GeriKelebek Haftanın albümleri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Haftanın albümleri

CANNIBAL CORPSE
TORTURE
Metal Blade

Müzik marketler bu albümün üzerine “Kan çıkmazsa paranız iade!” yazan bir sticker yapıştırsalar yeri. Birçoklarına göre death metal tarihinin en büyük grubu olan (Ki bu ‘birçokları’na ben de dahilim) Cannibal Corpse, yine kulak kanatacak sertlikte bir albümle daha karşımızda. Bundan tam 22 sene önce, 1990 yılında piyasaya sürdükleri ilk albümleri ‘Eaten Back to Life’tan itibaren durmaksızın yola devam ettiler. Aradan geçen 22 sene boyunca en çok turlama ve en çok albüm satma başarısı gösteren death metal grubu olma konumuna ulaşan New Yorklu ekip, buraya sığdıramayacağım başarılarla dolu kariyerinin 12’inci stüdyo albümünde yine takip edilmesi zor partisyonlarla teknik bir enstrümantalizm şovu sergiliyor adeta. Tabii bunu yaparken her zamanki gore öğeleri notalardan kusarak... 2006 çıkışlı ‘Kill’den beri çok iyi bir ivme yakaladı grup, bu albümde de o güç devam ediyor. Ama kariyerleri boyunca ulaştıkları en yüksek seviye hiç kuşkusuz bu albümde. Her açıdan... İnsan ırkının doğasındaki vahşeti korku filmlerindeki estetikle bir araya getirip şarkılara yansıtan grubun aslında yaptığı; ‘kötü ve çirkin’ kavramlarının aynasını insanların gözlerine ve kulaklarına sokmak sadece. Tekdir ile uslanmayanın hakkı misali...

NAPALM DEATH
UTILITARIAN
Century Media

Müzik dinlerken sosyo-kültürel ve sosyo-politik konularda aydınlanma yaşama gibi bir amacınız varsa, klasik metal dışındaki türlere sırt çeviren et kafalardan değilseniz, işin ‘aşırı’ taraflarına kaçan uçarılıklarına da gönlünüz kayıyorsa Napalm Death sizin grubunuz. Grindcore adı verilen metal türünün mucidi olarak bilinen İngiliz grup, 31 yıllık kariyerinin 15’inci stüdyo albümünde ‘faydacılık’ kavramını felsefi bir zeminde inceliyor ve konuyu günümüz toplumlarının yaşayış standartlarıyla bireysellik kavramına kadar getiriyor. Vokaliyle dağları devirecek güçteki Mark ‘Barney’ Greenway kadar ‘aydın’ sanatçı günümüz müzik dünyasında çok yoktur, kıymetini bilmek lazım. İşin müzikal tarafında ise 2002 tarihli ‘Order of the Leech’ albümünden beri aynı kadronun korunmuş olmasının avantajı hissediliyor. Müziği ne zaman Mitch Harris’in riflerinin, ne zaman ahtapot davulcu Danny Herrera’nın ataklarının ya da ne zaman Barney’nin beton sesinin yönlendirdiği belli olmuyor ve siz bu üç manyağın müzikal yapbozu içinde bir tufana kapılmışçasına bir o yana, bir bu yana savruluyorsunuz. Ekstrem metalden tat alabilecek kadar sert müzik birikimi olan kulaklar bu lezzeti iyi bilirler. Unutmayın; grindcore kuru gürültü değildir.

TO DIE FOR
SAMSARA
End of the Light

Finlandiyalı bu grupla olan münasebetimi beni yakından tanıyanlar iyi bilirler... Kendileriyle 2005 yılında bir Türkiye turnesine çıkmıştım ki, evlere şenlik... Başıma gelmeyen kalmamıştı... O sebeple To Die For’un adının geçtiği her yerde aklıma hemen o turne geliyor, sonra da grubun neden bir türlü klasman atlayamadığı... 2009 yılında dağıldığını açıklayıp aynı yıl içinde vokalist Jape Perätalo önderliğinde tamamen farklı bir kadroyla yeniden toplanan grup, kariyerinin altıncı albümünde artık dibi boylamış durumda. Bugüne kadar; gotik metal dediğimiz hadise içerisinde hiçbir zaman ustalık taşımayan ama yine de ele avuca gelir birkaç şarkıya imza atan grup, yine de hiçbir zaman bu albümdekiler kadar kötü şarkıyı bir araya getirmemişti. Açık konuşmak gerekirse; albümü sadece iki-üç sefer dinleyebildim ve her seferinde de son şarkıya kadar zor dayandım. Jape artık bu To Die For sevdasından vazgeçmeli ve yola yeni bir grupla, yeni bir bakış açısıyla ve hatta belki de yeni bir tarzda devam etmeli bana kalırsa... Çünkü onun için gelecekte herhangi bir risk yok; eminim ki bundan daha kötü bir albüme imza atmayacaktır. Şahsen grubun sıkı fan’ları dışında kimseye öneremem bu albümü. Hatta onlara bile!..

PARADISE LOST
TRAGIC IDOL
Century Media

Gotik metal estetiğine sahip doom metal’in İngiliz ilahları, her yeni albümlerinde hayatımızı griye boyamaya devam ediyorlar. 13’üncü stüdyo albümünde Paradise Lost bir kez daha kötü bir albüm yapmayacaklarına güvenen fan’larını hayal kırıklığına uğratmıyor ve hayatın karanlık tarafından beslenen acılı ruhlara ilham vermeye, o ruhları yüceltmeye ve o ruhlara sahip karakterlerin duygularında fırtınalar koparmaya devam ediyor. Normal versiyonunda 10 şarkıyı barındıran albümün sınırlı sayıda basılan özel versiyonunda iki şarkı daha var ve bunlardan biri de bir Spear of Destiny cover’ı olan ‘Never Take Me Alive’. Rahatlıkla hayatımın gruplarından biri olarak nitelendirebileceğim Paradise Lost, toplam 12 şarkı boyunca son birkaç albümdür yakaladığı sound’un peşini bırakmıyor. Duyar duymaz sizi sarsacak güçteki rifler, o rifleri iyice ezici hâle getiren ağır tempo, o ağır temponun zaman zaman hızlanmasını sağlayan usta işi bestecilik, vokalist Nick Holmes’ün duvardan duvara yankılanan vokalleri ve gitarist Greg Mackintosh’un can acıtmaya devam gitar işçiliği... Şaka yapıyor gibi bir hâlim var mı? Acıya meyil bir seçim, mutlu olmak bir zorunluluk değildir. Ruh mevsimi her daim sonbahar olanlara tavsiyemdir bu albüm.

AHMET KOÇ
RENKLİ-TÜRKÇE
Avrupa Müzik

Bağlamanın ötesinde...

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı İstanbul Devlet Modern Folk Müzik Topluluğu’nda sanatçı olarak çalışmalarını sürdüren, aynı zamanda Türkiye’deki tüm yorumcuların haklarını koruyan ve kendi alanında tek meslek birliği olan MÜYORBİR’in başkanlığını yürüten, birçok albümde müzik yönetmenliği ve TV programları yapmaya devam eden, dünya müzik piyasasında yer edinmiş yerli-yabancı sayısız sanatçının albümlerinde prodüktörlük ve aranjörlük görevi üstlenen Ahmet Koç, 7. stüdyo albümüyle kariyerinde yeni bir döneme giriyor. Bugüne kadar yaptığı tüm albümlerde konseptler belirleyen, dünyaca ünlü yıldızların şarkılarını bağlamasıyla yeniden yorumlayan Ahmet Koç, ‘Renkli-Türkçe’ adını verdiği bu albümde, vokalist düetlerinin yanı sıra yine enstrümantal eserlere yer verdiği bir repertuvar hazırlamış durumda: Gripin, Kibariye, Betül Demir ve Göksel ‘Renkli-Türkçe’de!
Yaklaşık iki yıllık bir çalışmanın ürünü olan ‘Renkli-Türkçe’de dört düet, beş de enstrümantal şarkı var. Özellikle 2000’lerde yayımlandığında çok ilgi gören, Melih Kibar bestesi ‘Sucu Çocuk’ Ahmet Koç yorumuyla albümün açılışını yapıyor. İlk konuk ise popüler rock gruplarından Gripin. Sözleri Louis Aragon’a, bestesi Zülfü Livaneli’ye ait ‘Sus Söyleme’ isimli şarkıda Ahmet Koç ve Gripin, rock müzikle bağlamanın ne kadar uyumlu olduğunu heyecanlı bir yorum ve icrayla kulaklar önüne seriyor. Anonim Azeri halk şarkısı ‘Şiire Gazele’nin enstrümantal yorumunun ardından Kibariye ve Ahmet Koç düeti ‘Yok Mu Sayalım’ ile ‘Renkli-Türkçe’de müzik ziyafeti devam ediyor. Yunanistan’ın dünyaca ünlü bestecisi Mikis Theodorakis’in eserlerinden ‘Beautiful City’ Ahmet Koç süzgecinden geçtiği hâliyle albümde yerini alırken; sözleri Aysel Gürel’e, bestesi Zülfü Livaneli’ye ait, yıllar önce Sezen Aksu ve Zülfü Livaneli’nin birlikte seslendirdiği ‘Sürgün’ yeni nesil yorumculardan Betül Demir ve Ahmet Koç düetiyle müzikseverlerle buluşuyor. Ahmet Koç’un 1994 yılında yaptığı ‘7 Karanfil’ adlı albümde de yer alan; Bora Ayanoğlu bestesi, Yeşilçam’ın efsane film müziklerinden ‘Yunus’ da albümde öne çıkan farklı yorumlardan. ‘Renkli-Türkçe’nin son misafiri ise Türkiye’nin en önemli kadın vokalistlerinden Göksel. Söz ve bestesi Sinan Subaşı’ya ait, Zeki Müren yorumuyla bildiğimiz ‘Aşkın Sırrı Bilinmez’, Ahmet Koç ve Göksel düeti ile günümüze taşınıyor. ‘Sürgün’ün enstrümantal Ahmet Koç yorumu ise albümün kapanışında yer alıyor.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle