GeriKelebek Hani yan gelip yatacaktık?
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hani yan gelip yatacaktık?

Hani yan gelip yatacaktık?
refid:21476564 ilişkili resim dosyası

Yüzyıllar önce bize bir söz verilmişti: Artık işlerin çoğunu makineler yapacak, biz de boş zamanın keyfini çıkaracaktık. Geçen hafta Bilişim Zirvesi’nin konuğu olan 21. yüzyılın en etkili düşünürlerinden Charles Eisenstein ile bu konuyu konuştuk.

- Vaat edilen ‘boş zaman çağı’ neden gelmiyor?
- Sebep şu ki, iş tasarrufu yapan her buluş bizi daha az çalışmaya değil daha çok tüketmeye yöneltiyor. Yeterince paramız olursa boş zaman satın alabileceğimizi düşünüyoruz ama o parayı kazanma süreci bizi öylesine meşgul ediyor ki, hiç vaktimiz kalmıyor. Paranın içinde var olan kıtlıksa zamanı az, hayatı kısa gibi algılamamıza yol açıyor.
- Paranın içinde var olan kıtlık ne demek?
- Para bereket yerine kıtlık üretir, bağlanma yerine ayrılığa sebep olur. Paranın değdiği her şeye, suya bile, bu kıtlık bulaşır.
- Kıtlık diye bir şey yok mu yani?
- Yakın gelecekte global ekonomik kriz büyüdükçe daha fazla çalkantı yaşayacağız. Uzun vadedeyse bolluk ekonomisine sahip olacağız. Yeryüzünde bu kadar zenginlik, bolluk bereket varken insanlığın büyük çoğunluğunun kıtlık ve endişe içinde yaşaması, hayatta kalmak için rekabet etmesi için hiçbir sebep yok. Bolluk bilincine geçtikçe, para sistemi değişecek. Her şey paraya bağlı olduğunda paranın yetersizliği her şeyin yetersiz olması demektir, buna mutluluk da dahildir. Neden sürekli büyümeliyiz? Eğer tüm ihtiyaçlarımız artan bir verimlilikle karşılanıyorsa neden daha az çalışamıyoruz? Neden söz verilen boş zaman çağı hâlâ gelmedi? Var olan para sistemiyle beklenen çağın asla gelmeyeceğini görmeliyiz.
- Ufukta boş zaman göremiyorum.
- Boş zaman tembellik ya da işe yaramazlıkla eş tutuluyor. Bunu çalışmanın zıttı gibi algılıyoruz. İş bizim yapmak için para aldığımız şeydir, yapmak istediğimiz şeyi yaptığımız zamanlar da boş zamanlarımız. Bugün dünyada gerçekten yapılması gereken işler para kazandırmıyor. Aslında, dünyayı değiştiren şeyler insanların boş zamanlarında yaptıkları şeyler.

/images/100/0x0/55eafa3bf018fbb8f8a2f9de

- Cömertliği ödüllendiren bir ekonomik sistem nasıl olurdu?
- Sözünü ettiğiniz şey armağan ekonomisi. Armağan çemberinde sizin talihiniz benim talihim ve sizin kaybınız benim kaybımdır çünkü verecek şeyiniz giderek artar ya da azalır.
- Vererek nasıl zengin olacağız?
- Hediye alanın, hediye verene geri hediye vermek istemesi, hediyenin doğasında var. Cömertlik bulaşıcı. Armağan toplumunda cömert olanlar şükran hissi uyandırır ve karşılığında hediyeler alır. Onların zenginliği, toplamaktan kaynaklanan bir zenginlik değildir. Ama cömertliğinizi kimse görmese bile evrenin cömertliğe farklı bir yaklaşımı var. Tanrı her şeyi görür. Kutsal ekonomi bu ilkeyi içermeli, kârı ortak saadetle uyumlu hale getirmeli.
- Paranın hiç olmadığı bir dünyadan mı söz ediyorsunuz?
- Tamamen ortadan kalkması gerektiğini savunmuyorum, sadece gerektiği kadar kullanılmasını savunuyorum.

DÜNYA ANAMIZ DEĞİL SEVGİLİMİZ

Bu gezegene amansızca zarar verme gücüne sahibiz. Bir âşık âşığına karşı ne kadar korumasızsa, o da bize karşı korumasız. Bu açıdan onu yalnızca Toprak Ana olarak düşünmek artık doğru değil. “Anneee! Onu ver, bunu ver” O bizim sevgilimiz olmalı. Ona her ne yaparsak aynısını kendimize yapmış oluruz. İşte bu yüzden sosyal dönüşümün spiritüel bir boyutu olduğunu düşünüyorum ve para ve ekonomiden konuşurken dahi bunun farkındalığını koruyorum.

EKONOMİNİN KUTSALI OLUR MU?

Charles Eisenstein, medeniyet, bilinç, para ve insanın kültürel evrimi temaları üzerine odaklanan bir eğitmen, konuşmacı ve yazar. Yale Üniversitesi Matematik ve Felsefe bölümlerinden 1989’da mezun olan Eisenstein’ın ‘Kutsal Ekonomi’ adlı son kitabı önümüzdeki ay Okuyan Us Yayınevi tarafından yayımlanacak.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle