GeriKelebek Güzin Abla köşesindeki Türk kadını nasıl değişti?
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Güzin Abla köşesindeki Türk kadını nasıl değişti?

Günümüzde bana yazan kadınlar, belki henüz özgürlüklerini yakalayamamış kadınlar ama hiç değilse özgürlüğü düşünebiliyorlar. Yine de ailelerin demokratlaştığını düşünenler yanılıyor. Türkiye aile yapısı olarak hálá çok gerilerde.

SEVGİLİ okurlarım, ‘‘Güzin Abla’’ köşesi gerek annemin, gerekse benim dönemimde yayınlandığı şu 40 yıla yakın süre içinde pek çok gerçek yaşam öyküsüne, bir anlamda Türkiye'deki kadın gerçeğine sahne olmuştur.

Son yıllarda annemin dönemine nazaran okur düzeyinde gerçek bir yükselme görülüyor. Düşünülenin aksine, bu köşeye her kesimden hatta erkeklerden de mektup geldiği gibi, okurlar arasındaki üniversite mezunları, öğrencileri, hatta meslek sahibi doktor, avukat gibi eğitim düzeyi yüksek kadınlardaki artış dikkatimi çekiyor. Bugün çalışan kadın sayısındaki artış nedeniyle annemin dönemindekinden farklı olarak mektuptan çok faks ve şimdi de e-mail alıyorum. Teknoloji ilerliyor, tabii.

Belki birtakım insanlar bu köşenin hálá var olmasını şaşırıyor olabilir. Yayınlanan konular basit görünse de, hiç kimsenin bir başkasının sorunlarıyla ilgilenmeye fırsat bulamadığı bir ortamda, bu köşe zaman zaman annenin, arkadaşın, daha önemlisi bir psikoloğun yerini tutuyor.

Bana yazan kadınlar, yaşamları, isyanları, cinsel tutkuları, toplumsal saplantılarıyla belki henüz tam anlamıyla özgürlüklerini yakalayamamış kadınlar ama hiç değilse artık özgürlüğü düşünebiliyorlar. Kadın artık başkaldırmayı biliyor. Dayak yiyip oturmak yerine, bir kadın sığınma evini arayabiliyor. Ekonomik özgürlüğünü elde etmişse boşanmayı düşünebiliyor. Kadın sorguluyor, hayatından hoşnut değilse, arayış içine girebiliyor. Hatta erkekler gibi yasak aşklar da yaşayabiliyor.

Yine de toplumumuzun çok ilerlediğini, gençlerin artık pek çok şeyi aştığını, ailelerin demokratlaştığını düşünen bazı kesimlere, şunu söylemek isterim: Onlar yaşadıkları kaymak tabakasının dışını göremiyorlar. Ne yazık ki, Türkiye aile yapısı olarak hálá çok gerilerde. Bir genç kızla bir genç delikanlı hálá aile korkusuyla bir araya gelemiyor. Tutucu, baskıcı ailelerde, eğer çocuklar aileleri aşamamışsa, hálá büyüklerin zoruyla, hatta yakın akrabalarla evlendiriliyor, flört ya da arkadaş edinmekten korkuyorlar. Evlilik öncesi cinsel ilişkiye girenler yine de düşünülenden çok. Ancak bu olaydan sonra, genç kızlar aynı insanla evlenemezlerse, büyük bir panik yaşıyorlar. Evlenecekleri erkekten çok, ailelerinden korktukları bir gerçek. Çünkü babalar, ağabeyler hatta anneler onları öldüresiye dövebiliyor. İnanılmaz ama, kolaylıkla öldürebiliyorlar hatta.

Üniversite gençliği içinde eskiye oranla farklı düşünenler var. Kapalı genç kızların bile, internette sanal flörtler yaşadıklarına şahit oluyorum. Ama yine mutsuzlar ve yine aile baskısı önem kazanıyor. Evlilik korkusu, geçim korkusu, mutsuz bir aile kurma korkusu hálá yaygın.

Belki tüm bunlar nedeniyle, evlilik düşüncesi eskisi kadar önemli değil. Gençler artık mutlaka bir üniversite bitirmeyi, para kazanmayı ön planda tutuyor. Evlilik yaşı da ilerledi. Artık kadınlar 17'sinde evlenip, 18'inde çocuklarını kucaklarına almak zorunda olmadıklarının farkında.

Evliliklerde genellikle mutsuzluk hüküm sürüyor. Daha çok da aile baskısıyla evlendirilenler arasında...

Kendini geliştirmeye çalışan bir kadın tipine artık sıkça rastlanıyor, çalışmayı, üretmeyi gerekli gören bir kadın... Ev kadını kabuğundan çıkmış bir kadın. Toplumsal tabular nedeniyle, kadın cinselliği hálá bir görev olarak kabul ediyor görünse de artık bu açıdan hakkını arayabiliyor.

Bu açıdan, gençler oldukça ileri durumdalar: Cinsel beraberlik temel eğitimde yüzde 21, lise çağında yüzde 48, üniversite çağında yüzde 80'lere ulaşıyor. Bu yeni bir gelişme, ama erken yaşta cinselliği yaşamak sorun getiriyor. Hamile kalma korkusu, hastalık kapma özellikle de AIDS korkusu gibi. Bekaret, Türkiye'de ne yazık ki eğitimli kültürlü çevrelerce bile hala aranan, dayak hatta cinayet nedeni olabilen bir olgu. Yalnız hijyen nedeniyle küçük kız çocuğunu korumak amacıyla yaratılan bu zar yüzünden ne hayatlar sönüyor. Annemin döneminde ‘‘Kırmızı biber yedik, kızlığım bozulmuş mudur?’’ soruları vardı. Neyse, artık bunlar yok. Cinsel eğitim az da olsa, bu tür saçma düşünceleri sildi hiç değilse.

Evli erkeklerle beraberlik çok yaygın. Bunun da kadının çalışma hayatında çok daha fazla yer almasından kaynaklandığını düşünüyorum.

Her şeye rağmen, cinsellik hálá tabu. Cinselliği yalnızca gençlik dönemlerinde değil, evlilikte bile rahatlıkla yaşayamıyorlar. Bu yüzden gençler aşkı ve sevgiyi içten geldiği gibi yaşayamıyor.

Görüldüğü gibi, gençlik, kadın ve aile problemlerinde köklü bir değişim yok aslında. Belki de bu yüzden hálá bir ‘‘Güzin Abla’’ya ihtiyaç var. Hiç değilse dertlerini açabilsinler, paylaşabilsinler diye.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle