GeriKelebek Fetih’i izlerken gözlerim dold
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Fetih’i izlerken gözlerim dold

Fetih’i izlerken gözlerim dold
refid:21030954 ilişkili resim dosyası

6,5 milyonluk gişesiyle Türk sinema tarihinin en çok izlenen filmi olan “Fetih 1453”ün dizisi çekiliyor. Filmin devamı niteliğinde çekilecek dizide Fatih Sultan Mehmet’i yine genç tiyatrocu Devrim Evin canlandıracak.

Adınızı “Fetih 1453” filmiyle duyduk ama aslında uzun zamandır Devlet Tiyatroları’nda oyunculuk yapıyorsunuz, değil mi? 

- Evet, yedi yıldır Devlet Tiyatroları’ndayım. Öncesinde de Şehir Tiyatroları’ndaydım. Ankara Devlet Konservatuvarı mezunuyum. 2007’den bu yana bilfiil yurtdışında da Türkiye’yi temsil ediyorum.   

Son olarak Portekiz’de “Sarha” adlı tiyatro oyununda rol alacağınızı öğrendik. Öncesinde hangi projelerde yer aldınız?

- İtalyan tiyatrosunun önde gelen isimlerinden Eugenio Barba’nın “Medea” projesinde oynamıştım.

Eugenio Barba ile yolunuz nasıl kesişti?

- 2008 yılında Adana Devlet Tiyatrosu’nda, Sabancı Tiyatro Festivali’ne geldiklerinde tanışmıştım. O dönem 22 ülkeden 33 oyuncunun katılacağı bu projeyi hazırlıyordu. Ekibinde Türkiye’den kimse yoktu. Ben konservatuvar yıllarımdan beri Jerzy Grotowski’ye meraklıydım, Barba’nın da bir dönem Grotowski’yle çalıştığını bildiğim için ona bir mektup yazdım ve kendisiyle çalışmak istediğimi belirttim. O da beni “Medea” projesine dahil etti.

Orada yaptığınız çalışmaların buradaki oyunlardan ne gibi farkları vardı?

- Buradaki gibi metin tiyatrosu değildi. Pek çok farklı kültürden ve ülkeden gelen sanatçıların, yetileri doğrultusunda provalar esnasında ortaya çıkardıkları aksiyonlardan oluşan bir üründü.

Doğaçlama diyebilir miyiz?

- Evet, ama belirlenmiş, sabitlenmiş doğaçlamalar.

“SARHA”, İSRAİL-FİLİSTİN MESELESİNİ ANLATIYOR

Peki “Sarha” nasıl bir oyun? Ondan da bahseder misiniz biraz?

- “Sarha”, benim dışımda Filistinli beş oyuncu, Makedonya’dan bir müzisyen ve İngiltere’den bir yönetmenin içinde bulunduğu yapım ayağının Portekiz’de sahneleyeceği bir proje. Temelde İsrail-Filistin meselesini anlatıyor. Bir iç yolculuk, içe dönüş diyebiliriz “Sarha” için.

Farklı bir ülkede, farklı kültürlerden gelen sanatçılarla ortak bir dili konuşmak nasıl etkiliyor sizi?

- Hayata dair bir derdi ortak bir dille çözmeye çalışmak, çoğu zaman aynı dili konuştuğunuz, aynı kültürde büyüdüğünüz insanlarla konuşmaktan daha verimli olabiliyor. Karşılıklı bir aydınlanma oluyor. Yurtdışına gittiğimde, çok ağır koşullarda çalışmamıza rağmen büyük bir enerjiyle Türkiye’ye dönüyorum.

Sanat, dilden daha etkili diyorsunuz o halde...

- Evet, bir sanat eserinde dilin problem olduğunu söylerler, özellikle de tiyatro için. Aslında tam tersi, tiyatroda sorun değildir. Doğru biçimde aktarırsanız, birçok kişi anlattığınız hikâyeyi de, söylediğiniz şarkıyı da anlayabilir. Mesela ben Danimarka’da Aşık Veysel’den “Uzun İnce Bir Yoldayım”ı Türkçe söyledim. Daha sonra bir Danimarkalı genç yanıma gelip “Bu bir yol hikâyesi, değil mi?” diye sordu.

POPÜLİST KÜLTÜRE MALZEME OLMAK İSTEMİYORUM

Gelelim “Fetih 1453”e... Bu filmde sizi Fatih Sultan Mehmet rolünde izlemeyi neye borçluyuz?

- 2009’un temmuz ayında projeye dahil oldum, eylülde de çekmeye başladık. O zamana kadar ben bu meselelerden tamamen uzakta, sanatsal meselelerle alakalı, daha çok sanatsal üretim içinde olmaya çalışan, para kaygısı olmayan bir adamdım. Hâlâ da öyleyim aslında... O dönem askere gidecektim, “Kerkük’ün Çiçekleri” filminin görüşmeleri için İstanbul’a geldim. Aynı gün tesadüf eseri “Fetih 1453”ün kastını yapan insanlarla tanıştım.

Yıldızınız bir anda parladı, “Ya bir anda da sönerse?” diye düşündüğünüz oldu mu hiç?

- Olmadı.

Neden olmadı?

-Öyle olsa, ben orada burada sürekli karşınıza çıkan bir insan olurdum. Ama bugüne kadar hiçbir televizyon programına katılmadım.

Bu bir strateji mi?

- Bu, yapımcı Faruk Abi’nin (Aksoy) ilk bir aylık stratejisi olabilir ama sonrasında da ben istemedim. Popülist kültürün malzemesi olmak istemediğim ve oradan beslenmediğim için, ayrıca zaten bu mesleğe devam eden bir adam olduğum için öyle kaygılarım yok. Bu benim işim, bu işte yeni değilim. Bu ülkede sanat anlaşılmayacak bir noktaya gelir ve tiyatro yapılamazsa asıl o zaman korkarım.

“FİLM TUTTU, DİZİSİNİ YAPALIM” DİYE DÜŞÜNMEDİK

Şimdi de “Fetih 1453”ün dizi projesinde yer almaya hazırlanıyorsunuz. Bu diziye tutmuş bir filmin üzerine yapılan bir iş olarak bakmamak mı gerekiyor?

- Kesinlikle öyle bakmamak gerekiyor. Bu dizi, “Fetih 1453”ün devamı. Film, İstanbul’a girildiğinde bitti. Dizi ise sonraki 28 yılı anlatıyor. Fatih Sultan Mehmet 49 yaşında vefat etti, bu süreç ölümünden önceki 28 yıla tekabül ediyor. Bu süreçte Sırbistan seferi var, Pontus Rum Seferi var, İstanbul’da bir veba salgını var... Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un fethini ana fethin başlangıcı olarak görür. Bu düşüncedeki bir insanın hayatı sürprizlerle doludur. Biz dizide işin bu tarafıyla ilgiliyiz. “Çok tuttu, hadi dizisini yapalım” gibi bir düşüncenin olduğunu zannetmiyorum. Biz bu işe 2009 yılında başladık. Biz başladığımızda Türkiye’de tarihi bir proje yoktu ve bu iş de aşağı yukarı planlanmıştı.

Nasıl başlayacak dizi?

- Hikâyenin öncesini göstermek adına ilk iki ya da dört bölümde filmden bazı sahneler gösterilecek, sonra da dizi versiyonu verilecek.

Çekimler nerede yapılacak?

- 15 Ağustos’ta Beykoz Kundura Fabrikası’na kurulan platoda başlayacağız çekimlere. 10 bin metrekarelik bir alana Edirne Sarayı, Osmanlı pazarı gibi mekânlar kuruldu. İlerleyen dönemlerde Topkapı Sarayı da kurulacak.

TELEVİZYON SEYRETMİYORUM KENDİ İŞİMİ DE SEYRETMEM

Siz tarihi dizileri izliyor musunuz?

- İnan hiç televizyon seyretmiyorum. Büyük bir ihtimalle kendi işimi de seyretmeyeceğim, çünkü tiyatro kayıtlarında da kendimi seyretmiyorum.

Filminizi de mi izlemediniz?

- Filmi mecburen 11 kere izledim. Ve çok etkilendim, gözlerimin dolduğu oldu.

“Çok iyi oynamışım” diye mi düşündünüz?

- Hayır, o yüzden değil. Fatih Sultan Mehmet’in özellikle babasıyla olan sahnesi beni duygulandırdı, yaratmaya çalıştığım karakterin hissiyatı açısından...

Filmin ardından belli ki uzunca bir süre daha Fatih Sultan Mehmet olacaksınız. Etkisinde kalmayın sakın?

- Ben profesyonel bir oyuncuyum, öyle bir şey olmaz. Bu filmi çekerken Aziz Nesin’in “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” oyununda dört tipi birden oynuyordum. Ardından “Yunus Emre” de dahil birçok oyunda rol aldım. Bir oyuncunun “Oradan çıkamadım, buraya giremedim” dememesi lazım. Derse, orada bir arıza var demektir. Konservatuvara girerken de akıl sağlığınıza bakılır...

PARAYI SİNEMADA DEĞİL DİZİDE KAZANIYORSUN

“Fetih 1453”, gişede yapımcısının yüzünü güldürdü, tüm zamanların en çok izlenen Türk filmi oldu. Sizi nasıl etkiledi gişedeki bu başarı?

- Büyük maliyetli bir işin yapımcıya bile geri dönüşü zorken oyuncuya çok büyük paralar kazandırması söz konusu değil. Ama sinema, bir aktörün kariyeri açısından çok önemli. Hele ki nitelikli ve yenilikçi bir işse... Ben bu projeye hiçbir zaman maddi açıdan bakmadım. Parayı sinemada değil, dizide kazanıyorsun.

Siz de diziyi bu yüzden mi kabul ettiniz? “Biraz para kazanayım” mı dediniz?

- Hayır, ben projeme devam ediyorum. Bundan sonra başka bir dizi yaparsam, nitelikli olması kaydıyla bunu konuşabiliriz. İnsanın kendisi ve ailesini için daha güzel ve konforlu bir yaşam istemesi, bunun için çalışması, namuslu bir şekilde olduğu sürece hakkıdır...

YÜZÜKLER KOSOVA’DAN

Bu arada yüzükleriniz dikkatimi çekti. Birinde tuğra, diğerinde de semazen figürü var. Fatih Sultan Mehmet rolünün etkisinden çıkamadınız mı yoksa?

- Hayır tabii ki! Kosova’ya gitmiştik, oranın gümüş madenleri çok meşhur, orada hediye edildi bu yüzükler. Filmle ilgili de yüzüklerim var ama onlar evde.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle