GeriKelebek Eşeklik bizde
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eşeklik bizde

Umut Köroğlu, ‘Belki daha önce kullanmışsınızdır’ diye, çekinerek (son derece ince bir davranış bu, yani daha önce yazmışsam da Umut okumamışsa, bana ayıp olur diye düşünüyor, zarafetine teşekkür ederim) bir fıkra göndermiş bana. İnternet fıkralarından ve geyiğinden korkarım bilirsiniz, Reha Muhtar durumuna düşmek istemem, bin yıldır bilinen bir espriyi yeniden yazarak. Ama bu çok güzel, biliyorsanız kusura kalmayın...

Anadolu’da yapılan bir bilimsel çalışma için bir araya gelen bir kimyacı, bir fizikçi, bir jeolog, bir matematikçi ve bir antropolog, şiddetli bir yağmura yakalanınca, yakındaki bir köy evine sığınmak zorunda kalmışlar.

Ev sahibi köylü Tanrı misafirini boş koyar mı, çay yapacağım diye davranmış, kilere gitmiş.

Bu arada, bilimsel heyet mensupları, kurumak ve ısınmak için ortadaki saç sobanın etrafına kümelenmişler de... soba dikkatlerini çekmiş:

Soba, taşların üzerinde, yerden bir metre kadar yükseğe kurulmuş.

Başlamışlar tartışmaya...

Kimyacı: Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış, bence...

Fizikçi: Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiştir, adını koyamasa bile...

Jeolog: Yoo hayır, bence burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan, herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak, yangın olasılığını azaltmayı amaçlamıştır.

Matematikçi: Beyler, bu kadar uzatmaya ne gerek var, adam sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece her tarafının eşit şekilde ısınmasını sağlamış, yani sıcaklığın eşit dağılmasını...

Antropolog: Olabilir ama, bence bu köylü, bir ananeyi devam ettirerek, ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif bir biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı böyle yükseğe kurmuş olabilir...

Her uzmanın kendi alanında bir teori ortaya atışını dikkatle izleyen Türk rehber, o sırada elinde çaydanlıkla geri dönen köylüye sormuş:

- Emmi, yahu, adamlar merak ettiler, bu sobayı niye böyle yerden yükselttin?

- Sorma beyim, demiş köylü, boru yetmediydi de!..

*

Belki de Umut (yahut bu fıkrayı yaratan Türk milleti) ‘Her şeyde bir bit yeniği arayan’, akıl almaz ‘komple’ teorileri yazan biz gazetecileri hafif yollu tiye almak istemiş, ‘basidi karmaşık hale getirmek işinize geliyor, kendinize bir varlık sebebi yaratıyorsunuz’ demek istiyor?!

Eğer öyle ise, ben size aynı mealde bir fıkrayı tekrarlayayım. (Anlattım çünkü...)

Biz böyle ulvî hakikatlerin peşinde koşup, perde arkasındaki alengirli gerçekleri ortaya çıkarırken, millet...

*

Sherlock Holmes ile Dr. Watson kırlarda kamp kurmuşlar. Akşam porselen çay fincanlarıyla çaylarını içip, bir güzel karınlarını doyurmayı da ihmal etmemişler tabii...

Yol yorgunu yatıp uyumuşlar. Bir ara Sherlock uyanmış, Watson’ı dürtmüş telaşla:

- My Dear Watson, Dear Watson uyanın! Bakın şu gökyüzüne ve bana ne gördüğünüzü söyleyin.

- Milyonlarca yıldız görüyorum.

- Bu sizin için ne anlama geliyor peki?

- Astronomi açısından milyonlarca galaksinin, demek ki milyarlarca gezegenin varlığını düşündürüyor. Astroloji açısından, Satürn’ün Aslan burcunda olduğunu. Zaman açısından vaktin sabahın üçü, üç buçuğu olması gerektiğini. İlahiyat açısından, Tanrı’nın ne kadar büyük ve güçlü, insanın ne zavallı bir hiç olduğunu. Meteoroloji açısından yarın havanın güzel olacağını... Bana bunları düşündürüyor. Ya siz ne düşünüyorsunuz, Holmes?

- Sizin bir eşek olduğunuzu düşünüyorum Watson! Biz uyurken birileri üstümüzdeki çadırı yürütmüş...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle