GeriKelebek Güneş’siz ilk Ramazan
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Güneş’siz ilk Ramazan

Usta sanatçı Erol Günaydın, Ramazan ayını ilk kez eşi Güneş Hanım olmadan karşılamanın hüznünü yaşıyor. Bir yandan yalnızlıktan, bir yandan da yeni usul Ramazan’lardan yakınan Günaydın, ‘Eskiden duvarlara çıkar, kandillerin yanmasını beklerdik. Yandığı an kıyamet kopartarak mahalleye duyururduk. Şimdi oruçlar televizyondan haber alınarak bozuluyor’ diyor.

Maniki başı mısın,

Cevahir taşı mısın?

Sana bir mani versem

Koynunda taşır mısın?

* * *

Yeni camii direk ister

Söylemeye yürek ister...

Benim karnım toktur ama

Arkadaşım börek ister...

Sözlerine bu manilerle başlayan ünlü tiyatro sanatçısı Erol Günaydın ile eski Ramazanları ve bir süre önce kaybettiği eşi Güneş hanımsız yaşamın nasıl geçtiğini konuştuk.

- Maniler Ramazan’ın vazgeçilmeziydi değil mi?

Ramazanlar böyle başlardı, davullar ve manilerle... Maniler de başka türlüydü, hepsinin ritmi vardı. Türkiye’de davul çalan çalana ama mani söyleyemiyor, ağızlarında yuvarlıyorlar. Levent Kırca bile profesör gibi söylüyor, dediği anlaşılmıyor. Eskinin manicileri bambaşkaydı. Şimdi müezzinler bile camiide mikrofonla seslerini duyuruyorlar. Şerefeyi görmek ancak televizyonda mümkün oluyor, camiilerin minareleri aşağıda kalmış. Eskiden duvarlara çıkar, kandillerin yanmasını beklerdik. Yanar yanmaz, kıyamet kopartarak bunu mahalleye duyururduk. Şimdi oruçlar televizyondan haber alınarak bozuluyor.

ŞARKI TÜRKÜ DERKEN GAZİNOCULARA İŞ ÇIKTI

- İnsanlar geçmişin Ramazanlarını arıyorlar mı?

Elbette, çünkü geçmişin sakinliğinde, elbirliğiyle temizlenen ve sobayla ısıtılan evlerde huzur vardı. Yaz aylarında buzdolabı olmadığı için buzlar satılır, talaşlarda iplere bağlanır, evlere getirilir, küplere dolduruldu. Bir de o zamanlar zeytinle orucumuzu bozardık. Şimdi her taraf hurma dolu, onunla bozar olduk. O güzel günlerde bir de muhabbetler çok güzeldi.

- Nasıl muhabbetler?

Şimdi Ramazan’ı eğlence ayı zannediyorlar. Ramazan 12 ay içinde bir tane sultan. Allah’a olan borçlarını ödüyor insanlar. Ama birden bire Ramazan gelince sakal, bıyık, ortaoyunu, maskaralıklar halinde sokaklara atıyorlar. Onun eğlencesi televizyonun olmamasından dolayı idi o zamanlar. Çoğu evlerde insanlar aralarında eğlenirler, erkek kısmı da direkler arasına, tiyatroya, kahveye gider, orada eğlenirdi. Vakit böyle geçerdi. Uyumamak için, sahura kadar oturmak için yapılan faaliyetlerdi.

- Bu tiyatroya, direklerarası oyunlara sadece erkekler mi giderdi?

Evet, bunların hepsi erkeklere dönük eğlencelerdi. Kadınlar kendi aralarında evlerinde eğlenirlerdi. 1970’lerde televizyon geldiği zaman Sadık Şendil, Haldun Taner, Selçuk Kasta gibi isimler eski Ramazanları, meddahları yazmaya başladılar. Ben, Münir Özkul, Adile Naşit, Gazanfer Özcan sırayla meddahlık yaptık. Geçmiş günleri bugüne nakletmek ve bugünün kuşaklarına anlatmak güzeldi. Sonra basın kızdı, ‘Yahu hep Ramazan eskiye mi aittir! Bugünün Ramazanı Ramazan değil mi!’ dediler. Bugünün gazinocularına iş çıktı. Şarkı, türkü derken, Ramazan anlayışı kayboldu.

ŞİMDİKİ KANTOLAR MÜSTEHCEN KAÇIYOR

- Eskiyi hatırlatan Ramazan şenlikleri de yapılıyor yine de.

Evet ama hepsi yanlış. Kılık kıyafet yanlış, ortaoyunları yanlış oynanıyor, şekiller, adetler hep yarım yamalak. Tenkit edecek kimse yok! Mesela Sultanahmet’te eğlenceler yapılıyor. Bu kadar masraf ediyorsun, bir tane kostümcü çağırıp, o zamanın esnafı gibi giydirmez misin o esnafları? Yavuz Sultan Selim gibi giyinip döner kesiyor, Fatih Sultan Mehmet’in kürküyle lokma döküyor! Bence bu detayları bilen, süpervize eden bir kişiyle bunu yapsalar, çocuklar da gelip doğru Ramazan eğlencesini görse iyi olur. Şimdi her yerde çadırlar kuruluyor, iki tane kanto söyleniyor. Zaten kantolar Ramazan’a müstehcen kaçıyor.

- Kantolar müstehcen mi?

Ramazan’ın kantoları değil onlar. Kantolar var ama sarayların kantoları var. Sazla söylenen nihavent türü makamlı kantolardır onlar. Onlar tozlu notaların aralarında kayboldu gitti. Bir Yalçın Tura vardır, o bilir o kantoları. Bizimkiler piyasa kantoları. Eskiden bir meddah vardı, Galata köprüsü taklidi yapardı. Karaköy’den Eminönü’ne gitmiş gibi olurdun. Köprünün üzerindeki satıcılar, acemler, araplar, lazlar, yahudiler arasından geçer, Eminönü’ne giderdi. Tramvayları yapanlar vardı. Ben, sesler ve çizgileri yapan Celal Şahin, 81 yaşında şu anda, onu çok arıyorum.

EŞİM GÜNEŞ’İ KAYBEDİNCE YALNIZLIK NEYMİŞ ANLADIM

- Rahmetli eşiniz Güneş Hanım’la da Ramazan muhabbetleri yapar mıydınız?

Ben onunla arkadaştım. Daima muhabbetteydik. Her zaman oruç tutamazdım ama ilk başında, ortasında ve sonunda tutardık. Birlikte ‘Ne yemek yapalım’ diye karar verirdik. Güneş, çok güzel tirit yapardı. Kuzu, koyun etiyle. Pideler ıslanır, sirkeli, yoğurtlu yapardı.

- Tiridine bandım oradan mı geliyormuş yoksa?

Evet, oradan geliyor. Tiritler yerdik, sonra gece boyu oturup, sabahlardık. Ne günler yaşadık beraber! Alışmak çok zor... Çünkü bir insanın eşiyle arkadaşlığı çok başka. Her şeyi konuşurduk. Ben şimdi anlatacak kimseyi bulamıyorum. Kendi kendime de konuşamıyorum. Yalnızlık zor! Asıl yalnızlık şimdi başlıyor. Biz yalnızlığı yalnız kalmak sanıyoruz ama değil! Yalnızlık insanın bütününün, içinin yalnız kalması. Bu çok kötü işte...

- Güneş Hanım’la kaç yılınız geçti birlikte?

40 yılımız geçti. Ama çok seviniyorum, acısız, ızdırapsız, sessizce çekip gitti. Ormanı var, ağaçlar dikildi ona. Yaşıyor hálá. Bizim içimizde kimse ölmez. Sevgiden kimse ölmez. Tabii Ramazan geldi duygulanıyor insan... İlk kez ayrıyız. Büyük kızım Amerika’ya gidecek, küçük kızım benimle kalacak.

ESKİDEN AĞIR YEMEKLER YÜZÜNDEN ÖMÜR KISAYDI

- İftar menülerinden bahsedebilir misiniz?

Önce çorba, arkadan bir et yemeği, arkadan börek, pilav, tatlılar yerdik. Sofradan kalktıktan sonra mevsim meyveleri yenirdi. Daha sonra da tombala oynanmaya başlanırdı. Bu arada yanında çerezler ve pestil olurdu. Ardından yatılırdı.

- Oooo, çok sağlıksız...

Evet, çok sağlıksızdı. Onun için ömürler çok kısaydı. Eskiden 60 yaşındaki adama çok yaşlı derdik biz. Ömür hakikaten o zaman kısaydı. Şimdi 70’indeki adama ‘genç’ diyoruz yani. Onun için nerede şimdiki diyetler? Ekmeği az ye derlerdi sadece, diyet yap denmezdi. Şimdi yağsız, tuzsuz sebze ve beyaz et yiyoruz.

- Cennet Mahallesi dizisine devam ediyorsunuz değil mi?

Evet o devam ediyor, bir de yeni bir dizi başladı, ‘Hırsız Polis.’ Uğur Yücel’in kötürüm babasını oynuyorum. Uğur sırtında taşıyıp duruyor beni. Çok şeker, bakışlarla oynanan bir rol. Yalnız çekimler sırasında üşüttüm. Bağırsaklarımdan da yeni ameliyat olmuştum. Tabii ilaçları alıyorum ama moralim bozuk. Alışamadım biraz tabii Güneş’in yokluğuna. Kışın tiyatro yapmak istiyorum. Belki Don Kişot’u iyi hissedersem, oynamayı istiyorum.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle