Evlilik kandırmaca!

Güncelleme Tarihi:

Evlilik kandırmaca
OluÅŸturulma Tarihi: Ocak 10, 2012 00:00

Onu ‘Yaprak Dökümü’ ve ‘Hanımın Çiftliği’ dizilerindeki başarılı performansıyla tanıdık. Şu anda vizyonda gösterimde olan ‘Ay Büyürken Uyuyamam’ ve ‘Sümela’nın Şifresi’ filmlerindeki oyunculuğuyla da dikkat çeken Necip Memili’yle, oyunculuğunu ve hayatını konuştuk. Hayata pozitif bakmayı seven ve esprili kişiliğiyle de dikkat çeken oyuncuyla neler kaynattık neler… E, iki Adanalı bir araya gelirse… :)

Haberin Devamı

Milyonlarca kişi sizi ‘Yaprak Dökümü’ ve ‘Hanımın Çiftliği’ dizilerindeki rollerinizle tanıyor. Onlara da değineceğim. Ama önce sinema… Şu an vizyondaki iki filmde varsınız. Biri Şerif Gören’in yönettiği ‘Ay Büyürken Uyuyamam’ diğeri de komedi türündeki Adem Kılıç’ın yönettiği ‘Sümela’nın Şifresi’nde rol aldınız. Şerif Gören’in yönettiği ‘Ay Büyürken Uyuyamam’ filmiyle başlayalım röportajımıza.

Öncelikle çok teÅŸekkür ederim. Evet, büyük usta Åžerif Gören'le ‘Ay Büyürken Uyuyamam' filminde çalışma ÅŸerefine nail oldum. Bu benim için büyük bir onur. Ne kadar spekülasyonlara maruz kalsa da Åžerif Hoca ile çalışmak büyük bir keyifti benim için.Â

‘SÜMELA’NIN ŞİFRESİ’ FİLMİ EKİBİNDE SADECE BEN KARADENİZLİ DEĞİLDİM!

Çekimleri Trabzon’da yapılan, Bir Karadeniz komedisi olan ‘Sümela’nın Şifresi’nde üçkağıtçı ‘Ali Kemal’ karakterini canlandırıyorsunuz. Riskli bir karakter olan bu rolünüzü en iyi şekilde yansıtmak için neleri kesip biçtiniz gözlemlerinizde?
Sümela'nın Şifresi konusu itibari ile diğer filmden farklı. Karadeniz insanını anlatan, durum komiklikleriyle süslenmiş, eğlenceli bir iş. Gişe bunun cevabını verdi diye düşünüyorum. Oynadığım Ali Kemal karakteri sizin de dediğiniz gibi üçkağıtçı, cami hocası olan babasının izinden gidiyormuş gibi görünüp tam tersi yönünde ilerleyen bir adam. Ekipte sanırım sadece ben Karadenizli değildim. Ama gerek oyuncu arkadaşlarım, ağabeylerim olsun gerekse misafirperver, sıcakkanlı Karadeniz insanı olsun beni uçaktan iner inmez komik neşeli bir atmosfere sokuverdi. Güle eğlene  10 günde çekimlerimi tamamladım. Sadece ortama uyum sağlamak sanırım yeterli oldu Ali Kemal'e bürünmeye çalışırken.

Haberin Devamı

Altan Erkekli, Salih Kalyon gibi değerli ustalarla ve Alper Kul, Ruhi Sarı gibi isimlerle oynayarak neler attınız oyunculuk heybenize?
Filmde genelde Salih Ağabeyle (Kalyon) idi sahnelerim, onun gibi bir ustayla oynamak, rolü yaratırken de Karadeniz insanını tanırken de bana büyük renkler kattı. Altan (Erkekli) ağabey, Salih Ağabey ile çalışmak onur vericiydi tabii ki. Ruhi (Sarı) ve Alper de (Kul) oyunculuklarını beğendiğim çok yetenekli arkadaşlarım. Onları diğer işlerinde de takip ediyordum zaten. Aslına bakarsanız ‘Oyuncu oyuncudan beslenip heybeme bir şey atayım’ diye bakmaz. Ama ekip arkadaşlarımın hepsini zaten çok yetenekli bulduğum için keyifli bir süre geçirdik. İşimiz kolay oldu açıkçası.

Haberin Devamı

ÜÇKAĞITÇILARIN İŞLERİ AYAKLARINA DOLANIR!

Filmde üçkağıtçı bir rolü canlandırıyorsunuz. Peki hayatınızda bu tür insanlarla karşılaştığınızda tepkiniz nasıl olur? Nasıl cevap verirsiniz o insanlara?
Üçkağıtçılık insanların alnında yazan bir şey olmadığı için zamanla anlıyorsunuz bu tür insanları. Öğrendikten sonra da  hayatımdan çıkarırım. Bir cevap vermeme gerek kalmaz. Çünkü hayat benim adıma onlara cevap verir zaten, işleri ayaklarına dolanır. Bu çocukluğumdan beri böyle oldu. Tuhaf bir şekilde korunaklıyım aslında bu tür kişilere karşı. Bir üçkağıtçıyı oynaması keyifli ama üçkağıtçı olmak kötü. (Gülüyor)

DRAM, KOMEDÄ°, NE OLURSA OYNARIM!

Komedide de yer alarak oyunculuk yelpazenizin çeşitliliğini… Biz izleyiciler dramı oynamak daha zordur diye düşünürüz oyuncular açısından. Sizce dram mı yoksa komedide de performans göstermek mi daha zor? Neden?
Bir oyuncu için dram ya da komedi daha iyidir, daha kolaydır, daha zordur diye bir şey söyleyemiyorum. Ben oyunculuk yapmaktan çok keyif alan birisi olarak her şeyi, her türü oynarım. En azından elimden geleni yaparım. Siz izleyicilere tabii ki dram daha zor geliyor. Çünkü bizlerin komedi çekerken gülüp, eğlenip iş yaptığımızı sanıyorsunuz. Evet, gülüp eğleniyoruz ama dram çekerken de gülüp eğleniyoruz. Oyunculuk ciddi bir iştir ve gerek dram olsun gerek komedi büyük bir ciddiyetle yapılmalıdır. Ben hiçbirini bir diğerine tercih etmem ve değişmem. Ne olursa oynarım. (Gülüyor)

Haberin Devamı

MONOTONLUKTAN ÇIKMAK ÖNEMLİ. BU AÇIDAN DEĞİŞKEN YANIMI ÇOK SEVİYORUM!

Çok yaramaz bir çocukmuşsunuz. Ev ahalisini güldürmenizle yaşadığınız çocukluk yıllarınızda bugünlerin sinyallerini vermişsiniz.
Ben çocukluk yıllarımda aşırı yaramazdım. Bu yüzden vücudumda bir sürü yara vardır. Her birinin de birbirinden farklı ayrı anıları… Ben ikizler burcuyum ve çok değişken bir yapıya sahibim. Kötü biliyorum ama biraz yalan da söylerim.(Gülüyor) Gerçi bu yanıma dikkat ediyorum. Cem Yılmaz şöyle demişti; yalan söylüyorsun, yakalanıyorsun o halde yalan söylemiş değilsindir. Aslına bakarsanız değilimdir de… Benim için monotonluktan çıkmak önemli. Bu açıdan değişken yanımı çok seviyorum. Bir günüm bir günümü tutmasın zaten.

Haberin Devamı

KARAMSARLIÄžI SEVMEM!

Oyunculuk o yıllarda aklınızın bir köşesinde saklı mıydı?
Benim çocukluğum Adana'da geçti. Zor koşullarda bir çocukluk yaşadım, öyle her şey güllük gülistanlık değildi anlayacağınız. Hayat zordu o yıllarda. Ama yapım gereği karamsarlığı sevmem ve her zaman hayata gülen gözlerle bakmayı severim. Gülen gözlerle bakmak içinse sevdiklerimin mutlu olması yeter benim için. Ben çocukken ailemi ve kendimi mutlu etmek için oyunlar, skeçler, taklitler, komiklikler yapardım. Ama çocukken ‘Ne olmak istiyorsun?’ diye sorulduğunda; ‘Belediyede çöpçü olacağım’ cevabını verirdim. Sanırım maaşı belli, sağlık güvencesi var diye… (Gülüyor) Oyunculuğun bir meslek olduğunu fark etmem lise yıllarıma dayanır. Bunu fark ettikten sonra da zaten profesyonel oyuncu olmak için ne gerekiyorsa yaptım.

Haberin Devamı

Endüstri Meslek Lisesi Elektrik Bölümü’nden mezun olduktan hemen sonra makine montajda çalıştınız. Da, o dönemde tiyatro hangi arada elektriğini veriyor size?
Tiyatro topluluğundan biri bana bizde çay ve dekor taşıyacak birilerine ihtiyaçları olduğunu söylemişti. 3 sene bir süreç yaşadım ben orada. Diksiyonunuz, oyunculuk yeteneğiniz, vücut dilinizi kullanmak, kitap okuma hevesinizin oluşması ve kendinizi her an daha çok geliştirme isteğiniz. İşte tüm bunlar o yıllarda tiyatronun mutfağında gelişti benim için. Sıfırdan başladım ve…

YIKILAN ‘SANAT MERKEZLERİ’ YERİNE DİKİLEN ALIŞVERİŞ MERKEZLERİ İNSANLARI BELLEKSİZLEŞTİRİR, MAKİNELEŞTİRİR!

Bir kültür merkezinde tiyatroda işin mutfağını öğrendiniz. Peki oyunculuğa profesyonel anlamda başlayışınız nasıl ve ne şekilde…
2000 yılında Adana Seyhan Belediyesi Kültür Merkezi'nde amatör olarak başladım. 2003 yılında konservatuvara girerek profesyonel olma yolunda ilk adımımı attım. Bu arada bir şeyi hatırladım. Ne acıdır ki amatör yıllarımda çalıştığım Seyhan Belediyesi Kültür Merkezi muazzam güzellikte, tarihi bir bina olan eski Erciyes Sineması idi ve bizim ülkemizde duymaya alışık olduğumuz bir biçimde o bina yıkılıp yerine alışveriş merkezi yapıldı. Bilinmelidir ki sanat yuvaları insanları iyiye, güzele yönlendirirken yıkılıp yerine dikilen alışveriş merkezleri ise insanları belleksizleştirir, makineleştirir. Yazık!

HER KONSERVATUVAR MEZUNU İYİ OYUNCU DEĞİLDİR!

Konservatuar yılları… Çukurova Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Oyunculuk Bölümü'nde eğitim aldınız. Eğitim şart evet ama son yıllarda alaylı oyuncular da başarılı işlere imza atıyorlar. Siz eğitimli bir oyuncu olarak bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Benim için oyunculuğun alaylısı - okullusu yoktur. Oyunculuk kalp işidir, beden işidir, yorum işidir. Ben konservatuvarda okumayı seçtim. Ama seçmeyen insanlardan oyuncu olmaz diye bir şey yok. Çok beğenerek izlediğim nice alaylı oyuncular var. Okul, insana 4 yılda sadece bir takım teknikleri kazandırır. Alaylı iken el yordamıyla uzun sürelerde bulabileceğiniz teknikleri, deneyimleri okuldayken daha kısa sürede belirli yöntemlerle öğrenirsiniz. Şu da unutulmamalıdır ki; her konservatuvar mezunu da iyi oyuncu değildir!

Çünkü oyunculuk bir yaşam biçimi…
Aynen… Oyunculuk felsefesi olan, hayat boyunca sizinle gelişen ilerleyen bir mesele. Hiç öyle dizilerde izlediğiniz gibi değil yani. Zaten böyle sanki hap gibi minimum 4 yıl konservatuvar okuyup oyuncu mu olunurmuş.

GERÇEK HAYATTA ZORUNUZA GİDEN BİR ŞEY VARDIR. AMA ONUN TEMELİNİ BULAMAZSINIZ!

Oyunculuk; inanmak, inandırmak işi. Bunu başardığınızda insanlara geçiyor bu inandırıcılığınız.
Oynanacak sahne gereği duygulanıyorsunuz, seviniyorsunuz… O karakter ile bir bütün olup o anı içinizde yaşıyorsunuz. İnanın ben de bilmiyorum. Bu işin herhalde %51’lik kısmı gerçekten ne yaptığınızı bilmiyor olmanız. Dikkat edin gerçek hayatta zorunuza giden bir şey vardır. Ama onun temelini bulamazsınız. İşte o duygu size bu yaşatıyor. Ben oyun oynarken çok mu fazla inanıyorum acaba? Bilmiyorum ki. Ben zaten düşünmeye ihtiyaç duymuyorum. Oynuyorum, yaşıyorum.

ORTALAMA OLAN HERHANGÄ° BÄ°R Ä°Åž BENÄ° TATMÄ°N ETMÄ°YOR!

Son üç yıldır yer aldığınız işlere baktığımızda hep ses getiren çalışmalar ve iyi yönetmenlerle çalışmanızın sırları nedir size göre?
İyi niyetim ve şansım… Başta da söylediğim gibi ben korunaklıyım galiba. (Gülüyor) Aslında serüvenim benim de dizilerde bölüm oyunculuğu yaparak başladı. ilk uzun soluklu işim olan ‘Yaprak Dökümü’ dizisinde çalıştığım çok sevgili hocam Mesude Eraslan ve daha sonra ‘Hanımın Çiftliği’ dizisinde çalıştığım ve  kendinden çok şey öğrendiğim, hayatımın sonuna kadar çalışmak isteyeceğim hocam, babam gibi saydığım sayın Faruk Teber bana öyle güzel dünyalar açtı ki bizim sektörde iyi iş nasıl yapılır öğrendim. Tabii benim de aldığım yanlış kararlar oldu zaman zaman. Ama ben en iyinin daha da iyisi olacağını onlardan gördüğüm için sanırım ortalama olan herhangi bir iş beni tatmin etmiyor.

ESKÄ°DEN HERKES TAÅžIN ALTINA ELÄ°NÄ° DAHA SAHÄ°CÄ° KOYUYORMUÅž!

Şerif Gören gibi usta bir yönetmenle çalışırken oyunculuk ve hayata dair ondan öğrendiğiniz en önemli şey nedir?
Çok önemli bir soru bu benim için. Yeşilçam'ın ne olduğunu anlamaya yaklaştım. Şimdi teknik olarak o kadar çok  olanak var ki elimizde. Ama eskiden nice yokluklarla çekilmiş Şerif Gören imzalı filmlerin öykülerini dinledim ilk ağızdan. Evet, teknoloji işimizi kolaylaştırıp bizi hızlandırıyor belki ama sanki o zamanlar daha büyük bir ruh varmış, sanki herkes taşın altına elini daha sahici koyuyormuş gibi geliyor bana. Oyunculuk içinse bu yazılıp okunacak bir şey değil yaşanıp görülecek bir şey.

Öncesinde birkaç dizide rol aldınız ama tabiri caizse ‘Yaprak Dökümü’ ve ‘Hanımın Çiftliği’ dizileriyle patladınız. ‘Yaprak Dökümü’nün sizde ayrı yeri var. Neydi bu iki dizide fark edilmenizi sağlayan şeyler?
Yaprak Dökümü’nün benim için yeri ayrıdır. Çünkü orada kamera nedir, açı nedir, ses nedir gibi çok önemli detayları öğrendim. Yönetmenimiz Mesude Hanım’ın (Eraslan) çok faydası oldu bana. Mesude Eraslan ve Faruk Teber’in yarattığı güzel atmosfer ve benim oynadığım rolleri gerçekten çok sevmem.

OYUNCULUK TANRISAL BÄ°R ÅžEY!

‘Oyunculuk dünyanın en mukaddes işi’ diyorsunuz. Neden bu kadar kutsal oyunculuk sizin gözünüzde?
Benim için oyunculuk tanrısal bir şey. Yazılı bir oyun kişisine hayat verirken gerçekten var olmaya çalışmak, orada ve o koşulda çok kıymetli benim için. Mesela Hanımın Çiftliği dizisinde oynadığım Ramazan karakterini ele alalım. Hayat, Necip için yolunda giderken ve hiç bir sorunu yokken Necip’in Ramazan'a hayat verme sürecinde onun gibi üzülüp, ağlaması, kulaklarına kadar ateş basması, sinirlenmesi, gülmesi muazzam bir deneyim.  Tabii ki set paydos dediğinde ben yine Necip’im ve her şey yolunda. (Gülüyor).

Oyunculuk kariyeri genelde hep birilerinin taklidi ile başlar’ derler. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
(Gülüyor) Öyle şey mi olur canım… Ben tanrısallıktan bahsediyorum sizse bana taklitten… (Kahkahalar…)

Bu taklit konusunu şunun için sordum. Meltem Cumbul ve Demet Akbağ, yıllar önce ‘Oyunculuk kariyeri genelde hep birilerinin taklidi ile başlar’ demiş bir röportajlarında. Bundan yola çıkarak…
Haaa o anlamda… Meltem Cumbul ve Demet Akbağ bu röportajı yaptıklarında ben küçüktüm. (Gülüyor) ‘Oyunculuk kariyeri genelde hep birilerinin taklidi ile başlar’ demişler. Belki çok klişe olacak ama ben de böyle başladım.

TÄ°YATRO YAPMAYINCA KENDÄ°MÄ° EKSÄ°K HÄ°SSEDÄ°YORUM!

Dizi ve sinemanın paralelinde Savaş Dinçer’in Uçurtmanın Kuyruğu adlı oyununda da rol aldınız. Sahnede olmak başka bir haz olsa gerek. Tiyatroya nasıl bulaştınız ve bu oyunda rol alma süreciniz nasıl gelişti?
Caner Cindoruk ile üniversite döneminden hayalimizdi bu oyun. Kısmet okuldan mezun olduktan sonrayaymış. Tiyatroya bulaşmam, dediğim gibi lise dönemlerime denk geliyor. Sonra üniversite, İstanbul'a geliş... Bizim meslekte şöyle bir tabir vardır; ‘Tiyatro oyunculuğun er meydanıdır’ diye. ‘Ben oyuncuyum’ diyen insanları bir de tiyatro sahnesinde izleyin, belki fikriniz değişir. (Gülüyor). Dizi çekerek daha çok seyirci kitlesine ulaşıyor olabiliriz ama bizim yerimiz sahne. Orada çocuk gibi mutluyuz. İnanılmaz bir şey. Bir süredir işlerimizden ötürü ara vermek zorunda kalmıştık ama en kısa zamanda seyirci karşısına tekrar çıkmak istiyorum. Çünkü tiyatro yapmayınca kendimi eksik hissediyorum.

HER ŞEYİ DEĞİŞTİREBİLİRİM!

‘Benim için monotonluktan çıkmak önemli’ diyorsunuz. Peki hayatınızda neleri değiştirmek sizin için gerçekten zordur?
Belki size tuhaf gelecek ama ben her şeyi değiştirebilirim. Değişim iyidir. (Gülüyor)

İNSANLAR KİŞİSEL GELİŞİM UZMANLARINA DÜNYALARCA PARA YATIRIYORLAR, SIRF ‘AN’I YAŞAMAYI ÖĞRENMEK İÇİN!

Oyunculukta ve hayatta bir şeyi düşünmeden ve o an için yapıyormuşsunuz. Peki bunun avantajları ve dezavantajları neler?
Avantajı, ‘an’ı yaşıyorsunuz. İnsanlar kişisel gelişim uzmanlarına dünyalarca para yatırıyorlar, sırf ‘an’ı yaşamayı öğrenmek için. Bence oyunculuğu geçelim sadece ‘an’larımı yaşadığım için bile avantajlıyım. Dezavantajınınsa olduğunu düşünmüyorum ama bazen bu ‘an’ sevdam yakınımdaki sevdiklerimin işini biraz zorlaştırıyor galiba. (Gülüyor)

Çok duygusal bir insanmışsınız. Bu duygusallığınızı oyunculukta ve de hayatta hangi olaylar karşısında nasıl törpülüyorsunuz?
Törpülemiyorum, besleniyorum. ‘An’ı yaşıyorum, bu yüzden duygusallığım bana gerçekten zarar vermiyor. Ben böyle iyiyim. Hayatta hep samimiyete inanırım ve kendimde de buna özen gösteririm. Samimiyetle duygularımı paylaşmak bana kendimi daha iyi hissettiriyor.

AÅžKIN PLANSIZ OLDUÄžUNA Ä°NANIYORUM!

Duygusallıktan bahsetmişken aşkı sormazsam olmaz değil mi? Duygularınızın aşkın başıboş serseriliğinde dolaşmasını sağlayacak kriterler hangi doğrultuda oluyor?
Bunu anlatamam. Çok planlanmış bir şeyden bahsediyorsunuz,

Aaa! Planlayıp programlayıp sormadım aşkı. (Kahkahalar…)
Aşkın plansız olduğuna, plansız yaşandığına inanıyorum.

AŞKI GÖZÜMÜZDE BÜYÜTMEZSEK DAHA SAĞLIKLI İLİŞKİLER KURARIZ!

Nasıl biri, kalbinizin kapısını sevgi ve mutluluk anahtarıyla açar?
Benim kalbim kilitli değil zaten. Aşkı bu kadar büyütmezsek gözümüzde sanırım daha sağlıklı ilişkiler kurarız. Ayakları daha yere basan…

Ayrılık yaşadığınızda acısıyla dibe vuranlardan mısınız yoksa ‘Bitmiştir’ deyip yola devam edebilenlerden mi?
Bir arkadaşımın dediği gibi ‘Giden gitmiştir, gittiği gün bitmiştir. Ben gideni değil giden beni kaybetmiştir.’ (Gülüyor) Ben hayatta her şeye açığım, hiç bir şeye takılıp kalacak kadar uzun bir ömrümüz yok. Öyle değil mi?

HAYATIN ACI ANLARINA ÇOK TAKILMIYORUM!

Öyle de… O zaman şöyle sorayım. Nasıl toparlanır yüzeye çıkarsınız ayrılıklardan ya da bir şey sizi üzdüğünde?
Hayatın acı anlarına gerçekten çok takılmıyorum.

Hangi durumlar ya da olaylar karşısında mantığınız devreye girer peki?
Duygularım kadar mantığımda hep devrededir. Ama mantığım sıkıcı bir mantık olmadığı için sözü daha çok duygularıma bırakır.

EVLÄ°LÄ°K KANDIRMACA!

‘Evlilik hayır, beraber yaşamak, başımın tacıdır.’ diyorsunuz. Nedir sizi evlilikten bu kadar korkutan gerekçeler?
Evlilik toplum için bir gösterge. Ben hayatımı zorunluluk duygusuyla yaşamayı hiç sevmiyorum. Bir şekilde ilişkinizi de sıkıcı hale getiriyor zaten. Ben ancak içimden geldiği müddetçe karşımdakini de kendimi de mutlu edebilirim. Evlilik geleceğe dair verilmiş bir söz ve bir taahhüt. Bence bir kandırmaca. Kimse 5 dakika sonrasını bilemezken bir başka insana sırf o aralar öyle hissediyor diye sonsuza kadar mutluluk sözü veremez. Zaten hayatı yaşamak dediğin şeyin doğasına aykırı. Ben ‘An’ insanıyım ve şimdi böyle iyi.

EVLİLİK SADECE AŞKI DEĞİL HER ŞEYİ ÖLDÜRÜR!

Evlilik aşkı öldürüyor diye düşünenlerdensiniz o halde?
Evlilik sadece aşkı değil her şeyi öldürür bence. (Gülüyor)

İNSAN ÖZÜNDE KÖTÜDÜR VE İYİLİK İRADEYLE KAZANILIR!

Disiplinlisiniz, hesap vermeyi sevmiyorsunuz. ‘Hayatımda önemli olan şey sadece baktığım şeyin özüdür.’ diyorsunuz. Ruhunuzda ve hayatınızdaki gerçek özünüzün ne olduğunu düşünüyorsunuz, şöyle bir durup düşündüğünüzde?
‘İnsan özünde iyidir’ diyenlerin aksine Fransız oyun yazarı, aktör, yönetmen ve şair Antonin Artaud'un bir sözü vardır; ‘İnsan özünde kötüdür ve iyilik iradeyle kazanılır!’ diye. Ben özümde her ne olursa olsun irademle iyi olmaya çalışıyorum. Sadece akşam yastığa kafamı koyduğumda iyi uyumak için bile olsa iyiye hizmet etmek iyi geliyor.

YEMEK DEYİNCE ADANA'NIN ETİ, EGE'NİN YEŞİLLİĞİ!

Yemek deyince akan sular duruyormuş sizin için. O halde en iyi yaptığınız yemekleri sorayım?
Ben yemek yapmayı değil yemeyi severim. (Gülüyor) Özellikle salata yapmayı çok seviyorum. Tabi çok profesyonel anlamda değil ama kendimi aç bırakmayacak kadar da yemek yaparım. Arada sırada mutfağa girdiğimde ise felsefem Adana'nın eti, Ege'nin yeşilliği. İkisinin birleşimi benim damak tadımı oluşturuyor.

KORKULARIMI AŞTIKÇA DAHA MUTLU BİR BİREY OLDUĞUMU KEŞFETTİM!

Nelerdir, mutluluktan uçmanızı sağlayacak şeyler?
Bazı korkularım var benim de. O korkularımı yavaş yavaş aşıyorum. Böylece kendimi daha özgür hissediyorum. Korkularımı aştıkça daha mutlu bir birey olduğumu keşfettim. Ama gerçekten somut bir cevap vermem gerekirse Adana'da ki evimizin avlusunda yaptığımız rakılı, ciğerli, sevdiğim tüm insanların masamızda olduğu pazar kahvaltıları…

İki sinema filmiyle vizyonlardasınız. Peki bundan sonra yapmak istedikleriniz arasında neler var?
Sürprizleri seven biriyim. Hem yapılmasını hem yapmasını… Şimdi beni mutlu etmek için sürpriz yapmama izin verin lütfen. (Kahkahalar…)

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!