GeriKelebek Gülümseyen insanların fakir ülkesi Kamboçya
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gülümseyen insanların fakir ülkesi Kamboçya

Gülümseyen insanların fakir ülkesi Kamboçya
refid:10369769 ilişkili resim dosyası

Belma Köylü (43), 19 yıllık turist rehberi. İtalyan ve Japon turistleri Anadolu’nun dört bir yanında gezdiriyor. Kendine ayırdığı zamanlarda da, o turist olarak dünyayı keşfe çıkıyor. Bize geçen yıl yaptığı Vietnam-Kamboçya seyahatinin, 5 günlük Kamboçya bölümünü, ama özellikle üzerinde yüzen bir yaşamın sürüldüğü Tonle Sap Gölü’nü yazdı.

Birkaç hafta önce Topkapı Sarayı’nda grubumla gezerken, iki İngiliz turist, Harem Dairesi’nin girişini sormak için yaklaştı. Birisinin tişörtünün önünde İngilizce "Same same" (hep aynı) yazısını okuyunca, önce sorusunu cevapladım, arkasından da "But different" (ama farklı) diye cümleyi tamamladım. Mesajının anlaşılmasından mutlu olmalı ki, bir anda bakışları değişti. "Kamboçya’dan mı" sorumu, sırtındaki "But different" yazısı üzerine asılı Kamboçya şapkasını da göstererek "evet" diye yanıtladı. Ortak bir dostumuzdan konuşuyor gibi sevinmiştik. "Asya’da en sevdiğim ülke" diye devam etti. Ben de fırsat olursa tekrar gitmek istediğimi söyledim. Bir anda "Anchor Wat değil sadece, Tonle Sap da gerçek dünyada bir rüya" dedi. İngiltere’de yerel bir dergide Tonle Sap Gölü yazısının ve fotoğraflarının yayınlandığını söyledi. Ben de Kamboçya’dan döndüğümde bir yazı hazırlamıştım ama yayınlanması için bir girişimim olmamıştı. "Paylaşmazsan yazık olur, ben sevdiğim her yeri yazıyorum" dedi. Sohbeti başlatan cümle Tayland, Laos gibi birçok Güney Asya ülkesinde yaygın kullanılmasına rağmen, daha çok Kamboçyalılar’ı hatırlatan bir ifade. Birbirinin aynı iki şapkaya, iki satıcı da farklı fiyat söylüyor, soruyorsunuz, cevap: "Madaam, same same but different". Birisi 3 muzu 1 dolara veriyor, diğeri aynısının 10 tanesini 1 dolara, "Madaam, same same but different". Peşinizden bileziklerle koşuşan çocuklar, hepsi aynı tonla "van daraa (1 dolar)" diyerek geliyor. Biraz daha hin bakışlı olan 1 dolara 5 bilezik verirken, çömezi 10 bilezik veriyor. Sebep aynı; SAME SAME BUT DIFFERENT. Biz karşılaşmadık ama gitmek istediğinizden farklı bir otele bile bile götüren taksicinin de cevabı aynıymış.

Kamboçya, yakın tarihin en acı katliamının ülkesi. 1975 - 79 yıllarında diktatör Pol Pot, yaklaşık 2 milyon eğitimli, aydın insanı ölüm tarlalarına gömerken, bütün dünyanın seyirci kaldığı ülke. Tek kurtuluşun halkın cahilleştirilip ve köylüleştirilmesi olduğunu savunan Kızıl Kimer’lerin yaratttığı sefaletle, hala varolan milyonlarca mayınla yaşama savaşı veriyor. Angkor Krallığı’nın mirası tapınaklarının dışında, toplama kamplarını da turizme açmışlar ama bugüne kadar hiçbir Kızıl Kimer yargılanmamış. Hesabını hiç sormadıkları soykırımı anlatıyorlar turistlere.
/images/100/0x0/55ea0faef018fbb8f868bffe

Anghor Wat’ı görüp de güneydoğu Asya’nın en büyük ve verimli gölü Tonle Sap’ı ziyaret etmeden dönmek olmazdı. Yüzölçümü Muson yağmurları döneminde 16 bin km. kareyken, sular çekilip 2 bin 500 km. kareye kadar küçüldüğünde bile bütün bölgeyi besleyen gölün flora ve faunası oldukça zengin. Kuru sezon aralıktan nisana kadar. En önemli su kaynağı da Mekong nehri.

Siem Reapdan gölde tekneye bineceğimiz noktaya giderken geçtiğimiz toprak yolların kenarında, pazarcı tezgahına benzer yükseltilerin üzerindeki barakalar, fakirliğin kader değil, Kızıl Kimer’lerin biçtiği bir mahkumiyet olduğunu düşündürüyor. Hemen yanındaki komşusu Vietnam çok kısa zamanda bölgenin sanayi devi olmak üzereyken, burada hayatı 5 - 6 metrekarelik barakada sadece iki minderin üzerine sığdırmak, ancak bilinçli bir politikayla mümkün olabilirdi. Yine de "Gülümseyen İnsanlar Ülkesi" olarak tanınmayı başarmışlar.

EVLER, OKULLAR, MARKETLER BURADA HER ŞEY YÜZÜYOR

Tekneye binmek için otobüsten indiğimizde, bizi yoğun bir koku, çocuklar ve turistik fotoğrafımızı çekip bize daha sonra satacak olan fotoğrafçı karşıladı. Suyun rengi sadece çamurdan değil, insan atıklarından kaynaklanan bir kahverengi.

Kıyıdan uzaklaştıkça göl daha doğal bir çamur rengini alıyor. Artık evler suyun üzerinde. Her biri dubaların, salların üzerine yapılmış evler, okullar, marketler... Herşey yüzüyor. Yanımızdan yüzen bir bakkal geçti. Hani Anadolu’da çerçiler köyleri dolaşır, burada da satıcı ev ev dolaşıyor. Yüzen hayatların kimisi kıyıya yakın, kimisi suyun ortasında. Yerel rehberimiz göl çekilmeye başladığında çekici motorların evleri gölün ortasına doğru çektiğini anlatıyor. Geç kalındığında karaya oturuyor, aylarca gölün yükselmesini bekliyorlarmış. Taşınmaya karar verdiğinizde toplanmaya
/images/100/0x0/55ea0faef018fbb8f868c000
gerek yok, nakliye kamyonlarının yerine çekici motorlar var nasılsa. Aslında taşıyacak pek eşyaları da yok. Birkaç şilte, mutfak niyetine bir köşe, köpek, tavuk evin bütün eşyası. Bazılarında da çiçek ekilmiş teneke kutular vardı. Gölün suyu da evdeki her türlü ihtiyacı karşılıyor; banyo, yemek, bulaşık... Bu insanların bağışıklık sisteminin ayrı bir inceleme konusu olması gerektiğini düşünüyorum.

Yüzen evlerde yaşayanların geçim kaynağı balıkçılık. Yeni yeni başlayan turizmin nimetlerinden yararlananlar ise henüz çok az. Hayata asıl ritmi veren yine suyun hareketi. Kamboçya dilinde Büyük Göl anlamındaki Tonle Sap 3 milyon kişinin geçim kaynağı. Balık çeşitliliği ve bolluğuyla ülkenin büyük bölümünün de beslenmesine kaynak olduğundan "Besleyici Ana" da diyorlar. Mekong deltası cömertliğini Vietnamlılar’a da bol bol gösteriyor. 1997’ de UNESCO da bütün gölü İnsan ve Biyosfer çevre koruma programına almış.

BOZULMADAN GÖRMEK İÇİN ACELE EDİN

Biraz büyükçe, hatta üst katında manzaralı bir terası bile olan bir yüzen kafeterya molasına yaklaştığımızda, turist teknesini gören satıcılar, kimi kayıklarla, kimi basit sallarla, kimi leğene benzer taşıtlarla, bazı çocuklar da yüzerek etrafımızı sardılar. Amaç, ticaret. Teknemizin yaptığı cirodan memnun kaldılar mı bilmiyorum ama aldığımız muzlar çok lezzetliydi.

Kafeteryaya çıktığımızda tam ortada havuz gibi, dibi suyun içinde olan bir kafesle karşılaştık. İçi timsah dolıydu. Hadi bunlar kafesin içinde, ya diğerleri? İnsanlar suda hiç mi karşılaşmıyorlar acaba?

Tekne turumuz keşke daha uzun olabilseydi. Dönüşümüzü bekleyen fotoğrafçı, turistik tabaklara bastığı fotoğraflarımızla bizi bekliyordu.

Mutfaklarının damak zevkime pek uyduğunu söyleyemesem de uzaklara seyahat sevenler için Kamboçyayı en görülesi ülkeler listesinin başına almalarını öneriyorum. Doğallığını kaybetmeden görmek isteyenler biraz acele etmeli, çünkü bazı uyanık girişimciler Tayland Körfezi sahillerinde yatırım yapmaya başlamışlar bile.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle