GeriKelebek Haftanın yenileri
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Haftanın yenileri

Öykü

Buzdolabının Üstündeki Kız
Etgar Keret Çev.: Avi Pardo
Siren Yayınları

Etgar Keret’in öyküler toplamı, Buzdolabının Üstündeki Kız’ı nasıl anlatmalı? Bazen çok sıkışırsınız ve eviniz giriş katında olmasına rağmen, apartmanın kapısından tuvalete kadar olan mesafe ömrünüzün en uzun yolu gibi görünür gözünüze. Bütün vücudunuz kasılmalar içindedir ve en fenası, diş etlerinizdeki kamaşmayla, tarif edilemez bir kaşınma arasındaki his biraz da hoşunuza gider. O hissi hatırlayın. Kimi zaman da vücudunuzun herhangi bölgesinde bir yara kabuk bağlar ve o kabuğun tükürük bezlerinizi coşturan bir kaşıntısı vardır ya, kaşıdığınızda daha da tatlı bir his uyanır içinizde. Hem yaranın bir an evvel geçmesini istersiniz hem de o kaşıntıdan garip bir haz alırsınız... İşte böyle hisleri hatırlatıyor Keret’in öyküleri. Tam tatlı tatlı kaşınırken birden kopuveren bir kabuk gibi bitiveriyor öykü. Tadı damağınızdayken. Doyamıyorsunuz. Hemen bir sonraki öyküye geçiyorsunuz. Ama iki sayfa arası çok uzak geliyor size. Daha da hızlanıyorsunuz. Sonra hafif bir rahatlama geliyor. Ardından kaşıntının tatlılığı aklınıza geliyor. Bu hislerin sebebi, bu seferki kitabında ‘aşk’ temalı öykülerin fazla olması mı, yoksa Keret’in empati kurmaya çok açık öykü dili mi, ona siz karar verin. Ama ‘astım krizi’ misali nefesinizi kesecek öyküleri bitirdikten sonra sadece aşkolsun diyeceksiniz Keret’e. Aşkolsun!

Deneme

Bahar İsyancıdır
Onat Kutlar

YKY

Her cümlesi, her kelimesi akılda kalabilecek şiirsellikte ve güzelliktedir Onat Kutlar’ın. Sinema Bir Şenliktir, bunların ilk akla gelenidir örneğin. Onun yazdığı her yazıyı, şiiri, bir başka türmüş gibi okuyabilirsiniz. Bir öyküsünü masal niyetine, bir senaryosunu şiir niyetine, bir şiirini roman niyetine, bir denemesini, hem şiir hem öykü niyetine okuyabilirsiniz. Öyle yalın, öyle özgün ahengi olan, öyle insanı boğmayan göndermeleri olan yazılardır bunlar. Türkçenin tadı damağınızda kalır, onun yazılarında. Bahar İsyancıdır adlı denemeleri de yine böyle. Deneme değil, öykü diye okusak, kimse itiraz edemez. Biraz ileri gidip, hepsi birer mensur şiir desek belki hiç mensur şiir görmemiş birisi itiraz edecektir. Kâh bahar mevsimini anlatıyor Kutlar, kâh çevirmenliğin zorluğunu -üstelik bir çocukluk anısından yola çıkarak. Bir bakıyorsunuz geldiği yerleri Doğu’yu anlatıyor usul usul, birden vişne ağacının onda uyandırdıklarına geçiyorsunuz. 6-7 Eylül’ün değiştirdiği İstanbul’u anlatırken, hiçbir ‘çirkin’ olaydan söz etmiyor, üstelik bir uçağın hatırlatmasıyla anlatıyor tüm bunları. Daha söylenecek çok şey var aslında, ama en iyisi onu hep okumak. Hiç bıkmadan tekrar tekrar okumak. Bu sayede ulaşabiliriz onun bize anlattıklarına. Çünkü her kelimesinde “biraz aşk vardır biraz da isyan.”

Roman

Boksör Böcek
Ned Beauman Çev.: Sabri Gürses
Domingo

II. Dünya Savaşı, daha doğrusu Nazi Almanyası’nı anlatan en kayda değer filmlerin başında Tarantino’nun Soysuzlar Çetesi gelir. Zira gerçekte veya kurguda kimsenin başaramadığını yapmış ve Hitler’i öldürtmüştür. Filmin sadece bu yönü bile üzerine sayfalarca yazı yazılabilecek özelliğidir. Genç yazar Ned Beauman, Boksör Böcek isimli ‘olağanüstü’ romanında, Hitler’i öldürmemiş olsa da, en az onun kadar etkileyici bir işe imza atmış. Nazi hatıra koleksiyonu yapan ve trimethylaminuria hastalığı (vücudun balık gibi kokması) olan Kevin, yeni bir objenin peşindeyken sıradışı bir polisiye işe bulaşır. Kendisinden, silah zoruyla, bulması istenen şey, nereye gömüldüğü belli olmayan ve yıllar önce ölmüş bir denektir. Çünkü bu denek ‘ari ırk’ yaratmada kullanılmıştır. Hitler’e hayran bir bilim adamı olan Philip Erskine, kanatlarında svastika işareti olan ve Anophthalmus Hitleri adını verdiği bir böcek türü bulur ve genetik müdahalelerle daha dayanıklı olmalarını sağlar. Bunun için uygun denek, Günahkâr lakaplı boksör Seth Roach’tur. Oysa ari ırkın temelini oluşturacak bu insan aslında Yahudidir ve doğuştan bir ayak parmağı eksiktir! Dahası Erskine de, Roach da hattâ başka Nazi subayları da eşcinseldirler. İlk romanında kusursuz bir işe imza atan Beauman, daha şimdiden, en iyi 12 yeni İngiliz yazar arasında anılıyor.

Sanat

Weimar Cumhuriyeti’nden Günümüze Fotoğraf Ajanslarının Fotojurnalizme Katkıları
Dr. Merter Oral
Espas Yayınları

Magnum fotoğrafçılarını dünyadaki herkes tanır. Yakın zamanda yitirdiğimiz Gökşin Sipahioğlu’nun kurduğu SIPA da tüm dünyada tanınan önemli fotoğraf ajanslarından biridir. Bugün onlarca sayılabilecek fotoğraf ajansları ‘fotojurnalizm’in önemli duraklarıdır. Dr. Merter Oral da fotoğraf kuramı açısından oldukça önemli fotoğraf ajanslarını tezi Weimar Cumhuriyeti merkezinden hareketle ele alıyor bu önemli kitabında. 1919-33 yılları arasında Almanya’da özgürlük, bilimsel ve sanatsal yaratıcılık, devrim ve sonrasında siyasi karmaşalarla açıklanabilecek Weimar Cumhuriyeti döneminde açılmıştır ilk ve önemli fotoğraf ajansları. Başta DEPHOT olmak üzere birçok fotoğraf ajansı bugünkü çağdaş fotojurnalizmin temelini oluşturmuşlardı. Dr. Oral, bu önemli tez çalışmasının ilk bölümünde I. Dünya Savaşı sonrasında Almanyadaki siyasal ve kültürel ortamı ve Weimar dönemi sinema ve fotoğraf sanatını inceliyor. İkinci bölümde Almanya’daki resimli haber dergilerini ve foto röportajın resimli haber dergilerindeki önemini, DEPHOT’un etkisini irdelerken üçüncü bölümde de Hitler dönemindeki Black Star’ın etkisini inceliyor. Bugün gazetelerde kullanılanların aksine, sanatsal kaygıların da önde tutulduğu fotojurnalizmde neyin ne olduğuna dair kusursuz bir çalışma. Fotoğraf sanatının tarihe tanıklığını bir kez daha ispatlayan önemli bir kitap.

Araştırma-İnceleme

Ayılar
Bernd Brunner Çev.: Servet Yeşilyurt
E Yayınları

Çocukluk yıllarında, mahalleleri dolaşan ‘ayı oynatıcılar’a yetişen nispeten mutlu azınlıktan birisiyim. Hayvanseverler bu sözlerime sinirlenmesinler lütfen. Elbette bir hayvana yapılan bu muameleyi desteklemiyorum, ama çocuk muhayyilesi için oldukça sıradışı bir görüntüydü, çalgıya oynayan ayı görüntüsü. Diğer taraftan bakınca, ayı ile insan arasındaki ilişkinin boyutlarını da gösteren bir simgedir bu. Çünkü yaşayan en vahşi kara hayvanları içinde ilk sırada gelen ayılar, neredeyse tüm dünyada karşımıza çıkabilen ve her kültürde yer etmiş bir hayvandır. Binlerce yıl öncesinin şamanist anlayışlarında tanrısal, göçer toplumlarında vahşi, hattâ yaklaşık elli yıl öncesine kadar birçok toplum için ise şeytani olarak adlandırılmıştır. Peki insanoğlu ayılar ile ne zaman tanıştı ilk ve kültürlerdeki yeri nedir? Kızılderililer için ne anlama gelir, Asya toplulukları için ne anlama gelir? Afrika’da ayı var mıdır? Sirklere ne zaman dahil oldular ve ilk ne zaman evcilleştirilmeye çalışıldılar? Bunlara benzer daha birçok sorunun cevabını Bernd Brunner ‘Ayılar’ isimli kitabında veriyor. Bir kültürel arkeoloji, antropolojik bir tarih kitabı olarak adlandırabileceğimiz incelemesinde Brunner, “size saldıran ayıdan kurtulmanın tek yolu ölü numarası yapmaktır,”dan çok daha faydalı bilgiler veriyor.

Anı

Dikkat Yayındayız
Neşe Bilginer

Sokak Kitapları

Bırakın ‘sosyal medya’yı, televizyonun bile esamisinin okunmadığı dönemler. Radyo günleri! Tıpkı Woody Allen’ın filmindeki gibi. Ailedeki herkesin favori bir programının olduğu, akşamları ‘ajansların’ okunduğu, gündüz radyo oyunlarının, arkası yarınların sadece ‘ses’le evlerimize aktığı günler. Başta TRT olmak üzere, kısa dalgadan yayın yapan radyoların evdeki tek bilgi kaynağı olduğu günler. Gariptir tüm dünyada buna dair bir roman yazılıp, film çekilmişken bizde küçük anıştırmalar haricinde çok fazla değinilmemiştir radyo günlerine. Sanki cumhuriyet tarihinden beri televizyon varmış gibi davranıyoruz bu konuda. Neyse ki TRT’den emekli Neşe Bilginer, ‘Dikkat Yayındayız’ ismini verdiği anılarıyla bu boşluğu dolduruyor. 1967’de İzmir Radyosu’nda başlayan Bilginer’in radyo günleri daha sonra, Ankara ve İstanbul radyolarında devam etmiş. 2008’de emekli olana kadar. Bilginer, radyo ve televizyonda geçirdiği günleri kaleme alarak, kendi ‘kişisel tarihi’ üzerinden Türkiye’nin radyo günlerini anlatıyor. Radyoda ilk dinlediği programlardan biri olan, ‘Daldan Dala’ adlı, Riyaseti Cumhur Filarmoni Orkestrası’nın konser programıyla başlıyor anıları. Daha sonra kronolojik olarak hem kendi hayatında yaşadıklarını hem de TRT’nin yaşadıklarını anlatıyor tüm yönleriyle. Radyo dinleyerek okunması gereken bir kitap.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle