GeriKelebek Erkek giyiminde öncü marka
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Erkek giyiminde öncü marka

Erkek giyiminde öncü marka
refid:13566046 ilişkili resim dosyası

Faruk Saraç, Urfa'dan çıktığında futbolcuymuş. Bugün ise erkek giyiminde öncü bir marka.

Hem de terzilik ya da moda üzerine hiçbir eğitim almadan zirveye ulaşmış bir isim. Kendisini modacı değil, tasarımcı olarak adlandıran Saraç’a göre başarısının sırrı kumaşların dilini bilmesinde.

Annemi bayramda kaybettim
Urfa’dan çıkınca iki şansın vardır: Ya sesi güzel ya da kebapçı olursun. Hele modacı hiç olmaz. Ben rastlantılara çok inanırım. Eğer annem ölmemiş olsaydı bugün belki ben Urfa’da kalmıştım çünkü annem beni bırakmazdı. Annemi bir 23 Nisan günü kaybettim. Törenden döndüğümde annemin tabutu kapının önündeydi. 11 yaşındaydım. Şimdi bütün bayramlarım hep ezik geçer. Bayramlar bana hüzün getirir. Çocukluğumda sevgiyi çok fazla görmedim. Bir ramazan günüydü. Evde yemek yoktu. Mezarlığa gidip, “Anne kalk bana yemek yap” dedim. Babam o zaman daha yeniden evlenmemişti.

Menisküs olunca bıraktım
O zamanlar tek bildiğim futboldu. Top oynamayı çok seviyordum. Urfa Spor Genç Takımı’nda oynuyordum. 1972’de liseden mezun olana kadar genç takımdaydım. Daha sonra A takımına yükseldim. O zaman Hamdullah (Düşünceli) Hoca “Sen çok zayıfsın. Et yiyor musun?” diye sordu. “Yok efendim hatta lahmacunun üzerini sıyırıyorum!” dedim. “Olmaz, beslenmen lazım” deyince lahmacunu sıyırıp yemekten vazgeçtim. Evin önündeki duvara devamlı sol vurarak sol ayağımı geliştirdim. İstanbul’a gelince önce Tophane Tayfun’da oynadım.

200’e yakın defile yaptım
25. yılım için kainatı temsil eden 99 mankenle müthiş bir koleksiyon hazırladım. Edremit’i girişinden çıkışına kadar giydireceğim. Bugüne kadar 200’e yakın defilem var.

Etiketimi kendim yarattım
Baktım yabancı tasarımcılar, Giorgio Armani gibi hep kendi adlarını koyuyorlar. Ben de Faruk Saraç etiketini yarattım. Bir akşam televizyonda Efe Özal evleniyor diye bir haber gördüm.  Düğünün yapılacağı Swissotel’den bir dükkân aldım. Bir müşteri kumaşını getirip dikmemi istedi. Evden ütü getirdim, makine başına usta koyduk. Haute couture olarak, kişiye özel olaya öyle başladık. “Ben kadını, vücut olarak hep çarşafın altında gördüm. Onun için hep erkek giyiminde 30 yaş ve üstü insanlara hitap ettim.

Sınavda kopya çektim
Üniversite imtihanlarına geldiğimde İngilizce olarak sadece help’i (imdat) biliyordum. Sınavda yanıma bir hanımefendi düştü. O ne yazdıysa ben de onu yazdım. Demek istediği bölüm İngilizceymiş. Hakikaten yüksek bir puan geldi. Eğitim enstitüsünün İngilizce bölümüne yazıldım. Sonradan Marmara Üniversitesi oldu. 

Salata bilmiyordu
Eşimin elini bile tutmadan görücü usulü evlendim. Yolda, “Salata nasıl yapılır?” dediğimde “Tek çeşit” diye cevap verince “Ben ne yaptım” dedim. 20 yıl evli kaldık, üç sene önce boşandım. Sevgi yoktu.

Hamamda kese sefası
50 yaşından sonra kendi kendimi mutlu etmeyi öğrendim. Sığındığım liman Sofular hamamında kese yaptırmak. En büyük hobim bu. Haftada bir muhakkak giderim.

Sigara her şeye evet diyen bir arkadaş
Hâlâ soyadını söyleyemeyecek kadar utangaç bir insanım, açılışlara yalnız gidemem utanırım. Sigarayı bırakmamamın sebebi her şeye evet diyen iyi bir arkadaş olması. Ama en yakın dostum işimdir. İçki kullanmam. Kitap okumayı sevmem, toplasanız  10 kitap okumamışımdır.

Cem Özer’in bordo takımı anormal ilgi gördü
Bugüne kadar reklama tek kuruş para ödemedim. Türkiye’ye barter’ı (takas) ilk getiren benim. Swissotel’deki mağazamı yeni açmıştım. Cem Özer gelip bordo bir kadife takım aldı. Star’daki programında anormal ilgi görmüş bu elbise. Ertesi gün beni aradı. Pratiğimdir: “Sana kıyafet hazırlayayım, programda benden bahset, sonuna da kostüm olarak adımı yaz” dedim. Sonra başka dizilere, starlara elbise verdim.

Yer sarı gök mavi
Liseye kadar hayatım Urfa’da geçti. Hep sarı giyiyordum. 60-65’lerde Urfa daha da sıcaktı. Top oynadığımız sahalar da hep topraktı. Yeşili hiç görmedim. Yer sarı, gökyüzü mavi. Koleksiyonlarımda da hep sarı ve mavi vardır.

Kumaşla konuşurum
Bende hâlâ stilist, modelist yoktur. Bilgisayar da bilmem, çizimimi kendim elle yaparım. Ne ders aldım ne de yurtdışına gittim. Kendimi eğittim. Bu işte insanın çok iyi bir gözü, çok iyi bir parmak ucu olmalı. Kumaşı elime aldığımda okşarım. Ne yapacağımı, ne olacağını söyler bana.

Hikmet Çetin’e ben teklif ettim
Hikmet Çetin, Swissotel’den müşterimizdi. Meclis başkanıyken bir gün siren sesleri arasında gelip beni aldı, Dolmabahçe’ye götürdü. Orada kendisine Cumhuriyet’in 75.kuruluş yıldönümü etkinliklerini sundular. Beğenmedi, projeyi iptal etti. “Abi Atatürk’ün kıyafetlerinden Dolmabahçe’de defile yapsak” dedim. Kabul etti. Beş ayda senaryo yazıldı, kıyafetler ve müzik hazırlandı. Sarı Zeybek koleksiyonu öyle çıktı. Kendimle gururlandığım gecelerden biridir. Tarihinde ilk kez Anıtkabir’de defile yaptık. Ardından “Padişahın esvabı”, “Geçmişten günümüze polis” defileleri geldi. Bunları yapmak için kostüm tarihini iyi bilmek gerekli. Roma’dan Mısır’a kadar dönem filmlerini anormal izlerim.

Tene göre renk fiziğe göre model
Atatürk’ün hiç lacivert elbisesi yoktur. Hepsi siyahtır. Çünkü liderler hep siyah giyer. Genç kuşaklar tamamen marka giyiyorlar. Daha özgürler. Eski kuşaklar utangaç. Bana göre moda, insanın kendi tenine göre renk seçimi, fiziğine göre de model seçimidir.

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle