GeriKelebek Fransızlar Çanakkale Zaferi’ni bilsin, unutmasın istedim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Fransızlar Çanakkale Zaferi’ni bilsin, unutmasın istedim

Fransızlar Çanakkale Zaferi’ni bilsin, unutmasın istedim
refid:19947801 ilişkili resim dosyası

Paris yakınlarında, katedrali ve yat limanıyla ünlü Meaux şehri, ülkenin en önemli müzelerinden birine sahip bugün: 1’inci Dünya Savaşı Müzesi. Fotoğrafçı Jean-Pierre Verney’in savaşa giren ülkelerden 40 yıl boyunca topladığı 50 bin obje ve doküman bu ilginç müzenin koleksiyonunda.

 Verney, geçen kasımda açılan, her adımda zevkle bir şeyler öğrendiğimiz interaktif mekan için, “Dönemin ‘dost-düşman’ devletleri ayrımından uzaklaşıp, herkese aynı mesafeyle bakmak istedik. Türklerin muhteşem Çanakkale Zaferi’nin önemini Fransızlar da öğrenip, konuşsun mesela” diyor.

Tek kişinin 40 yılını verdiği bir tutkunun ürünü bu müze. Top mermisinden oyuncağa, kasktan kılıca, gaz maskesinden ayakkabıya neler toplamamış ki Jean-Pierre Verney. 1’inci Dünya Savaşı’na merakı, Osmanlı Devleti dahil savaşa giren bütün milletlerin o karanlık günlerine dair her şeyin peşine düşmesine neden olmuş. Bit pazarları, eskicilerle başlayan macerası, koleksiyonerler borsası, müzayedelerle sürmüş. Bugünse internetten alıyor aradığı parçaları. Ona göre peşine düştüğü ve bulduğu her obje, her dokümanın arkasında bir insan, aile, ülke hikayesi saklı.

HER PARÇANIN HİKAYESİ VAR

Jean-Pierre’in Fransa’da “Büyük Savaş” olarak anılan 1’inci Dünya Savaşı’na merakı 2-3 yaşındayken, dedesinin Chemin des Dames’daki evinde geçirdiği tatillerde başlıyor. 1917’nin trajik günlerine tanıklık etmiş bu bölge, Verney’in çocukluğunda tel örgülerin, top mermilerinin öylece kaldığı, gazilerin gençliklerini yeniden bulmak için dönüp, toplandığı bir yer. Kafelerde hep “o günlerden” söz edilir ve o bu hikayelerle büyür. 24 yaşına gelip de askere gittiğinde savaş meydanları ve tarihlerin ötesine geçmek ister. Konuyla ilgili objeler önem kazanır, “çünkü obje sorgulatan, konuşturan, ağlatan bir şey”dir. “Kasktan yapılmış bir mandolin görüyorsunuz, içinize dokunuyor. Belki adamın içi sıkkındı, belki karısını özlemişti.. Ya da bir mektuptaki bir tutam saç... Her biri ayrı bir hikaye...”
Verney’in amacı sadece “biriktirmek”, “koleksiyon” yapmak olmamış hiç. “Bana koleksiyoner demeyin” diye altını çiziyor zaten. “Çok sayıda milletin girdiği ve yıllar süren bir büyük savaşın daha iyi anlaşılması için gereken parçaları bir araya getirmeye çalıştım sadece. Baştan beri amacım elimdeki malzemeyle bir müze kurmaktı. İlk başvurumu daha 1974’te yapmıştım.” Yıllar süren çabası ona 27 red cevabı getirir. “Ya koleksiyonun önemini anlamadılar ya da inanmıyorlardı önemine..” Bununla birlikte bir bakanlıkta süren fotoğrafçılık kariyeri boyunca elindeki koleksiyonu Paris’in prestijli mekanlarında, geçici sergilerle görücüye çıkarır. “Toplam 1 milyon kişi bu koleksiyonun bir bölümünü çeşitli temalar altında görmüştü” diyor.

Sadece obje ve dokümanla sınırlı değil Verney’in “savaş tecrübesi”. Çocukluğunda direkt ağızdan dinlediği hikayelerin yanı sıra 1964’te bir radyoda yaptığı program sayesinde de, aralarında ünlü isimlerin, sanatçı ve aktörlerin bulunduğu gazileri tanıyıp tanıtma, onlarla sohbet etme fırsatı bulmuş. Radyo programı, çocukluğundan beri roman, hikaye ve tanıklıklarla zenginleştirmeye çalıştığı merakını iyice tetikleyen bir unsur olmuş.

HENDEK DEYİP GEÇMEYİN

Jean-Pierre Verney konuyla ilgili 10 kadar kitaba imza atmış. Çocuklara ve yetişkinlere “Büyük Savaş”ı anlatıyor hep. Ayrıca Fransa’nın en büyük çizgi romancılarından Jacques Tardi ile imza attığı bir de seri var. Bu çalışmayı profesyonel işbirliğinden çok “arkadaşlık, dayanışma” diye adlandırıyor: “Tardi’nin son çizdiği Putain de Guerre (Allahın Belası Savaş) sırasında, ona sürekli elimdeki objeleri götürdüm. Dönemin copunu, üniformasını, tüfeğini bire bir görüyordu böylece. Elimdeki bazı görsellerle de fikir vermeye çalıştım. Ya da örneğin eserde söz konusu ettiği günün hava koşullarını gerçek bilgiler doğrultusunda düzelttim, gaz maskesi aslına uygun olmamışsa söyledim. Konuşma balonlarındaki sözcüklerden savaş döneminde henüz kullanılmayanları temizledim.”

Objeleri vitrinde sergilemenin, onların gücünü azalttığını düşünen Jean-Pierre, klasik müzecilik anlayışından uzak durduğunu belirtiyor. Interaktivitenin, ses ve ışık efektlerinin öne çıkarıldığı müzenin en ilginç bölümlerinden biri Fransız ve Alman hendekleri. Fransızlar’ın son derece eğreti, geçici ve sadece ilerlemek amacıyla açtıkları hendeğin hemen yanında son derece iyi planlanmış ve “yaşamak” üzere açılmış Alman hendeğini görmek şaşırtıcı. Hendek dekorunun içi yine Jean-Pierre’in koleksiyonundan seçilmiş objelerle doldurulmuş.

Böylesine önemli bir müzenin Paris’in hemen yanı başındaki küçük şehir Meaux’da açılmasının başlıca nedeni Meaux belediye başkanının koleksiyonu görür görmez duyduğu heyecan. Bunun yanı sıra Meaux’nun Almanlar’ın Paris’i hedef alan saldırılarında bir geçiş yeri olarak ciddi çarpışmalara sahnelik etmesi, Paris’e girişlerinin engellendiği nokta olması, hatta Fransız tarihinde bu dönemin Meaux’nun içinde yer aldığı bölgenin adıyla “Marne Çarpışması” olarak anılması da önemli olmuş bu kararda. Yine Amerikalılar’ın Fransızlar’a 1917’de hediye ettiği “Ağlayan Özgürlük” anıtının da Meaux’da yer alması şehrin müze mekanı olarak seçilmesini meşrulaştırıyor.

Jean-Pierre Verney müzeye 600 bin Euro’ya sattığı koleksiyonu elinden çıktığında üzerinden bir ağırlık gittiğini, onca parçanın temizliğini ve bakımını yıllarca nasıl yaptığına kendisinin de şaşırdığını söylüyor ama bununla birlikte müze için yeni parçalar aramaya devam ediyor. Kendisi için değil; herkes, bütün milletler için bu çabası. “Fransa’da Büyük Savaş’taki diğer ülkelerden çok az konuşulur. Türkiye mesela, çok uzak, doğuda. Oysa bir Çanakkale var ortada. Orada muhteşem bir aşama kaydettiniz siz. Ya da Avusturyalıların Çanakkale’ye gelişi onlar için çok önemlidir. Oysa biz o kadar az şey biliyoruz ki bu konularda... İstedim ki bu müzeyle bunları da öğrensin, unutmasın Fransızlar...”

OSMANLI PANTOLONU VE AYAKKABISI ARIYOR

Müze koleksiyonunun en önemli bölümünü, savaşa giren ülkelerin üniformaları oluşturuyor. Kemerinden çizmesine, beresinden düğmesine her detayın peşine düşen Verney’in Osmanlı üniformasını oluşturması hayli zamanını almış. 1968’de Türkiye’de tesadüfen bulduğu ceketi, daha sonra Sırbistan’da rastladığı Osmanlı süngüsü ile kılıcı, İstanbul’da bulduğu kemer tokası tamamlamış. Pantalon ve ayakkabı ise üniformanın eksikleri hâlâ. Osmanlı ordusunun modernizasyonundan sorumlu Alman askerlerinin üniformasını ise Fransa’dan bulup, internetten arayıp çıkardığı kemerle birleştirmiş.“Bazen bir üniformanın üzerinde 30 parça olabiliyor, zaten üniformaların hiçbirini tam olarak bulamadım. Rus üniformasını tamamlamam 20 yılımı aldı. Geçenlerde Rusya’da açılan bir sergiye gönderdik, onlarda bile yok!”

MÜZEDE NELER VAR

İngilizce, Almanca ve Fransızca hazırlanan ses kayıtları ile vitrinlerdeki küçük pankartlar yardımıyla bilgi edinerek gezebileceğiniz müze, 1870’e dönen bir zaman makinesiyle başlıyor. Savaş öncesi ortam, savaşı tekikleyen Saraybosna suikastinde kullanılan silahın bir kopyasıyla devam ediyor. Silahın bir gazete ilanındaki “40 franklık” fiyatı, üç kuruşluk bir silahın milyonlarca kişinin ölümüne nasıl da neden olduğunu düşündürüyor. Ana salona giden yoldaki vitrinler, savaşa giden askerleri temsil eden mankenlerle dolu. Bu arada ana salon, 1914’ten 1918’e geçişin, 19’uncu yüzyıldan 20’nci yüzyıla geçişi sembolize ettiğini, posta güvercinleri ile radyotelefonik döşemelerini, at ile zırhlı araçları, şapka ile kaskı yan yana koyarak gösteriyor. Alman ve Fransız hendekleri, hendek içinde günlük yaşam, çamurda yürüyorsunuz izlenimini veren ses efektleri ve cepheden çevreye baktığınız hissini veren görüntülerle beslenmiş. Cephede sağlık, bakım, kadınların savaştaki rolleri, propaganda amaçlı afiş ve duyurular, dönemin askeri oyuncakları, gaz maskeleri ve 150 parçalık üniforma koleksiyonu görülecek obje ve konular arasında. 1,5 yıllık restorasyondan geçen üniformaları, yeni savaş teknikleri bölümü tamamlıyor: Örneğin gaz savaşının yarattığı yıkım ve bunun için maskelerle alınmaya çalışılan önlemler... Denizcilik, Savaş ve Ordu Müzesi’nden gelen uçak, top, denizaltı torpili gibi parçaların dışında her şeyin Jean-Pierre Verney’in koleksiyonundan geldiği müzede tur, 1939’da sonlanıyor. Küçük bir hatırlatma: Ana salona girişte, vitrindeki mankenlere dikkatle bakın. Yakasında 113 yazılı askerin başı, Verney’in yüz kalıbıyla hazırlanmış.

MEAUX GÖRÜLMEYE DEĞER

Paris’in doğusunda, trenle yarım saat uzaklıktaki Meaux, içinden geçen Seine Nehri’nin kolu Marne’in güzelliği ve Notre Dame ile karşılaştırılan katedraliyle tanınıyor. Yazın başta Hollandalılar ve İngilizler olmak üzere çok sayıda Avrupalı’ya, özellikle yat limanıyla ev sahipliği yapan şehir, Fransızlar’ın ünlü peyniri «brie» ve hardalıyla da ünlü. Meaux’ya giderseniz, ünlü Bossuet Bahçesi’ne mutlaka uğrayın, özellikle bahar ve yaz aylarında bin bir çiçeğiyle göz kamaştırıyor.

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle