Gülebilirsiniz, düşünmeyebilirsiniz!

Güncelleme Tarihi:

Gülebilirsiniz, düşünmeyebilirsiniz
Oluşturulma Tarihi: Şubat 03, 2013 00:00

Siz hiç mizahtan etkilenip fikir değiştiren bir politikacı ya da mizahtan güç alıp örgütlenen bir kitle gördünüz mü? Mizah en fazla var olanı, gülünç bir şekilde ortaya koyabilir, patlama riski taşıyan öfkeyi kontrol altına alır.

Haberin Devamı

Türk (daha doğrusu Anadolu) mizah tarihine üstünkörü bakan herkes; antik dönem, Selçuklu dönemi, Osmanlı dönemi ve Cumhuriyet dönemi evreleri arasındaki dönüşümü kolaylıkla fark edebilir.
Rastgele bir yerinden, diyelim ki bin 500 yıl öncesinden kesip aldığımız uzun bir sürecin en sonunda, yani bugün dönüp geriye baktığımızdaysa, kağnı hızıyla değişen gülme anlayışının nasıl baş döndürücü bir ivme kazandığını görmek hakikaten ilgi çekici.
Masallarla ve ağızdan ağıza geçen öykülerle başlayan serüven, pagan rahipler, şamanlar ve gezgin halk ozanları aracılığıyla yerleşik kültüre devrolunmuş, ondan sonradır ki yüzyıllarca yaşayan mizah tipleri kendini göstermiştir.
Keloğlan, Nasrettin Hoca, Karagöz ve Hacıvat gibi bugün mizahın kalesi kabul ettiğimiz karakterler, yerlerini özellikle Divan Edebiyatı’nın altın çağlarında adı sanı daha iyi bilinen hicivcilere, onlar da tuluat ve ortaoyunuyla birlikte Tanzimat-Meşrutiyet döneminin artık künyesi olan, düzenli mizah dergilerine bırakmıştır.
Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte sahneye çıkan ve artık iyice ‘Batılı’ bir karakter arz eden mizah dergileri de, birçoğumuzun bizzat şahit olduğu üzere, 70, 80 ve 90’lı yıllarda havai fişek gibi patlamıştır.
‘Mıştır’lı geçmiş zamanı bir kenara koyup günümüze ışınlanırsak ortada çetrefilli bir durum olduğunu görebiliriz. “Mizah güldürürken düşündürmelidir”ciler, “Recep İvedik’e mi gülüyorsun?”cular, “Karikatür çizerek de terörizm yapılır”cılar mizahın ve mizahçının eline ayağına dolanmış halde.

Haberin Devamı

MİZAH POLİTİK OLMAK ZORUNDA MI?

Belki önce birkaç tespit yapmak gerekiyor.
Mizah her zaman politik olmak zorunda değildir. Mizah en sağlam ezberlerin aksine kendisini her zaman egemen gücün karşısında da konumlamamıştır.
Keloğlan işsiz bir delikanlıdır, devrinin politik konjonktürüyle zerre kadar ilgilenmemiştir. Karagöz & Hacivat ikilisinin temel derdi bir arada yaşayan etnik unsurlar arasında cereyan eden komiktir. Nasrettin Hoca ise imamdır ve ayrıca bildiğin kadıdır. Yerel otoritenin en önemli iki mevkiini işgal eder. Büyük kısmı daha sonraki yüzyıllarda uydurulmuş fıkraları, günlük hayattaki yavşaklık, ikiyüzlülük ve gerizekâlılıkla dalga geçer. Akbaba mizah dergisi, Demokrat Parti iktidarına kadar ciddi bir şekilde CHP yanlısı yayım yapar. Bugün, Cem Yılmaz veya Şahan Gökbakar tek kelime politika yapmamaktadırlar. Karikatürist Salih Memecan ise politik mizahı iktidarın karşısından değil, yanından üretmektedir. Herhalde bu üçünün de mizahçı olduğunu tartışmayacağız. Özellikle Memecan’ı tartışmak abesle iştigaldir diye düşünme eğilimindeyim.

Haberin Devamı

HABABAM SINIFI POLİTİKTİR

Muhalif gelenekten gelen Marko Paşa, Gırgır, Leman, Penguen, Uykusuz gibi dergiler, Aziz Nesin, Ferhan Şensoy gibi politik duruşunu net bir şekilde ilan eden yazarlar ise bizi yine siyasi tercihleriyle değil, tipleriyle, zekâlarıyla, sezgileriyle güldürürler.
90’ların en sert politik dergisi Leman, Türk mizah dünyasına, örneğin, Ahmet Yılmaz ekolünü hediye etmiştir. Bugün o ekolden gelen Umut Sarıkaya’ya ve Behiç Pek ekolünden gelen Yiğit Özgür’e gülmekteyiz.
Genç okurların Rıfat Ilgaz’ın Hababam Sınıfı’nı okuduğunu, umutsuzca, pek sanmıyorum. Ancak okuyanlar iyi bilecektir ki, Hababam Sınıfı dibine kadar sert ve politik bir eserdir. Öğrenciler örgütlüdür, Kemalist temayülleri de olan sosyalist bir tablo arz ederler. Siyasi kavgalara karışırlar (taşlı-sopalı), esrar içerler, eylem koyarlar... Oysa biz bu kitaba edebi açıdan bayılırken, kahkahalarla gülmeyiz. Biz Hababam Sınıfı filmine güleriz. Çünkü film trajediden komedi alanına çekilmiş, bizi ‘acı acı gülümseten’ olaylardan arındırılıp, mizahın daha çok aşina olduğu sulara itilmiştir.

Haberin Devamı

ÖFKEYİ KONTROL ALTINA ALIR

Sakın ama sakın ola politik mizah yapılmaz/yapılmamalıdır dediğimi sanmayınız. Bal gibi olur. Haber-havadis değeri vardır. Aynı cenderede ezilen insanlara birlik duygusu verir. Umut aşılar. İktidarın gördüğü “En tepede yapayalnızım” illüzyonuna engel olur. Ancak mizah üreticisini sınıflandırmak anlamında bir işe yaramaz. Politik değişim yaratamaz. Siz hiç mizahtan etkilenip fikir değiştiren bir politikacı ya da mizahtan güç alıp örgütlenen bir kitle gördünüz mü? Bu tür mizah en fazla varolanı, zaten herkesin bildiğini gülünç bir şekilde ortaya koyabilir. İçeride tutulduğunda patlama riski taşıyan öfkeyi kontrol altına alır.
Muhalefet yapmanın, politik güç kazanmanın tek yolu sahada örgütlenmek ve politika yapmaktır. Buradan hareketle “Biraz da siyasi mizah yapsanız” eleştirisinin artık ölmesini diliyor ve ‘gülerken düşündürmek’ mevzuuna geliyorum.

Haberin Devamı

MİZAH ANLIKTIR

Gülerken düşünülmez. Güldükten sonra da düşünülmez. Acıdan ve ağladıktan sonra düşünülür. Gülerken düşünmeye zorlanıyorsanız ya sizi aptal yerine koyuyorlardır ya da izlediğiniz/okuduğunuz şey mizah değil, düpedüz trajedidir. Mizah anlıktır, hızla çekilen bir bıçak gibi parlaması, kişinin yüzüne beklenmedik bir tokat patlatması iktiza eder. Doğası gereği derinleştikçe ciddileşmesi gerekir.
‘Güldürürken düşündüren’ mizahın en temel özelliği başkalarına (egemene) bir türlü söyleyemediğimiz şeyleri üstü kapalı ve zeki bir biçimde söyleyebilmenin yarattığı ferahlık hissidir. Ama gerçekten karnınızı tuta tuta güldüğünüz şeyleri düşünürseniz, orada bir sokak röportajı, orada bir Cem Yılmaz skeci, bir kedi videosu ya da 9Gag fotomontajı göreceksiniz.
Orada Recep İvedik, Monty Python, Sadri Alışık, Seinfeld ya da her neye gülüyorsanız onu göreceksiniz.
Bu ve bundan sonraki yıllarda, güldüğünüz şeyleri küçümseyen kişilere lütfen aldırış etmeyiniz. Yeni nesil komedyenleri, karikatüristleri, mizahçıları kabul etmeyenlere, “Tanımıyorum” diyenlere itibar etmeyiniz. Eğer hayatınızdan memnun değilseniz sempati duyduğunuz siyasi harekete dahil olunuz. Ya da kendiniz örgütleniniz ya da her neyse. Ama “Buna da gülünür mü” baskısına boyun eğdiğinizde sevdiğiniz, güldüğünüz insanların da sırtına aynı yükü vurduğunuzu unutmayınız.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!