GeriKelebek Erkek jinekolog mesleki deformasyona uğrarsa
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Erkek jinekolog mesleki deformasyona uğrarsa

Bir erkek jinekolog, kadın hastalarını muayene ederken kendi içinde neler yaşar? Çıplak kadın bedeniyle farklı bir atmosferde karşılaşmak, bir doktor olarak değil ama bir erkek olarak onu paradoksa sürükler mi?

Bu soruların yanıtlarını bulmak için birden fazla erkek jinekolog ile görüştüm. Aşağıda isimlerinin yazılmasını istemeyen bu kadın doğum doktorlarının yaşadıkları ‘‘mesleki deformasyon’’u okuyacaksınız.

KADIN FIRLAYIP KAPIYI KİLİTLEDİ.

Panikledim, pencereden atladım


Hocamız, ihtisasa başladığım ilk gün beni odasına çağırdı.

Madem bu mesleği seçtin, hiçbir zaman testislerinin salgıladığı hormonların etkisinde kalmamalısın.

Hocanın uyarısı kulaklarımda yankılandı. Kısa bir soluk molası verdikten sonra öbür kuralları sıraladı:

Sakın hastan soyunurken (Nasıl olsa az sonra çıplak muayene edeceğim) diye yanında durma. İkincisi kadınlar ayaklarının görünmesinden hoşlanmaz, masadayken ayaklarını örtmeyi unutma.

Doğruluğu kanıtlanmış ilkelerdi söyledikleri. Uzmanlığa başladıktan sonra bu tavsiyelere dikkat ettim. Ve hep de yararını gördüm. Sadece bir ders sırasında söylediği, ‘‘Sakın hemşirenin bulunmadığı odada muayene yapmayın’’ tavsiyesini unutmuştum. Ne kadar büyük hata yaptığımı, adli bir vaka nedeniyle polis nezaretinde getirilen 50-55 yaşlarındaki bir kadın öğretti bana.

Kömürlükte bir adamla basılmıştı ama inkar ediyordu. Muayene edince yalan söylediğini anladım. ‘‘Teyze neden doğru söylemiyorsun?’’ dedim. Bu sırada hemşire, dışarı çıkmış farkedememişim. Kadın birden fırlayıp kapıyı kilitledi, çantasından para çıkardı. ‘‘Doktor al şu paraları, raporu düzgün yaz.’’ Genç bir doktor olarak daha önce böyle bir olayla karşılaşmamıştım. Panikledim, o an açık duran pencereden atladım. Bereket oda birinci kattaydı.

O gün bügündür bütün meslektaşlarım gibi ben de hemşire olmadığı zaman asla muayene etmem. Hemşirenin odada bulunması, ortama profesyonel bir kimlik kazandırır. Odadaki ışık, aletler, muayene masası, bu profesyonel ortamın parçalarıdır. Böylesi bir ortam, önünde duran kadın çıplak da olsa onu erotik biçimde algılamama başlıca engeldir.

Tokalaşmayan kadına jinekolojik muayene

Kadınlar çoğu kez o masada estetik bir görüntü sergilemez. Elbette hasta olduğu için gelir, ya vagende enfeksiyon oluşmuştur, ya başka bir problem vardır. Ben de hemen hastalığı nasıl iyileştireceğime yönelik sorularla haşır neşir olurum. ‘‘Mukozada ne var?’’, ‘‘Vagen duvarında neler olmuş?’’ Parametrelerim bunlardır benim.

Kendimi işime öyle kaptırırım ki, bazı kadın hastalar utanıp, eteğini çekiştirdiğinde şaşırırım. ‘‘Ne oldu? Kapı mı açık kaldı? İçerde bir erkek mi var?’’ diye geçiririm beynimden. Benden utanabileceği aklıma gelmez.

Küçük yaştan beri ‘‘Eteğini ört’’ düsturuyla yetiştirilen kadınların doktor karşısında çıplak olmaktan tedirginlik duyması doğal. Hem daha çok okumuş yazmış, üst gelir grubundan kadınlar arasından çıkıyor utananlar. Belli olmuyor, kimi zaman fahişelik yapan kadınlar bile çıplaklıktan rahatsız olabiliyor.

Üstelik utanmaları, benim erkek olmamdan kaynaklanmıyor. Öyle olsaydı, kadınların çoğunun kadın jinekologları tercih etmesi gerekirdi. Ama tam tersine kadınların çoğunda erkek jinekologları seçme eğilimi var. Erkek jinekolog karşısında, hemcinsleri bir jinekoloğun yanında olduğundan daha rahat hissediyorlar kendilerini.

Kimi zaman da sorun, kadınlardan değil eşlerinden kaynaklanıyor. Bir keresinde doğum sancıları çeken karısını kadın jinekolog yok diye başka hastaneye götüren erkeği de gördüm, muayene sırasında içerde kalmak isteyenini de.

Geçenlerde bir çift geldi. Genç kadın çarşaflıydı, odaya girer girmez elimi uzattım. Benimle tokalaşmadı. Canım sıkıldı. Başka bir şehirden kalkıp gelmiş olmasalar o an kovabilirdim. Kocasına döndüm, bağırdım:

- Bu kadın senin yüzünden benim elimi sıkmadı. Az sonra soyunup jinekoloji masasına yatacak, ben onu muayene edeceğim. Tokalaşmamasının ne manası var?

Adam sesini çıkarmadı, başını önüne eğdi. Ben de biraz söylendikten sonra kadına muayene odasına geçmesini söyledim...

Vajina bir anda kutsallaştı acaba hep böyle mi kalacaktı?

Bebeğin başının vajinadan çıktığını gördüğüm an donakaldım. O ana kadar, genç bir erkek olarak sevişmekle özdeşleştirdiğim vajinadan bir bebek geliyordu! Vajina, dünyaya bir yaşam armağan ediyor, yaratıyordu! Büyülendim. Benim için ‘‘kutsal’’ bir organ haline geldi bir anda. Öyle etkilenmiştim ki, birkaç gün ereksiyon olamadım. Merak ettim, doğumu birlikte izlediğimiz iki arkadaşımı telefonla aradım:

Yahu doğumu gördüğüm andan beri ereksiyon olamıyorum, sende durum ne?

Onların yanıtları beni rahatlattı. Bende bir gariplik yoktu, onlar da aynı şekilde etkilenmişler, ereksiyon olamıyorlardı. Doktor adayı üç genç olarak, bu problemden bir hafta kadar sonra kurtulup normale döndük. Sonra o iki arkadaşım kadın doğumcu olmamaya karar verdiler. Bense tam tersine kadın doğumculuğu seçtim.

En çapkın erkek yaşamında kaç vajina görür

Elbette ihtisas yıllarımda erkek yanımı izole etmek konusunda çelişki yaşamadığımı söyleyemem. Zamanla sorun kendiliğinden çözüldü, mekanik bir tarz edindim. Cinsel yaşamımı normal olarak sürdürdüm ama cinsellik anlayışım değişti. Vajina özel yaşamımda kadın bedeninin ‘‘erotik’’ çağrışımları olan, cinsellik ifade eden bir parçası olmaktan çıktı. Onun yerini başka organlar aldı, kulak memesi, diz kapağı vs. Sanırım diğer meslektaşlarım için de böyledir. Çünkü vajina bana heyecan vermiyor. Bu da normal olsa gerek. Düşünün, en çapkın erkek yaşamında kaç vajina görür? Ondur, yirmidir, bilemedin yüzdür. Halbuki ben şimdiye değin binlerce vajina gördüm. 40-50 bin olmuştur herhalde. Eh, bu kadar çok görünce sıradanlaşması da kaçınılmaz. Vajinanın benim için ne kadar sıradanlaştığını bir kadını muayene ederken farkettim. O gün işe çok keyifli başlamıştım. Hasta sayısının fazlalığı, bir odadan öbürüne koşturmak bile neşemi bozmadı.

Tecavüze uğrayanlar ölümüne korkar

Bir de jinekolojik muayeneden korkanlar vardır. Bu kadınların bazıları, geçmişte kötü muayene anıları yaşamışlardır. Ama tecavüze ya da cinsel tacize uğramış kadınların yüzde 90'ı, muayeneden ölümüne korkarlar. Jinekolojik muayene ile tecavüz arasında nasıl bir benzerlik görüyorlar bilemesem de tecavüze ya da tacize uğramış olan kadınları hemen anlıyorum.

Artık şunu biliyorum, ülkemizde tecavüz ve taciz hayli yaygın. Gerçekte olan vakaların çok azı açığa çıkıyor; kadınlar çoğu kez yaşadıkları tecavüzü gizlemek zorunda kalıyorlar.

Yine de kadınların güçlü olduğunu gördüm. Bir jinekolog olarak kadınları, hiçbir erkeğin tanıyamayacağı kadar yakından tanıyorum ve diyebilirim ki, en inanmış feministler jinekologlardır. Çünkü jinekologlar, kadınların gücünü tarafsız gözle görme şansını elde eder.

Ben bu şansı elde ettim. Gördüm ki, kadınlar hem fizyolojik, hem de ruhsal olarak erkeklerden daha güçlüler. Erkeklerin darmadağın olacağı büyük travmalardan sonra bile kendilerini çok çabuk toparlayabiliyorlar.

Belki de onları bu denli güçlü yapan, doğumun getirdiği o müthiş fizyolojik değişime dayanabilmeleri. Doğum gerçekten sıkıntılı bir dönemdir, o sıkıntı hali bir erkek yaşasa intihar eder herhalde.

KADINLARI ÇIPLAKLIK DEĞİL MASA TEDİRGİN EDER

Kadınların asıl tedirginlikleri, çıplaklıktan değil de jinekoloji masasının kendisinden kaynaklanır. Bir çok kadından duydum, ‘‘Ah bir dişçi koltuğu, bir de sizin masa’’ derler.

Bir gençle gece diyaloğu

- Biz bu akşam kız arkadaşımla yemeğe gittik

- Olabilir!

- Şarap da içmiştik. Biraz sarhoş olduk.

- Eee..

- Sonra benim eve gittik, birlikte olduk.

- İyi de bunun benimle ilgisi ne kardeşim?

- Ama kız arkadaşım bakireymiş. Şimdi kanaması durmuyor.

- Buraya getir bakayım.

- Getiremem. Ailesi duyarsa kötü olur.

- Merak etme ben gizli tutarım.

- Olmaz, burada yapabileceğim bir şey söyle.

- O zaman tütün bas kardeşim!

PorShe teslim edilen tamircinin ruh hali

Bir kadınla bir erkek karşılaştığında cinselliğin hiç olmadığı an hangisidir, diye sorulsa hiç tereddüt etmem, bir kadının erkek jinekoloğun masasında yattığı andır, derim. Hani diyelim Porsche marka gıcır gıcır spor bir arabayı kim görse iç geçirir, o arabaya binip sürmek ister ama aynı arabayı götürdüğünüz bir tamirci için o araç, tamir edilecek herhangi bir araç olmaktan öte bir anlam ifade etmez. O güzelim arabayla ilişkisi son derece profesyoneldir. Ben de tıpkı o tamirci gibi masadaki kadınla ilgilenirken profesyonel ve duygulardan arınmış bir erkek olarak davranırım. Daha doğrusu bir teknisyen gözüyle bakarım ona. Güzel, çok hoş bir kadın ise karşımdaki, en fazla ‘‘Güzel bir kadın’’ diye düşünsem de hemen işime konsantre olurum.

NE ŞARKI SÖYLÜYON ŞEYİME?

Köylü bir kadını muayeneye ediyordum ki, aniden bağırdı. ‘‘Ne şarkı söylüyon şeyime?’’ Anlamadım. Hemşirenin yüzüne baktım, başını salladı. Yok canım falan deyip geçiştirdim. Ama kıpkırmızı olmuştum. Kadın gidince hemşireye sordum: ‘‘Ne yaptım ben?’’ Gülerek anlattı halimi. Odaya ellerim cebimde şarkı mırıldanarak girmişim. Kadını muayene ederken de şarkıyı sürdürmüşüm. Hemşire kaş göz işaretiyle beni uyarmak istemiş ama farketmemişim! Olanı öğrenince, ‘‘Demek kendimi bu denli soyutlayabiliyorum’’ diye düşündüm. İşimin kadın cinsel organıyla ilgili olması değiştirmiyordu durumu!

Yorumları Göster
Yorumları Gizle