GeriKelebek Görev tuzağı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Görev tuzağı

Vaatler ve sadakat, öteki insanlara karşı sorumluluk duygusu, katılan herkesin ortak deneyimlerden zevk alması için yaşamsal bir önemdedir. Ama sorumluluk yalnızca bir kişiden değil, her iki taraftan da gelmelidir. Tek bir kişinin verdiği ve aldığı durumlarda ilişki, kötü bir kadere benzer.

İnsan varlığının iki yönlü bir mekanizma olduğunu hatırlayın; mekanizmalardan biri duygu gösterme ve verme işini üstlenmişken, öteki duyguları fark etme ve alma işini üstlenmiştir. Bu iki mekanizma birbiriyle bağlantılı olarak çalışmaktadır; her iki mekanizmanın kullandığı depo eşit ölçüde doluysa ancak, mekanizma iyi bir şekilde çalışacaktır. Ne kadar sevilirseniz o kadar sevebilirsiniz. Verebilmek için almanız gerekmektedir. Eğer uzun zaman kaynaklarınızı yenilemeden devam ederseniz, bir süre sonra vermek çok zor hale gelecektir.

En son deli gibi sevdiğiniz ve karşılık aldığınız zamanı hatırlayın! Dünya giderek değişmektedir; ayaklarınız yere basmaz her şeyi yapabilirsiniz, mutlu, arkadaş canlısı ve naziksinizdir, geçmişte sizi rahatsız eden her şey artık önemsiz hale gelmiştir. Doğal olarak her zaman aşk içinde yaşamayız, ama böyle bir şey gerçekleştiğinde duygu akışı en yüksek hızına çıkmaktadır. Ne kadar mutlu olursanız, ötekileri de o kadar mutlu edersiniz. Ama sorumluluk ve sadakatle bağlandığınız birisinin size aynı duygularla bağlanmasını beklemenin aşkın ortaya çıkma koşullarıyla hiçbir ilişkisi yoktur. Bu sadece insanın duygusal mekanizmasının, ancak yeniden dolduruldukça işlevini yerine getirecek bir yönüdür. Eğer karşılığında bir şey almadan kendi üzerinize düşeni yerine getiren yalnızcasizseniz, görev tuzağına yakalanmışınız demektir.

Göreviniz olduğu konusunda ikna olduğunuz işler otomatik olarak yerine getirilir. Buradaki yaklaşım, yapılması gereken işlerin yerine getirilmesi gerektiği üzerine düşünmenin bir yararı olmadığı yönündedir.

Bazı insanlar görevlerin yapılmak zorunda olduğunu düşünmekte ve bunun ne kadar sıkıntıya mal olduğunu göz ardı etmektedir. Sorumlulukların artması, suçluluk duyguları gibi güçlü duyguların uyanmasına neden olmakta ve görev ne ölçüde ağır olursa olsun yerine getirilmeye devam edilmektedir. Bu suçluluk bariyeri, kişinin kendi ihtiyaçlarına karşı bir uyarı görevi gören en derindeki duygularınınfark edilmesini engellemektedir.

Ama aldırmamaya çalıştığınız duygulardan kurtulma şansınız hiç yoktur. Yalnızca onlara dönüp bakmayı reddettiğiniz için, kendi ihtiyaçlarınız çekip gitmeyeceklerdir. Kendinizi görev çarmıhına gerip acı çekmenin bir yararı yoktur, çünkü yapmaktan hoşlanmadığınızbir şeyi yapmayı sürdürürseniz bunun acısı çıkacaktır. Er ya da geç, doğrudan ya da dolaylı, ama acısı çıkacaktır. En sonunda, sizin yardımlarınızı alan kişiye karşı sinirli, huysuz ve sabırsız olmaya başlayabilirsiniz. Bir dakika durun ve olayları ötekinin gözünden görmeye çalışın. Kendisine sıkıntı verdiğiniz birinden, siz olsaydınız yardım ister miydiniz? Sizden bezmiş birinin size bakması hoşunuza gider miydi?

Bunu saklamakta çok usta olsanız bile, stres bedeninizde er ya da geç belirtilerini gösterecektir. Bastırılmış duygular, içinizdeki daha sonra patlamaya ayarlanmış saatli bombalardır. Uykusuzluk, yorgunluk, migren, yüksek kan basıncı, panik ataklar, fobiler, takıntılı davranışlar (tekrar tekrar kilitleri kontrol etmek, sürgülere bakmak vb.) ve depresyon nedenleri çoğunlukla duygu ve ihtiyaçların bastırıldığı bir döneme kadar gitmektedir.

Eğer bir şeyi görev duygusu ile yerine getiriyorsanız, özel olarak birinin ya da genel olarak dış dünyanın size zorla yaptırdığı bir işi yerine getiriyorsunuz demektir. Yıllardır bu görevleri hep gözünüzün önünde bir yerlerde tuttunuz. Öncelikle bunlara isyan ederekbaşlamalısınız. Ama derinlerde duran ve nedenleri geç algılanan suçluluk duygusu, ne zaman beklentileri yerine getirmezseniz çanlarını çalmaya başlayacaktır. Böylece suçluluk duygusu, kendi ihtiyaç ve duygularınıza karşı ilgisiz kalmanıza neden olacaktır. Görev her göz kırptığında suçluluk duygusu –ta ki bir zamanlar kendi ihtiyaçlarınızın olduğunu bildiğiniz bir dönemi unutturana kadar- tetiği çekerek sizi ikna etmektedir.

Sık sık kendi ihtiyaçlarınızdan bahsettiğinizde, bakımınızı kabul eden kişi tarafından reddedilme ya da kınanma korkusu vardır. Bazı vakalarda bu kuruntular geçmiş deneyimlere dayanır. Ama bazen bu duygular gerçekten de köksüzdür. Bu yüzden, herhangi bir akıllıca nedenolmadan acı çektiğiniz süreyi artırırsınız. Öteki insan hakkında doğru bir karara varmanın en kolay yollarından biri, onun hakkında geçmişten beri ne bildiğimizi düşünmektir; bu durumda o insan bize çok sempatik gelecektir.Anlayışlı ve düşünceli insanlar mıydılar? Eğer cevap evetse, elbette meseleyi onlarla birlikte oturup konuşmanın zamanıdır.

 

Vera PEIFFER,

Görev Tuzağı 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle