye ormanlarında her sene çıkan yangın sayısı

8558 Türkiye’de son 10 yılda yanan ortalama ormanlık alan (hektar)

19 BİN Ülke çapında yangınlara müdahale eden görevli sayısı


BAKMADAN GEÇME!