GeriKelebek Giysiler hayatımızı etkileyen şeyler değil
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Giysiler hayatımızı etkileyen şeyler değil

Bir yandan kendini sosyal sorumluluklara adayan, diğer yandan markasını her geçen gün büyüten Amerikalı tasarımcı Kenneth Cole, modayla ilgili olarak “Yaptığım işi çok ciddiye almıyorum. Yeni bir siyah ayakkabıya ihtiyacı olan kadın zor bulursunuz. 10 yıl daha olmayacaktır. Onları ihtiyaçları olduğuna inandırmamız gerekiyor” diyor.

Kenneth Cole tam benim tarzım bir tasarımcı. Modayı ciddiye almayan, derinlikli, dünyada olup bitene kayıtsız kalamayan ve markasını gerçekten bir işe yaramak amacıyla kullanan, her nedense bu işe tesadüfen bulaşmış izlenimi veren...

Bireysel silahlanma, kadınların seçim hakkı gibi konularla ilgilenen ve zekice kurgulanan reklam kampanyalarında bunlara işaret eden kaç marka sayabilirsiniz?  

Türkiye’de Park Bravo ortaklığıyla City’s ve Akmerkez olmak üzere şu an sadece iki mağazası var. Türkiye’de daha yeni yeni tanınıyor. Oysa ABD’de Hollywood yıldızı ayarında.

Cole, Manhattan’daki üssünde bakın neler anlattı...

Internet ve sosyal medya, her şeyi olduğu gibi modayı ve markaları da etkiliyor. Siz burada kendinize nasıl bir pozisyon belirliyorsunuz?

- Sosyal medya ağları sayesinde bugün bireyler çok güçlü. Eğer bu yolla hükümeti devirebiliyorlarsa, o zaman kesinlikle modayı da, trendleri de belirleyebilirler. Artık monolog yok. “ınsanlara kendi düşüncemi aktarıyorum ve onlar da dinliyor” durumu söz konusu değil. Artık gerçek diyalog, fikir alışverişi var. Eskiden müşterinin sahip olması gereken şeyi bilen benim sanıyordum. Öğrendim ki müşteri ne istediğini biliyor. şimdi işim ona istediğini vermek ama beklediği şekilde değil. ılginç ve farklı kılmam gerek.

Bir moda markasını aksesuvarlarla -sizin durumunuzda ayakkabı- başlatmanın avantajı nedir?

- Bir kadınla kıyafete kıyasla, ayakkabı yoluyla daha iyi bir ilişki kurulabilir. Aksesuvarlar çok tanımlayıcı, ayakkabı ise çok güçlü. Giydiğiniz her şey görünümünüzü etkiler ama ayakkabılar nasıl hissettiğinizi de belirler. Eğer bir kadının markanıza dizden aşağı güvenmesini sağlarsanız, çok derin ve önemli bir ilişkinin temellerini atarsınız. Bu yüzden birçok ayakkabı markasının lifestyle markasına döndüğünü görüyoruz.

Reklam kampanyalarınız baştan beri zekice kurgulanmış sloganlara sahip. Sizden mi çıkıyor?

- Genelde evet. Dille oynuyorum. Reklamlarımız markanın kültürünü yansıtıyor; moda mesajının yanı sıra sosyal mesajlar da içeriyor. Ben karşımdakiyle sadece vücudunun üzerindekiyle ilgili değil, aynı zamanda kafasının içindekiyle ilgili konuşursam ilişkimizin çok daha ciddi bir hâl alacağına inanırım.

Şair olabilirdiniz. Ya da harika bir editör...

- Bence yazmak, mümkün olduğunca az sözcükle olabildiğince fazla şey anlatmak. ınsanlar uzun süre dikkatini bir şey üzerinde tutamıyor; hele de günümüzde. Ve kimse mecbur olduğundan fazlasını okumak istemiyor.

ALIŞVERiŞ SOSYAL BİR DENEYİM

Çok fantastik bir düşünce belki ama ileride Internet, mağazaları tamamen kovabilir mi sizce?


- Alışveriş sadece tüketmek değil. Bence aynı zamanda sosyal bir deneyim. Evlerde film izlenmeye başlandığında sinemaların batacağından korkuluyordu. Ama insanlar sinemaya gitmeye devam etti çünkü sinema sosyal bir deneyimdi, sadece bir ürünü tüketmek değil.

“İnsanın görünümü kendiyle ilgili kehanetidir” demişsiniz. Bu ne demek?

- Sabah kalkıp aynaya baktığınızda iyi göründüğünüzü düşünürseniz iyi görünürsünüz. Çünkü kendinizi iyi hissedersiniz, rahat olursunuz, daha çok gülümsersiniz. ıyi göründüğünüzü düşünmezseniz o gün sizin için hiçbir şey yolunda gitmez.

Sezon trendleri siz ve markanız için ne kadar önemli?

- Markam için inandığım iki şey olmuştur: Biçim ve işlev. Hoppa moda hiçbir zaman işlevsel moda kadar bana hitap etmemiştir. ıçinde bulunduğu sezonla kısıtlı kalmayan modadan bahsediyorum. ınsanlar bugün artık giysilere yatırım olarak bakıyor. Değer o ürüne ödediğiniz parayla değil, ondan ne aldığınızla ölçülüyor. Her mevsim gece gündüz giyebileceğiniz bir ayakkabıya daha fazla para harcamaya hazırsınız.

Modayı ne kadar ciddiye alıyorsunuz?

- Yaptığım işi çok ciddiye almıyorum çünkü giysiler ve ayakkabılar hayatımızı gerçekten etkileyen şeyler değil. Yeni bir siyah ayakkabıya ihtiyacı olan kadın zor bulursunuz. 10 yıl daha olmayacaktır. Onları ihtiyaçları olduğuna inandırmamız gerekiyor. Amacımız o ayakkabıyı daha eğlenceli hale getirmek, deneyime anlam kazandırmak ve markayla etkileşirken insanların kendilerini iyi hissetmesini sağlamak.

İSTANBUL BANA ŞOK GEÇİRTTİ

Türkiye’ye dair bir fikriniz var mı?


- Birkaç yıl önce Marka Konferansı’nda konuşmak üzere İstanbul’a geldim. İstanbul’un diğer Ortadoğu şehirlerine benzediğini, modern olma arzusu taşıdığını ama henüz hedefine ulaşmadığını sanıyordum. Bu kadar kozmopolit ve gelişmiş olmasını beklemiyordum. şok geçirdim. Çırağan’ın lobisinde durup içeri giren iyi giyimli, bakımlı insanları izlediğimi hatırlıyorum, Milano’da ya da Paris’te gibiydim. ınsanların çok kültürlülüğü ve çok dilliliği de beni şaşırttı.

Dünyanın en büyük AIDS araştırma kuruluşu AmfAR’da aktif rol alıyorsunuz. Sosyal sorumlulukla ilgili bir şeyler yapmak istediğinizde neden AIDS’i seçtiniz?

- Çünkü o tarihte bu ülkede kimse AIDS hakkında konuşmuyordu. Çünkü konuşursanız AIDS’li gibi görülme riskiniz vardı. Bu da uyuşturucu kullandığınız ya da eşcinsel olduğunuz anlamına geliyordu. Ülkenin başkanı Ronald Reagan, AIDS’i ilk 1987’de telaffuz etti. O güne kadar 40 bin insan bu hastalıktan ölmüştü bile. Başkan AIDS demeden iki sene önce biz kampanyamızı yapmıştık. ınsanlar “Niye yaptın, biraz tehlikeliydi” diyordu. Yaptım çünkü kimsenin konuşmadığı bir konuda söz söyleme fırsatım vardı.

MODAYI BANA HİTAP EDEN BİR ALAN OLARAK GÖRMÜYORDUM

Hikayeniz nasıl başladı?


- İnsanların giyim kuşam ve kıyafet seçimleriyle kendileri tanımlama güçleri hep ilgimi çekti. Giysiler bireyler için çok güçlü araçlar. Hem düzenlenmemiş hem de filtre edilmemiş. Bir gün içinde karşılaştığınız veya tanıştığınız insanların çoğu sizin hakkınızda kendinizi sunma biçiminiz dışında fikir sahibi değiller. Bazen o ilk izlenimi yaratmak veya tanımlamak için ikinci bir şansınız olmuyor. Dolayısıyla yaptığınız seçimler önemli.

İlk izlenime inanıyor musunuz?

- Bu bir hakikat. ınsanları ilk izlenime göre değerlendirmeli miyiz? Büyük ihtimalle hayır ama değerlendiriyoruz işte. ınsanlarla el sıkışıp “Merhaba” diyoruz, bazen onu bile demiyoruz. Bu arada insanlar bizi görüyor ve bizi tanımlıyor. Bunu saç modelimize, kıyafetimize, ayakkabımıza bakarak yapıyorlar. Biri bazen bana “Ken, ben aslında modaya ya da kıyafetlere inanmıyorum” dediğinde cevabım şu oluyor: “Bu tuhaf değil ama dünyaya bu mesajı yolluyorsun. Ve belki de bu, diğerinden daha güçlü bir mesaj. Sadece bunu yolladığının farkında ol.” Bu durum beni hep cezbetti ve giyim kuşam konusunda deneysel davrandım. Ama yoksa, küçükken hayalim profesyonel basketbolcu, beyzbolcu ya da tenisçi olmaktı. Moda dışı her şey olabilirdi. Modayı bana hitap eden bir alan olarak görmüyordum.

AYAKKABI SATABİLMEK İÇİN PRODÜKSıYON ŞİRKETİ KURDUM

Nasıl girdiniz bu yola?


- Avukat olmaya karar verdim. Fakülte öncesi ailemin Brooklyn’deki ayakkabı fabrikasında vakit geçirmeye başladım. Ürün geliştirme süreci beni çok etkiledi. Hukukta bir kitabın içeriğini öğreniyorsunuz. Bunu en iyi öğrenen ve yorumlayan en iyi avukat oluyor. ış hayatında ise kural mural yok. Özellikle de işiniz modayla ilgiliyse... Ve daha önce yazılmış veya yapılmış olandan ne kadar uzaksanız başarılı olma ihtimaliniz o kadar yüksek. Bu işe girdiğimden beri beni en çok etkileyen yanı bu.

Okulu bitirdiniz mi?

- Hayır. Kısa bir süre aile işinde çalıştım. 1992’de kendi işimi kurdum. şirketimin ismini Kenneth Cole Inc. olarak kaydettirdim. İtalya’ya gidip bir koleksiyon yaptırdım, ABD’ye döndüm. Hilton’da bir ayakkabı fuarı kurulur. Binden fazla ayakkabı üreticisi ve marka birer oda tutar ve alıcılar bu odaları gezer. Bunu yapacak param yoktu. Bir arkadaşıma “Hilton’un önüne kamyon park etmek için nasıl izin alırım?” diye sordum. “New York’ta kamyon park edemezsin. Bisikleti bile 10 dakikalığına park edemezsin. Burası New York” dedi. Vilayeti aradım, “Haftaya 6. Cadde ve 46. Sokak’a kamyon park etmek için nasıl izin alırım?” diye sordum. Sadece iki koşulda böyle bir iznin alınabileceğini söylediler: “Ya bir kamu hizmet şirketi olacaksınız ya da film çeken bir prodüksiyon şirketi.” O akşamüstü şirketin ismini Kenneth Cole Productions’a çevirdim ve ertesi sabah “Bir Film şirketinin Doğuşu” adlı filmi çekmek için kamyonu park etme iznini aldım. Hilton’un önüne park ettiğimiz kamyonda 2,5 günde 40 bin çift ayakkabı sattık. Satın almacıların hepsi sırada bekledi. Kenneth Cole Productions ismini hâlâ koruyoruz çünkü bize en iyi çözümlerin en pahalı olanlar değil, en yaratıcı olanlar olduğunu hatırlatıyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle