Gezi Parkı sırasında ne kadar üstün bir ülke olduğumuzu anladım

Güncelleme Tarihi:

Gezi Parkı sırasında ne kadar üstün bir ülke olduğumuzu anladım
Oluşturulma Tarihi: Eylül 29, 2013 01:44

Gazeteci olduğum için şükrettiğim anlar…Barberini Meydanı’nda bir kafedeyim. Elimde otelden yürüttüğüm kâğıt kalem, not alıyorum. Hava kaymak gibi... Yazın Roma’dan gidesi yok. Nasıl gitsin! Dekolteli kadınlar, sıcakta da ceketli jilet gibi adamlar, Vespa’sının üzerine zarifçe oturmuş, yere her döktüğünde gülümseyerek sandviç yiyen genç kız… Biraz ötede binlerce yıllık göz kamaştıran anıtlar, saraylar, Bernini heykelleri… Gözüm hep güzel bir şeye dokunuyor. Ruhum dinleniyor. Roma bildiğimiz Roma.

Haberin Devamı

Fellini, Antonioni filmlerinden hatırladığım opera dekoru sokakları, sadece sokak tabelalarını çıplak bırakan sarmaşıklar…
İtalyan panjurları ve arkalarında her biri film karakteri olabilecek İtalyalılar…
Şarkı söyler gibi konuşmalarıyla, ihtişamlı görünümleriyle İtalyan olmanın onlara yüklediği hayat tutkusunu, iddiayı taşıyorlar hâlâ.
Ama artık o panjurların arkasındaki öyküyü Antonioni, Fellini anlatmıyor.
Dünya sürprizli bir yer.
Değişen, biraz da yaşlanan bu ülkenin yeni serüvenini, ‘Doğu’ Roma İstanbul’dan buraya sinema okumaya gelen bir Türk anlatıyor bugün.
Ferzan Özpetek İtalyan sinemasının ‘büyük yönetmeni’.
Yakın arkadaşı Serap Engin ile birlikte üçüncü kez Roma Türk Film Festivali’ni düzenliyor.
Yeni bir ‘Love Story’ olmaya aday, dokunaklı bir aşk filmini tamamladı.
Ama esas haber başka.
İçinde hep büyüttüğü bir şey İstanbul aşkı…
Özpetek ilk kez bir roman yazdı.
Büyük olasılıkla filmi de yolda.
Adı: İstanbul Kırmızısı…

Haberin Devamı

Ertuğrul Özkök sizin için “İtalya’da Antonioni, Visconti, Fellini kuşağının bugünkü temsilcisi” diye yazdı. Katılır mısınız?
- 2001-2002 yıllarında bir ödül töreniydi. Ettore Scola “Felliniler, Viscontiler’den sonra sinemamızda artık Ferzan Özpetek var” diye bir konuşma yaptı. O benim için efsanedir. Çok heyecanlandım. “Sen benim için hep yükseklerdesin” demişti. Cahil Periler yeni çıkmış, fırtına gibi esiyordu.
Ama en sevdiğiniz film ‘Cahil Periler’ değil, ‘Bir Ömür Yetmez’ galiba…
- ‘Bir Ömür Yetmez’ bu evde geçtiği, arkadaşlarıma, hayatıma çok yakın olduğu için farklı. ‘Cahil Periler’in 15 yıl sonraki hali gibi.
Kiminle konuşsam “Ah Cahil Periler!” diyor. En sevilen filminiz o sanki.
- İtalya için yenilikti. Dağıtım şirketi “Hiç iş yapmaz, belirli bir gay grubu gider” dedi. Patlama yaptı. Eleştirmenler filmin yeniliğinden bahsetti. Işığı, çekim tarzı, anlattığı konuların birbirine karışması, oyunculuğu… Bunlar ileriki yıllarda İtalyan yönetmenlerin esinlendiği şeyler oldu. Hâlâ üniversitede “Kültürel olarak bizi değiştiren film” deniliyor.
Müthiş bir başarı…
- Hiç düşünmeden yaptığım için hoşuma gidiyor. Sadece eğlendim. Burada geçmesinin nedeni evime yakın olmasıydı. Üç dakikada sete varıyordum.
Sezen Aksu şarkıları, Yıldırım Türker’in sözleri... ‘Şahane Misafir’in son sahnesinde yakın plan üzerine Sezen… Ve Yıldırım’ın “Yalnızlıktan öğrendim binlerce masalı, hüzünden öğrendim sevmeyi” sözleri… Dehşet bir trio olmuşsunuz. Nasıl çalışıyorsunuz birlikte?
- Yıldırım çok yakın arkadaşım. Sezen de öyle. Fikirlerini hep sorarım. Reklam filmi gelir, cevabını bilsem de Yıldırım’ı ararım. “Sakın ha” der haklı olarak. Sezen’i çok yordum. Son anda “Şu şarkıyı yap. Şurasını değiştir” derim. Yapar, değiştirir. Böyle alçakgönüllü, rahat, dost insana az rastladım. Bir de Serap (Engin) var. Danışman olarak ilk başvurduğum insan o.
Filmlerde nasıl çalışıyorsunuz onlarla?
Sadece anlatıyorum. Serseri Mayınlar’da ‘Kutlama’ şarkısını kullanacaktım, emin olamadım. Yıldırım’ın evinde seyrettik. Sezen çok ağladı. Yıldırım, “Şarkı ne güzel oturmuş” dedi. İyi gitti.
İtalyanlar nasıl buluyorlar?
- Bayıldılar. Her filmimde Sezen şarkısı bekliyorlar. Ama bu filmimde yüzde 99 yok.
Neden?

Gezi Parkı sırasında ne kadar üstün bir ülke olduğumuzu anladım

Haberin Devamı

- Çok yoğun şu sıralar. Ona “Şarkı yaz” diyecek yüzüm yok.

KEMERLERİ BAĞLAYINIZ


Yeni filminizi anlatır mısınız?

- 13 yıllık bir evliliğin, kuvvetli bir aşkın hikâyesi.
Adı ne?
- ‘Kemerleri Bağlayınız’. Betty Davis bir filminde “Fırtına geliyor, kemerleri bağlayın” der, ondan etkilendim.
‘Love Story’ tadında diye duydum.
- Evet, çok duygusal. Epey ağlatıyor. Hoşuma giden bir adamla kadının hikâyesini anlatmak, ilk defa. Karşı Pencere sadece aşk hikâyesi değildi.
Nereden esti?
- Şurada resmi olan arkadaşımı görüyor musun? Artık yaşamıyor. Burada onun için yemek vermiştim. Sağlığı iyi değildi. Kocası uzaktayken, “İlişkiniz nasıl gidiyor?” diye sordum. “Bana daha düşkün oldu” dedi. Gözlerim doldu. Bir evliliği anlatmaya karar verdim. Film aşkın hiçbir şeyi görmeyeceğini anlatıyor.
Aşkın biraz karanlık, hastalıklı yanları yok mudur? Kıskanmak, sahip olmak gibi…
Bu kendini yerden yere atacağın bir aşk değil, normal bir aşk. Her şey normalken fırtına başlıyor. Kemerleri bağlayın!
Oyuncular kim?
- Kadın oyuncu Kasia Smutniak. Çok güzel, çok üstün bir oyuncu. Francesco Arca’nın ise ilk filmi. Bir reality show’daydı.

İSTANBUL KIRMIZISI

Bu filmi yine Lecce’de çektiniz. İstanbul filmi ne zaman?
- Ekim sonunda romanım çıkıyor. Adı ‘İstanbul Kırmızısı’.
Ne güzel isim! Ne anlatıyor?
- Kendi hayatım da var, kurgu da. Hem bugün, hem geçmiş… Üç-dört günlüğüne Türkiye’ye annesine giden, sonra bir ay kalan bir yönetmenin hikâyesi.
Kırmızı neyin simgesi?
- Romanda annemin benden istediği ojenin rengi. Yanında cimnastik yaptıran çocuğa âşık. Çocuk 27, annem 86 yaşında. Başka sürprizler de var, okuyunca göreceksiniz.
Ekimde mi çıkacak?
- İtalya’da ekim sonunda. Frankfurt Kitap Fuarı’na yetişecek.
İlk roman, değil mi?
- İlk, belki de son. Çok anlatmak istediğim bir şeydi.
Hoşunuza gitti mi roman yazmak?
- Keyifli. Terapi gibi. Çocukluğumu anlatıyorum. Sonra bambaşka bir şeye geçiyorum.
Filme çekilecek gibi mi öykü?
- Çekilecek.
İstanbul filminiz bu olacak o zaman…
- Rahatlıkla bu olabilir.
Ne zaman?
- Hiçbir şeyi planlamamak lazım.

Haberin Devamı

Gezi Parkı sırasında ne kadar üstün bir ülke olduğumuzu anladım

ÜLKEME İKİNCİ KEZ ÂŞIK OLDUM

Biz Türkler’in bir kendini anlatma derdi vardır. “Bakın biz de sizin gibiyiz, biz de moderniz. Bakın İstanbul ne kadar güzel” gibi. Bu kompleks hepimizde vardır. Siz bunu aşabildiniz mi yoksa bu duyguyu yararınıza mı kullanıyorsunuz?
- Çok doğru. Aşamadım ve yararlanıyorum. Hâlâ Türkiye’ye gitsinler, şaşırsınlar istiyorum. Harem Suare’yi yaparken Harem’in insanların kafasındakinden değişik olduğunu anlatmak istiyordum. Meral Okay yıllar önce arayıp “Bu film beni çok etkiledi. Aklımda bir proje var. Ne dersin?” demişti.
Muhteşem Yüzyıl mı?
- Evet, “Harem Suare’de canımı çıkardılar ama dene” dedim. Türkler’in de farkında olmadığı şeylerdi. Yurtdışında bunları sorguluyorsun. 80’li yıllarda “İstanbul’a gittim deveyle dolaştım” diye uydururlardı. “Biz Arap değiliz” derdim. Şimdi sorsalar “Beş devem var” derim.
İranlı, Faslı yönetmenlerin böyle bir takıntısı var mıdır?
- Yoktur, gerçekten. Ama değişiyoruz. Çalışkanız, iş bitirici, ilericiyiz. Gezi Parkı sırasında ne kadar üstün bir ülke olduğumuzu anladım. Ne kadar zeki, cesur insanlar olduğumuzu gördüm. Beni yolda durdurup, “Nasıl insanlarsınız siz! Nasıl bir ülke bu!” diyorlardı. Duran adam olayını herkes ağlayarak anlatıyordu. “Biz bunu yapamayız, ölmüşüz” diyorlardı. İkinci kez âşık oldum ülkeme, ülkemin insanına.
Şaşırdınız mı?
- Ben bekliyordum. İnsanların birikimini görüyordum. Yolda yürürken bir vitrinin nasıl yapıldığından, bir tasarımdan anlıyorsun.
Allah Allah…
- Türkiye’nin ileride olduğunun işaretleri ayrıntılarda. İnternetim bozuluyor, iki saat sonra gelip yapıyorlar. Burada bir buçuk ay geçer! Telefon bozulur, 50 kere ararsın. Yüzünüze kapatırlar. Bana burada İtalyan yönetmen diyorlar, bu onlar için önemli bir şey. İtalyan, Türk olmak değil, iyi filmler yapmak önemli. Ama şimdi “Türküm” demek hoşuma gitmeye başladı.
İtalyanlar iyi izledi mi Türkiye’de olup biteni?
- Çok iyi hem de. Bir şeylere “Hayır” denildi. Her ülkede denemiyor. Karşı tarafın da gurur duyması lazım.
Çok sert tweet’ler attınız. Tepki geldi mi?
- Benim derdim orada üzerine gaz sıkılan insanlar. Alabora için endişelendim. Pasolini gibi birini öldürdüler burada. Sağın ve solun ona karşı hazırlattığı ortamdı onu öldüren. Geçenlerde Hrant’la ilgili bir şeyi retweet yaptım. Bir adam “Ne savunuyorsun Ermenileri,
sonun kötü olur” gibi saçma sapan şeyler yazdı. Sinir krizi geçiriyordum, içimden 10’a kadar saydım, cevap yazmadan sildim.

SANAT FİLMİ DEĞİL İYİ VEYA KÖTÜ FİLM

Roma Türk Film Festivali’nde Yılmaz Güney’i ödüllendiriyorsunuz bu yıl.
- Beni çok etkileyen ve çok acı çeken bir yönetmen.
Sinemayla toplumu değiştirme hedefiniz var mı?
- Yok. Hayatı, hayatın içinde karşılaştığımız tipleri anlatıyorum… Ama Cahil Periler’in getirdiği sosyal değişimden söz edebiliriz. Gay’likle ilgili örneğin. Ama bilerek yapmıyorum. İçimden geliyor.
Türk sinemasına sanat sineması mı hâkim?
- Nuri Bilge’nin dediği çok hoşuma gider: “Ya kardeşim. İkimiz de istediğimiz, sevdiğimiz filmleri yapıyoruz. Senin anlattığın şeyi çok, benimkini daha az kişi izliyor. Fark sadece bu.” Sanat filmi yapacağım diye yola çıkmak samimiyetsizlik. Kamerayı oynatmayayım, ödül getirir denmez!
Var mı böyle film çeken?
- Dolu. Sanat filmi değil; iyi ya da kötü film vardır.
Kim iyi film çekiyor Türkiye’de?
- Nuri Bilge… Nefes’i ve Çoğunluk’u çok beğendim. Reis Çelik’in Lal Gece’si, Sonbahar’ı çeken Özcan Alper… Belmin Söylemez’den çok iyi bir film bekliyorum. Köprüdekiler’i de unutmayalım.
Türk oyuncuları nasıl buluyorsunuz?
- Çok iyiler! Bazıları dizilerde bazı özelliklerini yitiriyor ama bunu toparlamak kolay. Kayıp Şehir’dekiler çok üstündü.
Dizi izliyor musunuz?
- Türkiye’dekileri takip etmiyorum. Amerikan dizilerini izliyorum. Game of Thrones, Homeland, Spartaküs’e bayıldım.

Haberin Devamı

Gezi Parkı sırasında ne kadar üstün bir ülke olduğumuzu anladım

CEM YILMAZ ÜŞÜR, SÖYLEMEZ

Filmi aklınızda tasarlarken kimi düşünürsünüz? Türkleri mi, İtalyanları mı?
- Ölçüm, benim ne kadar hoşuma gittiği, beni ne kadar heyecanlandırdığı.
Orhan Pamuk “Önce kendi sadık okurumu mutlu etmek isterim” demişti.
- O sonradan geliyor. 15 yıldır Bologna’ya Açıkhava Sineması’na giderim galalara. 2000 seyircinin 150-200’ü hep aynı. Yaşlandılar. Evlenenler, ayrılanlar oldu.
Ahbap oldunuz yani…
- Film bitince konuşuyoruz. Bir çift, ‘Kutsal Yürek’i eleştirir. Bir kadın “Ferzan Özpetek filmine ilk bileti almak için sabahın köründe sıraya gireriz” der...
Türkiye’de var mı böyle bir şey?
- Digitürk çok işime yaradı. Filmlerimi yayımladı. Bir de DVD’lerim… Bir yıl önce taksiyle eve dönüyorum, adam “Ferzan Bey bir resminizi çekebilir miyim? Hanım bayılır” dedi. Şaşkına döndüm.
İtalya’da mı daha çok izleniyorsunuz burada mı?
- İtalya’da tabii. Burada 1.5 milyona varıyor. En düşük 780 bin.
Cem Yılmaz’la bir daha çalışacak mısınız?
- Her zaman olabilir. Mükemmel bir oyuncu. Çok disiplinli. Her şeyi zamanında yapar. Üşür, söylemez. Karnı acıkır, söylemez.
Başka Türk oyuncu var mı aklınızda?
- Kenan İmirzalıoğlu’nu çok beğeniyorum; Kayıp Şehir’de oynayanları… Gökçe Bahadır, Binnur Kaya çok iyi.
Beren Saat’i, Tuba Büyüküstün’ü nasıl buluyorsunuz?
- Hammaddeleri çok iyi. Çok şey çıkartılabilecek oyuncular.
Tuncel Kurtiz’i kaybettik. Tanır mıydınız?
- Yemek, içmek ve kahkahayla geçen zamanlarımız olmuştu. Uzun uzun yüzmesi, çok dobra olması… İnsan olarak mükemmel, oyuncu olarak muhteşemdi. Kapanan bir dönem o.
İstanbul’dan, Kalamış’tan buraya uzandı hayatınız. Çocukken filmlerini izlediğiniz Fellini’nin Roma’sının belki 1 numaralı yönetmenisiniz. Arada kendinizi çimdikliyor musunuz ‘bunlar gerçek mi’ diye?
- Yıldırım (Türker) gelmişti, arabayla güneye gittik. Yanıma geliyorlar. Bunun inanılmaz bir şey olduğunu söylemişti. Durup dururken bir adam karşıma çıktı, “Size, verdikleriniz için çok teşekkür ederim” dedi. Bazen arkama bakıyorum tabii, “Bana mı söylüyor?” diye. Bu beni mutlu ediyor.
Ama filmlerinizde müthiş bir yalnızlık duygusu, hüzün de var. Bunlar da hayatınızın parçası mı?
- Kesinlikle. Başkalarının yanında hissedilen yalnızlık var…

Haberin Devamı

SEYAHAT ÖNERİLERİ

Ferzan Özpetek’in insanlara seyahat önerisi vermek gibi bir ‘takıntısı’ var. Bazen abartıp, çok iyi tanımadığı kişilere uzun uzun öneri mail’leri yazıyormuş. Garipseyip soğuk davrananlar bile olmuş! Onu ben de durduramadım…

İSTANBUL’DA

Karaköy Lokantası öğlen ve akşam yemekleri için favorisi. Sonra:
Akın Balık
Balıkçı Sabahattin
Tarihi Karaköy Balıkçısı
Vogue. (Özellikle yabancı arkadaşlarına burayı tavsiye ediyor.)
Leb-i Derya
Hamdi.
Meyhane olarak Refik.
8 İstanbul.
Her İtalyan’ı mutlaka Çemberlitaş Hamamı’na gönderiyor.
Gece dışarı çıkmıyor. Eğlenmek için bir yere gitmeyi absürd buluyor. En sevdiği şey evde arkadaşlarına yemek yapmak. Çok emin şekilde “Makarnada bir numarayım!” diyor. Buzdolabında makarnaya kattığı balık yumurtasını gösteriyor. Ne acı ki şu sıralar diyette.

ROMA’DA

“Roma’da iki günüm var. Ne yapayım?” diye soruyorum. İşte cevapları:
Campo di Fiori bölgesine git.
Roma yemeklerinin en kralını Felice’de yersin. Testaccio mahallesinde.
Pier Luigi Restoran’a uğra, müthiştir.
Bir şarküteri var, inanılmaz: Roscioli. Via dei Giubbonari’de.
Via Giulia’da yürü. Karşı Pencere’de gördüğün Ponte Sisto Köprüsü’nü geç, istediğin lokantada otur.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!